Banner Image

1. Özet

Kılavuzun orijinal haline, asterisk ve diğer tüm kaynakçaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Bu 2025 İleri Yaşam Desteği (Advanced Life Support, ALS) Kılavuzları’nda Amerikan Kalp Derneği, kardiyak arrest, solunum arresti ve yaşamı tehdit eden kardiyovasküler aciller yaşayan erişkinlerin resüsitasyonu ve yönetimi için kapsamlı öneriler sunmaktadır. Yapılandırılmış kanıt incelemeleri ve en güncel klinik araştırmalara dayanan bu kılavuzlar, sağkalımı ve hasta sonuçlarını optimize etmeye yönelik kanıta dayalı stratejiler ortaya koymaktadır. 2025 kılavuzları; ventriküler fibrilasyon, nabızsız ventriküler taşikardi, asistoli ve nabızsız elektriksel aktivite dâhil olmak üzere kardiyak arrest tedavisine, ayrıca hızlı ventriküler yanıtlı atriyal fibrilasyon ve flutter gibi peri-arrest durumlarına yönelik yaklaşımlar sunar. Defibrilasyon, elektriksel kardiyoversiyon, ileri hava yolu yönetimi, ilaç tedavileri ve intravenöz damar yolu açılmasına ilişkin öneriler yer almaktadır. Buna ek olarak, çift ardışık defibrilasyonun, baş-yukarı kardiyopulmoner resüsitasyonun ve ileri yaşam desteği ortamında yatak başı ultrasonografinin kullanımına yönelik rehberlik sağlanmaktadır. Resüsitasyonun sonlandırılması (termination of resuscitation) kuralları, acil tıp hizmetleri profesyonelinin uygulama kapsamına göre karar vermeyi yönlendirecek şekilde rafine edilmiştir. Son olarak, bu kılavuzlar, uygun tedavi stratejilerinin zamanlamasını belirlemek için nedensel aritmiler ile sekonder aritmilerin ayırt edilmesinin önemini de vurgulamaktadır.

2. Erişkin İleri Yaşam Desteği için En Önemli 10 Çıkarım

Erişkin İleri Yaşam Desteği İçin “Top 10” Ana Mesaj

  1. Klinik stabilitenin hızlı bir değerlendirilmesi, uygun ileri yaşam desteği (ALS) tedavisini yönlendirmek için esastır; bu kılavuzlar, kötü organ perfüzyonunun instabilite olarak nasıl ortaya çıktığını daha ayrıntılı biçimde açıklamaktadır.

  2. Atriyal fibrilasyon ve atriyal flutter’ın kardiyoversiyonunda daha düşük ayarlara kıyasla daha yüksek ilk şok enerjileri (≥200 J) tercih edilmelidir.

  3. Güncellenmiş resüsitasyonu sonlandırma (TOR) kılavuzları; kural uygulamasının acil tıp hizmetlerinin (EMS) uygulama kapsamına (temel yaşam desteği [BLS], ALS veya evrensel TOR kuralı [UTOR]) göre yapılmasını vurgular ve son-tidal karbondioksitin (ETCO₂) tek başına resüsitatif çabaları sonlandırmak için kullanılmaması gerektiğini belirtir.

  4. Şok-dirençli ventriküler fibrilasyonda (VF) vektör değişimi (VC) ve çift ardışık defibrilasyonun (DSD) yararlılığı kanıtlanmamıştır; ancak bu tekniklerin, hasta uygunluğunun ve şok iletimini optimize edecek yeni teknolojilerin daha ileri araştırılması gereklidir.

  5. Baş-yukarı kardiyopulmoner resüsitasyonun (CPR) kullanımı, uygun katılımcı korumalarının sağlandığı titiz klinik araştırmalar dışında önerilmemektedir.

  6. Daha iyi etkinliğe sahip modern eşdeğerleriyle yer değiştirmiş, güncelliğini yitirmiş veya olağanüstü uygulamalara ilişkin öneriler (örneğin, arrest sırasında yerinde bulunan endotrakeal tüp yoluyla ilaç verilmesi) kaldırılmıştır.

  7. Kardiyak arrest sırasında deneyimli profesyoneller tarafından yatak başı ultrasonografinin (POCUS) kullanımı, resüsitatif çabaları (yani CPR’yi) kesintiye uğratmadan yapılabiliyorsa, geri döndürülebilir nedenlerin tanısı için düşünülebilir.

  8. Polimorfik ventriküler taşikardi her zaman instabildir ve derhal defibrilasyonla tedavi edilmelidir; çünkü şok uygulamasındaki gecikmeler sonuçları kötüleştirir.

  9. Kardiyak arrest sırasında ilaç uygulaması için intravenöz (IV) damar yolu birinci basamak tercihtir; ancak IV erişim mümkün değilse veya gecikiyorsa intraosseöz (IO) erişim makul bir alternatiftir.

  10. Aritmiler hem klinik instabilitenin nedeni hem de bir yansıması olabilir. Bu instabilitenin yakın nedeninin değerlendirilmesi, bu kılavuzların en yerinde kullanımını yönlendirecektir.

3. Önsöz

Amerika Birleşik Devletleri’nde kardiyak arrest, önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Acil tıbbi hizmetler (EMS) tarafından tedavi edilen hastane dışı kardiyak arrestin (OHCA) yıllık insidansı, 100.000 nüfus başına 83,4 kişidir.¹ Resüsitasyon bilimi, eğitim ve bakım sistemlerindeki gelişmelere rağmen, EMS tarafından tedavi edilen OHCA sonrasında hastaneden taburculuğa kadar sağkalım oranı yaklaşık %10 düzeyinde kalmaktadır. Yüksek kaliteli CPR ve zamanında defibrilasyon gibi acil girişimler, sonuçların iyileştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Hastane içi kardiyak arrest (IHCA), hastanede yatan erişkinlerin yaklaşık her 100’ünden 1’inde görülmektedir. Veriler, bu hastaların yaklaşık %72,2’sinde spontan dolaşımın geri dönüşünün (ROSC) sağlandığını ve hastaneden taburculuğa kadar sağkalım oranlarının yaklaşık %24,2 olduğunu göstermektedir. Taburcu edilen sağ kalanlar arasında, yaklaşık %85’inin nörolojik sonuçları olumludur. Bu istatistikler, hem hastane öncesi hem de hastane içi ortamlarda; ileri hava yolu yönetimi, farmakolojik tedaviler ve koordineli postresüsitasyon bakımı dâhil olmak üzere ALS girişimlerinin önemini vurgulamaktadır. Uluslararası Resüsitasyon Bağlantı Komitesi (ILCOR), daha iyi sonuçlar için üç kritik bileşeni tanımlayan “Sağkalım Formülü”nü vurgular: sağlam bilime dayanan kılavuzlar, resüsitasyon profesyonellerinin etkili eğitimi ve iyi işleyen bakım sistemleri.² 2025 ALS kılavuzları, en güncel kanıtları entegre ederek, ALS profesyonelleri için yüksek kaliteli eğitimi teşvik ederek ve yaşam kurtarıcı acil kardiyovasküler bakımın sağlanması için gerekli kritik kararları tanımlayarak bu ilkeler üzerine inşa edilmiştir. Bu doküman, titiz kanıt değerlendirmeleri ve uzman görüş birliğine dayanarak, Amerikan Kalp Derneği’nin (AHA) ALS girişimlerine ilişkin önerilerini ortaya koymaktadır. Öneriler, ALS profesyonellerinin yetki alanı ve uygulama kapsamına göre uyarlanmış olup, sağkalımı ve fonksiyonel iyileşmeyi artırmaya odaklanmaktadır. 2025 ALS kılavuzları, resüsitasyon bilimindeki sürekli ilerlemeler için bir çerçeve sunmayı ve gelecekteki araştırma ve yenilik alanlarını vurgulamayı amaçlamaktadır.¹

4. 2025 ALS Kılavuzlarına Giriş

4.1. Kılavuzların Kapsamı

2025 ALS kılavuzları, erişkin kardiyak arrest ve yaşamı tehdit eden kardiyovasküler acillerin yönetiminde görev alan sağlık profesyonelleri için kanıta dayalı öneriler sunmaktadır. Bu kılavuzlar, resüsitasyon tekniklerinde ileri düzey eğitime sahip profesyonellere yönelik olarak hazırlanmış olup; sağkalımı ve nörolojik sonuçları optimize etmeye yönelik geniş bir farmakolojik ve cihaz temelli tedavi yelpazesini ve kritik girişimleri içermektedir. Bu doküman, ayrı olarak yayımlanan 2025 BLS kılavuzlarını tamamlayıcı niteliktedir. BLS kılavuzları; halk kurtarıcılar ile BLS ve ALS eğitimi almış sağlık profesyonelleri için temel resüsitasyon uygulamalarını ele almaktadır. Önemli olarak, ALS kılavuzları; hastane öncesi resüsitasyonu, hastane içi resüsitasyonu ve resüsitasyonun başarısız olduğu durumlarda resüsitasyonun sonlandırılmasına (TOR) ilişkin önerileri kapsamaktadır. Literatürde “spontan dolaşımın geri dönüşü” (return of spontaneous circulation, ROSC) ile “dolaşımın geri dönüşü” (return of circulation) terimlerinin farklı şekillerde kullanıldığı kabul edilmektedir. Bu kılavuzlar kapsamında; CPR sonrasında dolaşım mekanik yollarla (örneğin ekstrakorporeal membran oksijenasyonu) sağlandığında “dolaşımın geri dönüşü”, kardiyak fonksiyon sonucunda sağlandığında ise “ROSC” terimi kullanılmaktadır. ALS resüsitasyon profesyonellerinin eğitimiyle ilgili özel öneriler Bölüm 12: Resüsitasyon Eğitim Bilimi¹’de; ALS profesyonellerinin veya girişimlerinin bakım sistemlerine entegrasyonuna ilişkin öneriler Bölüm 4: Bakım Sistemleri²’de; ROSC sonrası erişkin hastanın bakımına yönelik öneriler Bölüm 11: Kardiyak Arrest Sonrası Bakım³’te; ALS bakımının verilmesi veya verilmemesine ilişkin etik hususlar ise Bölüm 3: Resüsitasyonun Etik Boyutları⁴’te sunulmaktadır.

4.2. Yazım Grubunun Organizasyonu

ALS Yazım Grubu; acil tıp, acil tıbbi hizmetler (EMS), kardiyoloji, yoğun bakım, halk sağlığı, hemşirelik ve eğitim alanlarından uzmanların yanı sıra American Heart Association (AHA) personeli ve bilim editörlerinden oluşmuştur. Üyeler, kılavuz geliştirme sürecinin tarafsızlığını sağlamak amacıyla AHA politikalarıyla uyumlu olarak görevlendirme öncesinde ve görevlendirme süresince her 90 günde bir olası çıkar çatışmalarını beyan etmiştir. Yazım grubu üyelerine ait beyan bilgileri Ek 1’de yer almaktadır.

4.3. Metodoloji ve Kanıt İncelemesi

Bu kılavuzlar, ALS Yazım Grubu tarafından yürütülen kanıt değerlendirmelerine dayanmaktadır.⁵ Kanıt inceleme süreçleri; sistematik derlemeleri, kapsam (scoping) derlemelerini ve yıllık odaklanmış kanıt güncellemelerini içermektedir. Bu çalışmalar; International Liaison Committee on Resuscitation (ILCOR), bağlı kuruluşlar ve bireysel Yazım Grubu üyeleri tarafından hazırlanarak sağlam ve şeffaf bir kılavuz geliştirme sürecini desteklemiştir. Her bir süreç, literatürün ayrıntılı biçimde tanımlanmasını ve Yazım Grubu üyeleri arasında kapsamlı tartışmaları içermiş, böylece kılavuzların oluşturulmasını kolaylaştırmıştır. Kanıt değerlendirmesine ilişkin ayrıntılar Bölüm 2: Kanıt Değerlendirmesi ve Kılavuz Geliştirme⁶ bölümünde yer almaktadır.

4.4. Öneri Sınıfı ve Kanıt Düzeyi

2025 ALS kılavuzlarındaki her bir öneri, gücünü yansıtmak üzere bir Öneri Sınıfı (Class of Recommendation, COR) ve bir Kanıt Düzeyi (Level of Evidence, LOE) ile derecelendirilmiştir. LOE; mevcut kanıtların kalitesi, miktarı, ilgililiği ve tutarlılığına dayanmaktadır. COR belirlenirken, Yazım Grubu LOE’nin yanı sıra; sistemle ilgili konular, ekonomik faktörler ve eşitlik, kabul edilebilirlik ve uygulanabilirlik gibi etik faktörleri de dikkate almıştır. Her bir COR ve LOE için kriterler Tablo 1’de açıklanmaktadır. Daha ayrıntılı açıklama için Bölüm 2: Kanıt Değerlendirmesi ve Kılavuz Geliştirme⁶ bölümüne bakınız.

4.5. Kılavuz Yapısı

2025 ALS kılavuzları, modüler yapıda olan ve belirli klinik konuları ele alan bölümler halinde düzenlenmiş bilgi parçacıklarından (knowledge chunks) oluşmaktadır.⁷ Her modül; bir öneriler tablosu, kısa bir özet, destekleyici gerekçe ve kaynaklar içermektedir. Akış şemaları ve tablolar, klinik karar verme sürecinin basamaklı yapısını netleştirir; hiperlinkli kaynaklar ise ilgili çalışmalara ve kaynaklara erişim sağlar.

Doküman İncelemesi ve Onay

2025 ALS kılavuzlarının her bir bölümü, alanında uzman kişiler ve bağımsız hakemler tarafından titiz bir incelemeden geçirilmiştir. Tüm kılavuzlar, yayımlanmak üzere American Heart Association (AHA) Bilimsel Danışma ve Koordinasyon Komitesi ile AHA Yürütme Komitesi tarafından gözden geçirilmiş ve onaylanmıştır. Hakemlere ait çıkar çatışması beyan bilgileri Ek 2’de listelenmiştir.

5. Yardımcı Dalga Formu Teknolojisi (Ancillary Waveform Technology)

Özet

KPR (Kardiyopulmoner Resüsitasyon), göğüs kompresyonlarının elektrokardiyogram (EKG) üzerinde oluşturduğu artefakt nedeniyle altta yatan ritmin yorumlanmasını zorlaştırır. Bu durum, bir sonraki bakım adımının planlanmasını güçleştirir ve hastanın varsayılan, ancak gerçek olmayan altta yatan ritmine dayanılarak ampirik (körlemesine) ilaç tedavileri verilmesi halinde potansiyel olarak gecikmelere veya yanlış yönlendirilmiş tedavilere yol açabilir. Ritim analizi için harcanan süre aynı zamanda KPR’yi de kesintiye uğratır. Devam eden KPR sırasında altta yatan ritmi belirlemeye yönelik artefakt filtreleme ve diğer yenilikçi teknikler, bu zorlukların üstesinden gelebilir; göğüs kompresyonlarındaki kesintileri en aza indirirken tedavileri daha iyi yönlendirmek için tanısal bir avantaj sağlayabilir.1–6 Ancak bu tekniklerin rutin kullanım öncesinde daha fazla test edilmesi ve doğrulanması gerekmektedir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

Teorik avantajlarına rağmen, hiçbir çalışma artefakt filtreleme teknolojilerini gerçek zamanlı klinik bir ortamda değerlendirmemiş veya mevcut resüsitasyon stratejileriyle karşılaştırıldığında klinik etkinliklerini doğrulamamıştır. Günümüzde filtreleme algoritmaları yalnızca görsel (manuel) ritim yorumlaması için kullanılmakta olup, devam eden KPR sırasında otomatik eksternal defibrilatörlerde (AED) otomatik VF/VT ritim tespiti için kullanılmamaktadır. Bu teknolojilerin rutin klinik uygulamaya girmesinden önce daha ileri araştırmalar ve klinik doğrulama gereklidir.7 VF (ventriküler fibrilasyon) dalga formunun elektriksel özelliklerinin zamanla değiştiği bilinmektedir.8 VF dalga formu analizi, resüsitasyon sürecinde defibrilasyonun veya diğer tedavilerin başarısını öngörmede değerli olabilir.9–11 Gerçek zamanlı olarak VF dalga formunun prognostik analizine dayalı tedavilerin belirlenmesi, heyecan verici ve gelişmekte olan yeni bir araştırma alanıdır. Ancak, öngörücü analizlere dayanarak şok veya diğer tedavilerin uygulanmasını başlatan ya da erteleyen bir yaklaşımın geçerliliği, güvenilirliği ve klinik etkinliği şu anda belirsizdir. Standart “önce şok” protokolü ile dalga formu analizine dayalı şok algoritmasını karşılaştıran tek prospektif klinik çalışma, istatistiksel olarak yetersiz güce sahip olmakla birlikte, ROSC açısından fark göstermemiştir.12 Yazım grubunun görüş birliği, resüsitasyon bakımını yönlendirmek için dalga formu analizinin rutin kullanımını destekleyecek yeterli kanıtın şu anda bulunmadığı yönündedir; ancak bu alan, klinik doğrulama içeren daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulan ve teşvik edilen bir konudur.
Yardımcı Dalga Formu Teknolojisi İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
2b
C-LD
1. Kardiyak arrestteki erişkinlerde göğüs kompresyonları sırasında elektrokardiyogram ritimlerinin analizine yönelik artefakt filtreleme algoritmalarının etkinliği ortaya konmamıştır.
2b
C-LD
2. Kardiyak arrestli erişkinlerin akut yönetimini yönlendirmede VF dalga formu analizinin etkinliği ortaya konmamıştır.

6. Erişkin Kardiyak Arrest Algoritmaları

AHA: Sirküler Yetişkin Kardiyak Arrest Algoritması
AHA: Sirküler Yetişkin Kardiyak Arrest Algoritması
AHA: Yetişkin Kardiyak Arrest Algoritması
AHA: Yetişkin Kardiyak Arrest Algoritması

7. Defibrilasyon

7.1. Defibrilasyon: Endikasyon, Tip ve Enerji İçin Öneriler

Erişkin Kardiyak Arrestte Defibrilasyon Endikasyonu, Tipi ve Enerjisi İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Kardiyak arrestteki erişkin hastalarda, ventriküler fibrilasyon veya nabızsız ventriküler taşikardi gibi şok gerektiren taşiaritmilerin tedavisi için bifazik veya monofazik dalga formları kullanan defibrilatörler önerilir.
2a
B-R
2. Kardiyak arrestteki erişkin hastalarda taşiaritmilerin tedavisi için, bifazik dalga formlu defibrilasyon monofazik dalga formlu defibrilasyona tercih edilmelidir.
2a
B-NR
3. Kardiyak arrestteki erişkin hastalarda defibrilasyon için, ardışık (stacked) şoklar yerine tek şok stratejisi tercih edilmelidir.
2a
C-LD
4. Şoka dirençli aritmisi olduğu düşünülen kardiyak arrestteki erişkin hastalarda, sonraki şoklar için sabit veya kademeli artan enerji düzeylerinin seçiminin, kullanılan dalga formuna özgü üretici talimatlarına göre yapılması makuldür.
2b
B-R
5. Enerjiyi kademeli artırabilen bir defibrilatör kullanılıyorsa, ilk şok perfüzyon sağlayan bir ritmi geri getirmezse, ikinci ve sonraki şoklar için daha yüksek enerji düzeyleri düşünülebilir.
2b
C-LD
6. Ventriküler fibrilasyonun sonlandırılmasında bir bifazik dalga formunun diğerine üstün olduğunu gösteren kesin kanıt bulunmadığında, kardiyak arrestteki erişkin hastalarda ilk şok için üreticinin önerdiği enerji dozunun kullanılması makuldür. Bu bilgi mevcut değilse, maksimum dozda defibrilasyon düşünülebilir.

Özet

Kardiyopulmoner resüsitasyon (CPR) ile birlikte, ani kardiyak arrestin ventriküler fibrilasyon veya nabızsız ventriküler taşikardi (VF/pVT) nedeniyle oluştuğu durumlarda erken defibrilasyon sağkalım için kritiktir.¹˒² Defibrilasyon, VF/pVT başlangıcından sonra mümkün olan en kısa sürede uygulandığında en yüksek başarıyı sağlar. Buna karşılık, VF/pVT’nin uzadığı durumlarda, kalbin enerji rezervlerinin tükenmesi defibrilasyonun etkinliğini azaltabilir; bu etki, ritim analizi öncesinde reçete edilen bir süre CPR ile enerji rezervlerinin yeniden sağlanmasıyla kısmen telafi edilebilir. Aşağıdaki şema, şokların uygulanması ve diğer ALS girişimlerinin gerçekleştirilmesine yönelik algoritmayı tanımlamaktadır. Şok uygulaması öncesi ve sonrasında CPR’deki kesintilerin en aza indirilmesi yüksek önceliklidir. Günümüzde piyasada bulunan defibrilatörler, elektriksel özellikleri birbirinden farklı olan, üreticiye özgü (proprietary) şok dalga formları kullanmaktadır. Bu cihazlar, aynı programlanmış enerji ayarında dahi farklı tepe akımları verebildiğinden, cihazlar arasında şok etkinliğinin karşılaştırılmasını güçleştirmektedir. CPR sırasında altta yatan kardiyak ritmi tanımlayabilen ve ventriküler dalga formundan hasta yönetimini yönlendirebilecek prognostik bilgiler türetebilen teknolojiler geliştirilmiştir. Ancak bu teknolojilerin rutin kullanım öncesinde daha ileri doğrulamaya ihtiyaçları vardır. Optimal dalga formu ve akımı belirlemeye yönelik araştırmalar sürerken, artan enerji düzeylerinin VF veya pVT’nin sonlandırılmasında da etkili olabileceği gösterilmiştir. Ayrıca, defibrilasyonda pedlerin optimal yerleşimi şok başarısında önemli bir faktördür (Öneriye Özgü Destekleyici Metin, maddeler 4 ve 5 ile Vektör Değişimi ve Çift Ardışık Defibrilasyon bölümüne bakınız).

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

Acil elektriksel defibrilasyon, ventriküler fibrilasyon/nabızsız ventriküler taşikardi (VF/pVT) ve diğer hemodinamik olarak instabiliteye yol açan taşiaritmilerin sonlandırılmasında son derece etkilidir (uygun olduğunda geniş QRS’li ve dar QRS’li taşikardiler veya atriyal fibrilasyon/flutter bölümlerine bakınız). Bifazik dalga formlu defibrilatörler (zıt polaritede atımlar ileten), monofazik (tek polariteli) defibrilatörlere kıyasla, atriyal³ ve ventriküler taşiaritmilerin sonlandırılmasında eşdeğer ya da daha yüksek etkinlik sağlarken hastaları belirgin ölçüde daha düşük tepe elektrik akımına maruz bırakır.⁴–¹⁰ Güvenlik ve etkinlikteki bu potansiyel farklar, mevcut olduğunda bifazik defibrilatörlerin tercih edilmesini desteklemektedir. Bifazik defibrilatörler, ticari üretimi 1990’ların sonlarında sona eren monofazik şok defibrilatörlerinin büyük ölçüde yerini almıştır; ancak bazı monofazik cihazlar hâlen kullanımda olabilir. Tek şok stratejisinin gerekçesi—ilk şoktan sonra seri “yığılmış (stacked)” şoklar (gerektiğinde) yerine CPR’ye hemen devam edilmesi—birkaç hususa dayanmaktadır. Bunlar arasında; bifazik dalga formlarıyla ilk şokun yüksek başarı oranı (ardışık şok ihtiyacını azaltması), ilk şok başarısız olduğunda hemen uygulanan ikinci ve üçüncü seri şokların başarı oranlarının azalması,¹¹ ve yığılmış şok serileri için gereken CPR kesintisinin uzaması yer alır. Tek şok stratejisi, CPR’de daha kısa kesintilere yol açar ve seri yığılmış şoklara kıyasla hastaneye kabul ve taburculuğa kadar sağkalımı anlamlı biçimde artırır (ancak 1 yıllık sağkalımı artırmaz).¹²–¹⁴ Yığılmış şokların mı yoksa tek şokların mı, özellikle ritim değişiminin gerçek zamanlı izlendiği monitorize, tanıklı arrest ortamlarında—özellikle hastane içi kardiyak arrest veya kardiyak cerrahi sonrası kardiyak arrest—daha etkili olduğu bilinmemektedir. (Bkz. Bölüm 10’da kardiyak cerrahi sonrası kardiyak arrest bölümü.¹⁵) Piyasada bulunan defibrilatörler ya sabit enerji ayarları sunar ya da artan (escalating) enerji ayarlarına izin verir; her iki yaklaşım da VF/pVT’nin sonlandırılmasında oldukça etkilidir.¹⁶ Başlangıç veya sonraki bifazik defibrilasyon için—sabit ya da artan—optimal bir enerji ayarı belirlenmemiştir ve en uygun yaklaşım bu konuda defibrilatör üreticisinin önerilerine uymaktır. Üretici tarafından belirtilen ayar bilinmiyorsa, alternatif bir yaklaşım olarak cihazın maksimum doz ayarı uygulanabilir. Sabit 150 J bifazik defibrilasyon ile artan daha yüksek şok enerjilerini (200–300–360 J) karşılaştıran randomize bir çalışmada, ilk şok sonrası başarılı defibrilasyon ve organize ritme dönüş oranları benzer bulunmuştur. Ancak birden fazla şok gerektiren hastalarda, artan şok enerjisi organize ritme dönüş oranını anlamlı biçimde artırmış; buna karşın iki tedavi grubu arasında genel sağkalım farklılığı saptanmamıştır.¹⁷ Sabit 200 J bifazik defibrilasyonu artan (200–300–360 J) şoklarla karşılaştıran gözlemsel bir çalışmada da benzer bulgular elde edilmiştir.¹⁸ Bifazik dalga formlu şokla akım iletimini artırmaya yönelik farklı stratejiler tanımlanmıştır; bunlar arasında ped–cilt temasının optimize edilmesi, şok uygulaması sırasında pedlere manuel basınç uygulanması (uygun kişisel koruyucu izolasyon önlemleriyle) veya pedlerin vektör değişimi yer alır. Vektör değişimi ve çift ardışık defibrilasyon aşağıda açıklanmaktadır.¹⁹ Defibrilasyon için bir bifazik şok dalga formunun diğerine üstün olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur.²⁰ Üreticiye özgü bifazik dalga formları arasındaki elektriksel özelliklerdeki değişkenlik nedeniyle, enerji ayarları her bir cihaz için üretici tarafından önceden belirlenmektedir.
AHA: Elektriksel Kardiyoversiyon Algoritması
AHA: Elektriksel Kardiyoversiyon Algoritması

7.2. Vektör Değişimi ve Çift Ardışık Defibrilasyon

Özet

KPR (Kardiyopulmoner Resüsitasyon) ile birlikte başarılı defibrilasyon, VF/VT’ye bağlı kardiyak arrestten sağkalım için esastır.1,2 Defibrilasyon, pedden pede toraks boyunca bir akım oluşturarak şok enerjisi (joule) uygular.3 Defibrilasyonun başarısı, enerji ayarından bağımsız olarak çeşitli faktörlerden etkilenir; bunlar arasında karşılaşılan dokuların elektriksel direnci (genellikle en yüksek direnç cilt–ped ara yüzündedir) yer alır ve bu durum iletilen akımı belirgin şekilde azaltabilir,4–7 pedlerin yerleşimi (ve bunun sonucunda oluşan şok “vektörü”) kalbi anatomik olarak kapsamalıdır,8–11 ayrıca eş zamanlı yüksek kaliteli KPR de önemlidir. Tüm bu unsurlar uygun şekilde yönetildiğinde, bifazik şok VF/pVT’yi sonlandırmada oldukça etkili olabilir (>%75 başarı).12,13 “Şoka dirençli (shock-resistant)” ve “şoka refrakter (shock-refractory)” terimleri, tekrarlayan şoklardan sonra yapılan ritim kontrollerinde VF/pVT’nin devam etmesini tanımlamak için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı olgularda bu durum, şokun VF/pVT’yi sonlandıramamasına bağlı gerçek bir şok başarısızlığından kaynaklanır ve bunun sonucunda devam eden, aralıksız VF/pVT ortaya çıkar. Bu tür şok başarısızlığının nedenleri, pedlerin yeniden konumlandırılması (vektör değişimi) veya çift ardışık defibrilasyon (DSD) gibi alternatif şok stratejilerine geçilmeden önce düzeltilmesi gereken defibrilasyon tekniğindeki giderilebilir yetersizliklerle ilişkili olabilir. Buna karşılık, kanıtlar şok sonrası ritim kontrollerinde VF/pVT’nin devam ediyor gibi görülmesinin çok daha sık görülen mekanizmasının (olguların yaklaşık %80’inde) şok başarısızlığına değil, şokla başarıyla sonlandırıldıktan sonra VF/pVT’nin yeniden ortaya çıkmasına bağlı olduğunu göstermektedir; bu yeniden ortaya çıkma durumu, ardından gelen KPR dönemi sırasında gizlenir. Daha sonra ritim veya nabız kontrolü için KPR durdurulduğunda görülen VF/pVT, gerçekte başarılı sonlandırmayı takiben gelişen rekürrens olmasına rağmen şok başarısızlığına atfedilir; oysa çoğu zaman asıl durum budur.12,14,15 Bu ayrım önemlidir; çünkü rekürren VF/pVT, zaten başarılı olan bir defibrilasyon tekniğini değiştirmekten ziyade şok sonrası ritim stabilizasyon tedavileriyle daha iyi düzeltilebilir. Bu nedenle, “şoka refrakter” gibi terimler, şok sonrası VF/pVT’nin farklı mekanizmalarını bir arada ifade ederek yanıltıcı olabilir; oysa bu mekanizmalar için farklı tedavi stratejileri gerekebilir. Buna uygun olarak, bu kılavuzlarda, ≥3 ardışık şoka rağmen VF/pVT arrestinde kalan ve altta yatan gerçek mekanizması (gerçek şok başarısızlığına bağlı aralıksız VF/pVT mi yoksa şokla başarılı sonlandırmayı takiben gelişen rekürren VF/pVT mi) kesin olarak bilinmeyen hastalar için “persistan VF/pVT” teriminin kullanılmasını öneriyoruz.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

Düşük kaliteli kanıtlara dayanan önceki sistematik derlemeler, persistan VF için DSD’den bir yarar bildirmemiştir.16–20 Defibrilatör pedlerinin yeniden konumlandırılması olan vektör değişimi (VC), DSD’nin içsel bir özelliği olup, tek başına bir girişim olarak yalnızca bir çalışmada değerlendirilmiştir. Bu çalışma (DOSE-VF), üç standart şoktan sonra ritim kontrollerinde VF’nin devam ettiği kardiyak arrest hastalarında standart defibrilasyon, VC ve DSD’yi karşılaştırmıştır. Niyet-tedavi analizine göre VC ve DSD ile hastaneden taburculuğa kadar sağkalımda standart defibrilasyona kıyasla anlamlı iyileşme saptanmış; ancak bulgular, hastaların gerçekte aldıkları tedavi stratejisine göre analiz edildiğinde bu fark görülmemiştir.21 Ayrıca, ikincil keşifsel bir analizde, DSD’den sağkalım açısından anlamlı yarar yalnızca VF’nin aralıksız (incessant) olduğu çalışma hastalarının %17’sinde gözlenmiş; başarılı bir şoktan sonra VF’nin tekrar ettiği hastaların büyük çoğunluğunda (%83) böyle bir yarar saptanmamıştır.22 VF’nin başarılı şekilde sonlandırılabilmesi için gerekli olan ardışık “çift” şoklar arasındaki sürenin, deneysel olarak23,24 ve DOSE-VF çalışmasının kendisinde25 milisaniyelerle ayrılmış bir zamanlama hassasiyeti gerektirdiği gösterilmiştir; bu düzeyde bir hassasiyetin iki defibrilatörün manuel olarak aktive edilmesiyle tutarlı biçimde sağlanması olası değildir. İncelemesine dayanarak, ILCOR’un 2023 tarihli CPR ve Acil Kardiyovasküler Bakım Bilimi için Uluslararası Uzlaşı ve Tedavi Önerileri (CoSTR) belgesi, VC ve DSD için “düşünülebilir” önerilerini yayımlarken mevcut destekleyici kanıtların genel olarak görece zayıf olduğuna hükmetmiştir.26 Bu nedenle, persistan VF/pVT (mekanizması ne olursa olsun) için VC veya DSD’nin rutin klinik uygulamaya alınması, tanısal ve teknolojik gereksinimleri göz önünde bulundurulduğunda daha ileri araştırmalar gerektirmektedir.27 Bu gereksinimler arasında; devam eden KPR sırasında şok sonrası rekürren VF ile aralıksız VF’yi güvenilir biçimde ayırt edebilen teknolojiler,28 şoklar arasındaki gerekli hassas zamanlama aralığını sağlayabilme ve bu stratejinin kimde, nasıl, ne zaman ve hangi koşullarda uygulanmasının en uygun olduğunu en iyi şekilde yönlendirebilme yer almaktadır.
Vektör Değişimi ve Çift Ardışık Defibrilasyon İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
2b
B-R
1. ≥3 ardışık şoktan sonra persistan VF/pVT ile kardiyak arrestte olan erişkinlerde vektör değişiminin yararlılığı ortaya konmamıştır.
2b
B-R
2. ≥3 ardışık şoktan sonra persistan VF/pVT ile kardiyak arrestte olan erişkinlerde çift ardışık defibrilasyonun yararlılığı ortaya konmamıştır.

7.3. Kardiyak Arrestte Defibrilasyon Dışı Eelektriksel Tedaviler

Özet

Defibrilasyona ek olarak, kardiyak arrest sırasında olası tedavi seçenekleri olarak alternatif elektriksel tedaviler araştırılmıştır. Transkütan pacing, bradi-asistolik kardiyak ritimle seyreden kardiyak arrestte incelenmiştir. Teorik olarak kalp, elektriksel uyarılara miyokardiyal kontraksiyon oluşturarak ve kanın ileri yönde hareketini sağlayarak yanıt verir; ancak klinik çalışmalar, pacing’in hasta sonuçlarını iyileştirdiğini göstermemiştir. Öksürük KPR’si (cough CPR), yumruk veya perküsyon pacing ve prekordiyal darbe gibi diğer psödo-elektriksel tedaviler; kesin tedavinin hemen erişilebilir olmadığı durumlarda, peri-arrest halinde olan ya da tanıklı kardiyak arrestin ilk saniyelerinde (öksürük KPR’si için bilinç kaybı gelişmeden önce) seçilmiş hastalarda geçici önlemler olarak tanımlanmıştır.1 Bu tedaviler başka bölümlerde ele alınmıştır (prekordiyal darbe, yumruk pacing ve öksürük KPR’si hakkında daha fazla bilgi için Bölüm 10. Özel Durumlar’a bakınız).2

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

Gözlemsel ve yarı randomize kontrollü çalışma (RKÇ) verileri dâhil mevcut kanıtlar, kardiyak arrest sırasında transkütan, transvenöz veya transmiyokardiyal yaklaşımla yapılan pacing’in; yerleşik asistolide pacing uygulanma zamanlamasından, arrestin gerçekleştiği yerden (hastane içi veya hastane dışı) ya da primer kardiyak ritimden (asistoli, nabızsız elektriksel aktivite) bağımsız olarak, ROSC olasılığını veya sağkalımı artırmadığını düşündürmektedir.3–7 Pacing başarısının değerlendirilmesi sırasında göğüs kompresyonlarındaki uzun süreli kesintiler sağkalım açısından zararlı olabilir. Özellikle elektriksel pacing girişimleri, KPR gibi kanıta dayalı resüsitatif önlemleri geciktirebilir. Pacing başlatılma zamanlamasının pacing başarısını etkileyip etkilemediği ve bu nedenle pacing’in tanıklı, monitörize kardiyak arrestin seçilmiş olgularında ilk dakika içinde yararlı olup olamayacağı bilinmemektedir (Bkz. Bölüm 10. Özel Durumlar, Kardiyak Cerrahi Sonrası Kardiyak Arrest).2 Yukarıda tanımlanan özel durumlara bağlı kardiyak arrest sırasında pacing denenirse, uygulamanın yüksek kaliteli KPR pahasına gerçekleşebileceği konusunda profesyoneller uyarılmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki, elektriksel pacing’i ele alan bu öneri özellikle kardiyak arrestteki hastalara odaklanmakta olup, kardiyak arrestin önlenmesini veya aritmi için overdrive pacing’in yararlılığını kapsamamaktadır.
Kardiyak Arrestte Defibrilasyon Dışı Elektriksel Tedaviler
COR
LOE
Öneri
3: Fayda Yok
B-R
1. Yerleşik erişkin kardiyak arrestin resüsitasyonu sırasında elektriksel pacing’in rutin kullanımı önerilmez.

8. Kardiyak Arrest Yönetiminde Vasküler Erişim ve Medikal İlaçlar

Kardiyak Arrest Yönetiminde Vasküler Erişim İçin Öneriler

COR
LOE
Öneri
1
A
Yetişkin kardiyak arrest hastalarında ilaç uygulaması için **intravenöz erişimin** ilk tercih olarak kurulması önerilir.
2a
A
İlk intravenöz girişim başarısız olur veya uygulanabilir değilse, **intraosseöz erişim** yetişkin kardiyak arrest hastalarında makul bir alternatiftir.
2b
C-LD
Uygun şekilde eğitimli profesyoneller tarafından, intravenöz ve intraosseöz girişimlerin başarısız olduğu veya mümkün olmadığı yetişkin kardiyak arrest hastalarında **santral venöz erişim** düşünülebilir.

Özet

Geleneksel olarak, kardiyak arrest sırasında ilaç uygulamak için periferik IV (intravenöz) erişim kullanılmıştır. Ancak acil koşullarda IV erişim sağlamak, hasta özellikleri ve uygulayıcının deneyimi nedeniyle zor olabilir ve farmakolojik tedavilerde gecikmeye yol açabilir. İlaç uygulaması için IV erişime alternatif yollar arasında IO (intraosseöz), santral venöz, intrakardiyak ve endotrakeal yollar yer alır. İntrakardiyak ilaç uygulaması, özel beceri gereksinimi, morbidite potansiyeli ve diğer erişim seçeneklerinin mevcut olması nedeniyle “2000 Amerikan Kalp Derneği Kardiyopulmoner Resüsitasyon ve Acil Kardiyovasküler Bakım Kılavuzları”nda önerilmemiştir.1 Benzer şekilde, güvenli endotrakeal tüp yoluyla ilaç uygulaması düşük kan konsantrasyonlarına ve öngörülemeyen farmakolojik etkilere yol açtığından kılavuzlardan çıkarılmıştır.2 Santral venöz erişim, edinilmesi ve yeterliliğin sürdürülmesi için özel eğitim gerektirdiğinden, ağırlıklı olarak hastane ortamında kullanılır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

Erişkin resüsitasyonu sırasında acil ilaç ve sıvı uygulaması için vasküler erişimde periferik IV yol geleneksel olarak tercih edilmiştir. Acil ilaçların farmakokinetik özellikleri, akut etkileri ve klinik etkinliği esas olarak IV uygulama için tanımlanmıştır.3–6 Bununla birlikte, yüksek kaliteli kanıtların yokluğuna rağmen, gözlemsel çalışmalar erişkin hastane dışı kardiyak arrestte (OHCA) IO erişim kullanımında belirgin bir artış olduğunu bildirmiştir.7,8 Son dönemde yapılan üç büyük RKÇ, erişkin OHCA’da başlangıç IO erişiminin başlangıç IV erişime kıyasla klinik etkinliğini değerlendirmiş ve klinik sonuçlar açısından fark bulmamıştır.9–11 Bu RKÇ’lerin her biri üstünlük tasarımı kullanmıştır; bu nedenle iki grup arasında sonuç farkının olmaması eşdeğerlik anlamına gelmez. Bu RKÇ’lerin verilerini içeren bir ILCOR sistematik derlemesi, IV erişime kıyasla IO erişimin kullanımının; taburculuğa kadar sağkalım, iyi nörolojik sonuçla sağkalım veya sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi dâhil olmak üzere sonuçlarda istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme sağlamadığını bulmuştur.12 Bu sistematik derleme, IV yola kıyasla IO yolunda sürdürülebilir ROSC elde etme olasılığının daha düşük olduğunu belirtmiştir (olasılık oranı [OR] 0,89; %95 GA, 0,80–0,99).12 Hasta, acil sağlık hizmetleri (EMS) profesyoneli ya da durumsal özellikler, başarılı IV erişimi sınırlayabilir veya IV erişimi uygulanamaz kılabilir. Bu durumlarda mevcut kanıtlar IO erişimi alternatif olarak desteklemektedir. IO erişim için en uygun anatomik bölge (örn. tibial veya humeral) hâlen bir bilgi boşluğu olarak kalmaktadır. Santral venöz erişim yoluyla ilaç uygulaması, periferik IV uygulamaya kıyasla kardiyak arrestteki erişkinlerde daha hızlı dolaşım süreleri ve daha yüksek plazma konsantrasyonları sağlayabilir.13–15 Ancak santral venöz erişim dâhil olmak üzere farklı erişim yollarına dayalı klinik sonuçları karşılaştıran veriler sınırlıdır. Küçük, tek merkezli bir çalışma; femoral veya internal juguler ven erişimine randomize edilen katılımcılarda periferik IV erişime sahip olanlara kıyasla daha yüksek ROSC oranları bildirmiştir; ancak yanlılık riski yüksektir.16 Uygun şekilde eğitilmiş profesyoneller tarafından santral venöz erişim denenirse, göğüs kompresyonları veya defibrilasyonda gecikmelerden kaçınmak için özel dikkat gereklidir.

8.1. Erişkin Kardiyak Arrestte Vazopressör İlaçlar İçin Öneriler

Erişkin Kardiyak Arrestte Vazopressör İlaçlar İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-R
Epinefrin uygulanması, kardiyak arrestteki erişkin hastalar için önerilir.
2a
B-R
Kardiyak arrestte erişkin hastalara epinefrin (1 mg) her 3–5 dakikada bir uygulanması makuldür.
2a
B-NR
Zamanlama açısından, şoklanamayan ritme sahip erişkin kardiyak arrest hastalarında epinefrinin mümkün olan en erken zamanda verilmesi makuldür.
2a
B-NR
Zamanlama açısından, şoklanabilir ritme sahip erişkin kardiyak arrest hastalarında epinefrin, ilk defibrilasyon girişimleri başarısız olduktan sonra verilmesi makuldür.
3: Fayda yok
B-R
Vazopressin tek başına veya epinefrinle birlikte kullanıldığında, erişkin kardiyak arrest hastalarında epinefrinin yerine geçecek bir fayda sağlamaz.
3: Fayda yok
B-R
Yüksek doz epinefrin, erişkin kardiyak arrestte rutin kullanım için önerilmemektedir.

Özet

Epinefrinin güçlü vazopresör etkileri yaklaşık 150 yıldır bilinmektedir. Vazopresörler koroner perfüzyon basıncını artırır ve ROSC olasılığını yükseltir. Epinefrinin, plasebo kontrollü RKÇ’lerde, kohort çalışmalarında ve kayıt (registry) çalışmalarında ROSC’yi ve hastaneye kabulde sağkalımı artırdığı gösterilmiştir; ancak hastaneden taburculuğa kadar sağkalım veya fonksiyonel nörolojik sonuçlarda iyileşmeyi destekleyen kanıtlar sınırlıdır. Farklı dozlama aralıklarını, yüksek doz epinefrini ve düşük doz epinefrini standart doz epinefrinle (3–5 dakikada bir 1 mg) karşılaştıran çalışmalar, sağkalım sonuçlarında bir üstünlük göstermemiştir. Epinefrinin optimal doz sayısının veya maksimum dozunun tanımlanması önemli bir bilgi boşluğudur ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Vazopressin, doğal olarak bulunan bir antidiüretik hormon olup kardiyak resüsitasyon sırasında epinefrine alternatif olarak incelenmiştir. Yüksek dozlarda vazopressin güçlü bir vazokonstriktör olarak etki eder ve epinefrin gibi sistemik vasküler direnci artırarak koroner perfüzyon basıncını yükseltir. Ancak, vazopressinin tek başına ya da epinefrine ek olarak kullanılmasının, yalnızca standart doz epinefrine kıyasla bir üstünlük sağladığını gösteren klinik çalışmalar bulunmamaktadır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

2020 ALS kılavuzlarının yayımlanmasından bu yana epinefrini plasebo ile karşılaştıran yeni RKÇ’ler bulunmamaktadır. Önceki RKÇ’ler, kohort ve kayıt çalışmalarından elde edilen tutarlı ve güçlü kanıtlar, epinefrinin ROSC, hastaneye kabulde sağkalım ve hastaneden taburculuğa kadar sağkalım üzerinde güçlü bir etkisini desteklemektedir.1,2 Ancak çalışmalar, fonksiyonel nörolojik sonuçla sağkalımda bir artış göstermemiştir.2–5 PARAMEDIC2 (Prehospital Assessment of the Role of Adrenaline: Measuring the Effectiveness of Drug Administration in Cardiac Arrest) çalışmasının ikincil bir analizinde 12 aylık sağkalım epinefrin lehine bulunurken, 6 aylık fonksiyonel nörolojik sonuçla sağkalım açısından kollar arasında anlamlı fark saptanmamıştır.6 Nörolojik sonuçlarda iyileşmeyi destekleyen kanıt bulunmamakla birlikte, epinefrin kısa dönem sağkalımı artırır; bu da anlamlı iyileşmenin ön koşuludur. Arrest sırasında uygun nörolojik sonuç olasılığını belirleyebilecek uygulanabilir bir yöntem bulunmadığından, epinefrin kardiyak arrest tedavisinde standart tedavi olmaya devam etmektedir.

Mevcut klinik çalışmalar, 3–5 dakikada bir 1 mg epinefrin uygulanması protokolünü kullanmıştır.3–6 Operasyonel olarak, ilk dozdan sonra her ikinci KPR döngüsünde epinefrin uygulanması bu öneriyi karşılamaktadır.

Birçok gözlemsel çalışma, epinefrinin daha erken uygulanması ile ROSC arasında ilişki göstermiştir.2 PARAMEDIC2 çalışmasının post-hoc analizinde, epinefrinin plaseboya kıyasla etkinliğinin yaklaşık 20 dakikalık nabızsızlık süresinde yakınsadığı; başlangıç epinefrin uygulamasına kadar geçen sürenin uzamasıyla hastaneden taburculuğa kadar sağkalım, 30 günlük sağkalım veya fonksiyonel nörolojik sonuçlarda fark olmadığı bulunmuştur.7

RKÇ’ler ve kohort çalışmalarının sistematik derlemeleri ve meta-analizleri, epinefrinin tüm ritimlerde ROSC ile ilişkili olduğunu; ancak şoklanabilir ritimlerdeki yararın şoklanamayan ritimlere kıyasla daha düşük olduğunu göstermiştir.2–4,8 Bir hastane içi kardiyak arrest (IHCA) gözlemsel çalışması, ilk defibrilasyon öncesinde epinefrin uygulama oranları en yüksek olan hastanelerde, en düşük oranlara sahip hastanelere kıyasla risk ayarlı sağkalımın %10 daha düşük olduğunu göstermiştir.9 Defibrilasyonla ilişkili olarak epinefrinin optimal zamanlaması bilinmemektedir. Şoklanabilir ritimleri olan hastalarda bu literatür, hızlı defibrilasyona öncelik verilmesini ve KPR ile defibrilasyona yönelik ilk girişimler başarısız olduğunda epinefrin uygulanmasını desteklemektedir.

Plasebo ile karşılaştırıldığında, vazopressin uygulanması başvuru ritminden bağımsız olarak ROSC’yi artırır ve şoklanamayan ritimlerde hastaneye kabul ve taburculuğa kadar sağkalımı artırır.10 Ancak, RKÇ’ler ve gözlemsel çalışmaların çok sayıda sistematik derlemesi ve meta-analizi; vazopressinin tek başına veya epinefrinle birlikte kullanımının, yalnızca epinefrin kullanımına kıyasla sağkalım sonuçlarında fark yaratmadığını göstermiştir.2,10–12

Birçok RKÇ, yüksek doz epinefrin ile standart dozu karşılaştırmıştır; ancak yüksek doz epinefrinin tanımı çalışmalara göre geniş ölçüde değişmektedir. 2020 Kılavuzları’ndan bu yana standart doz epinefrini herhangi bir yüksek doz epinefrinle karşılaştıran yeni RKÇ yayımlanmamıştır. RKÇ’lerin sistematik derlemeleri ve meta-analizleri karışık sonuçlar vermiştir.10,12 Kayıt temelli bir çalışma, epinefrinin standart aralıktan daha sık dozlanmasının potansiyel olarak zararlı olabileceğini bulmuştur.13 Geleneksel IV uygulamadan farklı bir farmakokinetik profile sahip olan, OHCA tedavisi için yüksek doz intramüsküler (İM) epinefrin de değerlendirilmiştir. Başlangıçta İM epinefrin dozu uygulanmasını takiben standart IV/IO uygulama yapılan 1405 OHCA hastasını içeren tek merkezli, önce–sonra bir çalışma; epinefrine ulaşma süresini kısaltmış ve hastaneye kabulde sağkalımı, hastane sağkalımını ve taburculukta olumlu nörolojik durumu iyileştirmiştir. Ancak çalışma tasarımı; zamansal eğilimler, yanlış sınıflandırma ve resüsitasyon özellikleri gibi çoklu karıştırıcıları hesaba katamamıştır.14 Kardiyak arrestte yüksek doz İM epinefrinin potansiyel yararını değerlendirmek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

8.2. Non-Vazopressör İlaçlar

Özet

Kardiyak arrestin farmakolojik tedavisi, KPR ve defibrilasyon ile ROSC elde edilemediğinde (endike ise) uygulanır.1 Tedaviler; epinefrin gibi vazopresör ajanları (bkz. Kardiyak Arrest Sırasında Vazopresör İlaçlara İlişkin Öneriler) ile doğrudan hemodinamik etkisi olmayan ilaçları (non-vazopresörler) kapsar ve bu ilaçların uygulanışı şemada gösterilmiştir. Bu ikinci grup; antiaritmik ilaçları (β-blokerler dâhil), magnezyum, sodyum bikarbonat, kalsiyum ve steroidleri içerir ve bunların birçoğu, acil sağlık hizmetleri (EMS) dâhil olmak üzere sağlık profesyonelleri tarafından kardiyak arrest sırasında yaygın olarak uygulanmaktadır. Teorik olarak cazip olmalarına ve hayvan çalışmalarında mütevazı fayda göstermelerine rağmen, bu tedavilerin hiçbiri kardiyak arrest sonrası sağkalımda kesin bir iyileşme gösterememiştir. Bununla birlikte, bazıları seçilmiş hasta gruplarında ve belirli koşullarda potansiyel yarar sağlayabilir. Hiperkalemiye bağlı kardiyak arrestin tedavisine ilişkin rehberlik — bu endikasyon için kalsiyum ve sodyum bikarbonat kullanımını da içerecek şekilde — Bölüm 10. Özel Durumlar başlığı altındaki Elektrolit Bozuklukları kısmında sunulmaktadır.2 Ayrıca Bölüm 10, toksik alıma bağlı kardiyak arrestin yönetimine ilişkin rehberlik sağlayarak bu ilaçların bu özgül durumlarda uygulanmasını ele almaktadır. Torsades de pointes yönetimine yönelik rehberlik ise bu kılavuzların ilerleyen bölümlerinde Polimorfik VT için Öneriler başlığı altında sunulmaktadır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

Erişkin ileri kardiyovasküler yaşam desteğine ilişkin 2023 AHA odaklı güncellemesi3 ve ILCOR’un 2024 CoSTR özeti,4 defibrilasyona yanıt vermeyen kardiyak arrest hastalarında parenteral antiaritmik ilaçların uygulanmasını ele almıştır. Büyük, randomize, plasebo kontrollü bir hastane öncesi çalışma; amiodaron ve lidokainin her birinin, plaseboya kıyasla hastaneye kabulde sağkalımı artırdığını, ancak hastaneden taburculuğa kadar sağkalımda fark olmadığını göstermiştir.5 Her iki ilacın ikincil analizleri, tanık olunan arrestlerde hastaneden taburculuğa kadar sağkalımın arttığını ve aktif ilaç etkisi ile tanık olma durumu arasında anlamlı bir etkileşim bulunduğunu ortaya koymuştur; EMS tarafından tanık olunan arrestlerde de amiodaron için benzer bulgular saptanmıştır. ALS yetkinliğine sahip EMS’in varışından sonraki 8 dakika içinde uygulandığında, amiodaron ayrıca hastaneye kabulde sağkalımı, taburculuğa kadar sağkalımı ve taburculukta fonksiyonel sağkalımı artırmıştır.6 Bu durum, hızlı tanınan ve tedavi edilen kardiyak arrest hastalarında küçük, zamana bağlı bir terapötik pencere olasılığını düşündürmektedir. Lidokain ile amiodaronun etkinliği arasında kesin bir ayrım yapmak ya da birlikte verildiklerinde sağladıkları yararı belirlemek için veriler yetersizdir. 2025 ILCOR kanıt güncellemesinde,7 kardiyak arrestte diğer parenteral antiaritmik ajanların kullanımına ilişkin yeni bir kanıt ortaya konmamıştır. Bunlar arasında; etkinliği veya güvenliği hakkında yeni kanıt olmaksızın yakın zamanda ABD pazarına yeniden giren bretilyum tosylat; yavaş infüzyon gerektiren ve kardiyak arrestte bolus olarak verildiğinde yararı bilinmeyen sotalol;8 yine yavaş infüzyon gerektiren ve kardiyak arrestte ikinci basamak ajan olarak hızlı infüzyonla verildiğinde yararı belirsiz olan prokainamid;9 ve kullanım lehine ya da aleyhine öneride bulunmak için kanıtların yetersiz bulunduğu beta blokerler yer almaktadır.10 Bu ilaçların kombinasyon halinde kardiyak arrestte uygulanmasının etkinliği sistematik olarak ele alınmamış olup önemli bir bilgi boşluğu olarak kalmaktadır. Nifekalant hâlen Amerika Birleşik Devletleri’nde mevcut olmadığından bu öneri kapsamı dışında bırakılmıştır. Hem 2023 AHA odaklı güncellemesi hem de ILCOR’un 2023 CoSTR özeti, kardiyak arrestte vazopresör bir ajanla birlikte steroid kullanımına ilişkin önceki önerileri değiştirecek yeni ve güçlü bir veri saptamamıştır.3,11 Bu ilaç kombinasyonunun kullanıldığı, çok merkezli, kör, plasebo kontrollü büyük bir randomize IHCA çalışması; ROSC oranlarında artış göstermiş, ancak hastaneden taburculuğa kadar sağkalım veya nörolojik sonuçlarda iyileşme göstermemiştir ve önceki iki tek merkezli çalışmanın sonuçlarını doğrulamamıştır.12 Arrest sırasında kortikosteroidlerin standart resüsitasyonla birlikte kullanıldığı gözlemsel çalışmalar karışık sonuçlar bildirmiştir.13–15 Devam eden kayıtlı bir klinik çalışma (NCT06203847) daha fazla netlik sağlayabilir. 2023 AHA odaklı güncellemesi,3 ILCOR’un 2023 CoSTR özeti,11 ve üç RKÇ’yi içeren bir sistematik derleme;16 refrakter asistoli ve nabızsız elektriksel aktivite olguları dâhil olmak üzere kardiyak arrest sırasında rutin kalsiyum uygulamasının, hastaneden taburculuğa kadar sağkalımı veya nörolojik sonucu iyileştirmediğini ve potansiyel zarara yönelik uyarıcı bir eğilim bulunduğunu göstermiştir. Get With the Guidelines kayıt raporu da IHCA sırasında, başvuru ritminden bağımsız olarak, kalsiyum uygulamasından bir yarar kanıtı bulmamıştır.17 Kayıt verilerinin bulguları zamansal yanlılıkla (örneğin, kalsiyumun genellikle uzun süren ve sonuçları zaten kötü olma olasılığı yüksek resüsitasyonların son çare olarak uygulanması) karışmış olsa da, bu yanlılığı azaltmak üzere tasarlanan randomize çalışma verileri, epinefrinin ilk dozundan hemen sonra kalsiyum verildiğinde yarara dair kanıt göstermemiştir.18 Hiperkalemi ve toksik alım gibi özel durumlarda kalsiyum uygulanması, yukarıda belirtildiği üzere başka bölümlerde ele alınmaktadır. 2023 AHA odaklı güncellemesi, kardiyak arrestte rutin sodyum bikarbonat uygulamasının yarar sağlamadığını bulmuştur.3 Bununla birlikte, nabızsız elektriksel aktivite ve asistolide hastane öncesi sodyum bikarbonat uygulamasını inceleyen yakın tarihli gözlemsel veriler, sağkalımda iyileşme ile olası bir ilişki düşündürmektedir.19 Kalsiyumda gözlendiği gibi, resüsitasyon süresine bağlı yanlılık sorunları bikarbonat için de geçerli olabilir ve bulguların yorumlanmasını zorlaştırabilir.20,21 Mevcut kanıtlar öneriyi değiştirmek için yetersiz olsa da, şoklanamayan başvuru ritimlerinde yararlılığını değerlendirmek üzere daha ileri klinik çalışmaları haklı kılabilecek bir klinik denge (equipoise) söz konusu olabilir. Hiperkalemi gibi özel durumlarda sodyum bikarbonat kullanımı, yukarıda belirtildiği üzere başka bölümlerde ele alınmaktadır. 2024 ILCOR CoSTR, arrest sırasında magnezyum uygulanmasının; başvuru kardiyak arrest ritminden bağımsız olarak ROSC’yi, sağkalımı veya nörolojik sonucu iyileştirmediğini22–25 ve monomorfik VT için de yararlı olmadığını26 bulmuştur. Torsades de pointes tedavisinde magnezyumun etkinliği bu bölümün ilerleyen kısımlarında ele alınmaktadır (bkz. Polimorfik Ventriküler Taşikardisi Olan Erişkinlerin Tedavisi).
Erişkin Kardiyak Arrestte Nonvazopresör İlaçlar İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
2b
B-R
1. Kardiyak arrestteki erişkinlerde, defibrilasyona yanıtsız ventriküler fibrilasyon (VF) veya nabızsız ventriküler taşikardi (pVT) için amiodaron veya lidokain düşünülebilir.
2b
C-LD
2. Kardiyak arrestteki erişkinlerde, defibrilasyona yanıtsız VF/pVT için β-blokerler, bretilyum, prokainamid veya sotalol kullanımının yararı belirsizdir.
2b
C-LD
3. Kardiyak arrestteki erişkinlerde steroid kullanımının yararı belirsizdir.
3: Fayda Yok
B-R
4. Kardiyak arrestteki erişkinlerde kalsiyumun rutin uygulanması önerilmez.
3: Fayda Yok
B-R
5. Kardiyak arrestteki erişkinlerde sodyum bikarbonatın rutin uygulanması önerilmez.
3: Fayda Yok
B-R
6. Kardiyak arrestteki erişkinlerde magnezyumun rutin uygulanması önerilmez.

9. CPR'ye Yardımcı Araçlar

Özet

Kardiyak arrest resüsitasyonunun temeli; yüksek kaliteli KPR, endike olduğunda erken defibrilasyon ve kılavuzlara uygun farmakolojik tedaviler ile hava yolu yönetimi stratejilerine odaklanır. Uygun uzmanlık ve kaynaklar mevcut olduğunda, standart kardiyak arrest resüsitasyonuna eklenen yardımcı uygulamalar, bakımın sunumunu desteklemek ve geliştirmek için ek veriler sağlar. POCUS, ETCO₂ izlemi, kan gazı analizi veya arteriyel kateterler gibi yardımcılar; bireysel resüsitasyonu optimize etmek amacıyla hassas fizyolojik parametrelerin entegrasyonunu mümkün kılabilir. Baş yukarı (head-up) KPR, nörolojik açıdan elverişli sonlanımı iyileştirmek hedefiyle serebral perfüzyon basıncını artırmak amacıyla geleneksel supin KPR’yi desteklemeyi amaçlar. Baş yukarı KPR; mekanik göğüs kompresyonları, bir empedans eşik cihazı ve kompresyonlar sırasında baş ve toraksın sıralı elevasyonunu kontrol eden otomatik bir cihazın uygulanmasını birleştiren bir bakım paketi olarak incelenmiştir. Bu KPR yardımcılarının birçoğu için ortaya çıkan ancak sınırlı veriler mevcut olmakla birlikte, gelecekteki kılavuzları bilgilendirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. KPR sırasında ölçülen ETCO₂ değerleri, kardiyak output için bir vekil (surrogate) göstergedir.1,2 Pragmatic Airway Resuscitation Trial’ın ikincil bir analizi, ETCO₂’de zamansal artışların ROSC ile ilişkili olduğunu göstermiştir.3 Sekiz gözlemsel çalışmayı içeren bir sistematik derleme, ETCO₂’de ani bir artışın ROSC’nin bir öngördürücüsü olduğunu bulmuş; ancak mutlak bir eşik değer tanımlanmamıştır.4 Veriler, 10 mm Hg’den büyük ani bir artışın ROSC’yi gösterebileceğini düşündürmektedir;5,6 bununla birlikte ETCO₂ artışı 10 mm Hg’den az olsa bile ROSC yine de gerçekleşebilir.7 Bu bulgular; dakika ventilasyonu, KPR kalitesi, epinefrin veya sodyum bikarbonat uygulanması, hava yolu yönetimi stratejileri ve kardiyak arrestin etiyolojisi dâhil olmak üzere ETCO₂’yi etkilediği bilinen diğer faktörlerden etkilenebilir.8,9
  2. Birden fazla gözlemsel çalışma, kardiyak arrest sırasında POCUS kullanımının; pulmoner emboli, kardiyak tamponad, efüzyon, miyokard enfarktüsü, aort diseksiyonu ve hipovolemi gibi potansiyel olarak geri döndürülebilir nedenlerin saptanmasına yardımcı olduğunu bildirmektedir. Ancak bu hedef durumların tanılanmasına ilişkin kanıtlar; klinik protokollerin, sonografik ölçümlerin ve uygulayıcı deneyiminin tutarsızlığı nedeniyle sınırlıdır ve çalışmalar arasında yüksek derecede heterojenite ile belirgin yanlılık endişesi mevcuttur.10 Ayrıca POCUS kullanımı; göğüs kompresyonlarında daha uzun kesintiler, daha uzun resüsitasyon süresi ve daha yüksek girişim oranları ile ilişkilendirilmiştir.11,12 Bu nedenle, yeterli beceri ve uzmanlığa sahip bir kullanıcı kardiyak arrest sırasında POCUS kullansa bile, KPR’de kesintilerin en aza indirilmesine öncelik verilmelidir.10,13–16
  3. POCUS, kardiyak aktivitenin değerlendirilmesinde ve diğer modalitelerle birlikte kardiyak hareketin yokluğunda resüsitasyon çabalarının sonlandırılmasında kullanılmıştır.14,17–20 Ancak, sonografik bulguların tanımlarındaki değişkenlik gibi önemli sınırlılıkları olan yalnızca az sayıda gözlemsel çalışma bu kullanım alanını tanımlamaktadır.21–23 Tek bir küçük RKÇ, çoklu sistematik derlemeler ve gözlemsel çalışmaların bir meta-analizi, kardiyak arrest sırasında POCUS kullanımının sonuçlarda iyileşme sağlamadığını tutarlı biçimde göstermiştir.23–25 Bu endikasyon için POCUS’un yararlılığını incelemek üzere görüntü alımını ve diğer çalışma yöntemlerini standardize eden gelecekteki araştırmalara ihtiyaç vardır. Alternatif bir yöntem olan transözofageal ekokardiyografi, KPR’yi kesintiye uğratmadan kardiyak yapı ve fonksiyonun yüksek kaliteli görüntülenmesini sağlayabilir; ancak KPR sırasında transözofageal ekokardiyografinin yararlılığı hâlen bir bilgi boşluğudur.
  4. KPR sırasında inspiryum oksijen konsantrasyonunun farklı düzeylerini doğrudan karşılaştıran erişkin insan çalışmaları yoktur. Retrospektif çalışmalar, arrest sırasında alveollerde daha yüksek parsiyel oksijen basıncının; hastaneye kabulde sağkalım,26 hastaneden taburculuğa kadar sağkalım,27 ve iyi nörolojik sonuçla sağkalım28 ile ilişkili olduğunu bulmuştur. Ancak bu bulgular; hasta seçimi, hava yolu yönetimi stratejileri ve resüsitasyon kalitesi gibi faktörlerden etkilenebilir.
  5. Önemli sınırlılıkları olan küçük prospektif çalışmalar, parsiyel oksijen basıncı ve parsiyel karbondioksit basıncı gibi arteriyel kan gazı parametrelerinin ROSC’yi öngördüğünü bulmuştur.29,30 Ancak hem parsiyel oksijen basıncı hem de parsiyel karbondioksit basıncı kardiyak outputa bağımlıdır ve hasta faktörleri ile KPR kalitesinden etkilenebilir. Ayrıca çok sayıda retrospektif çalışma, arrest sırasında kan gazı analizini sonuçlar için öngördürücü bir araç olarak değerlendirmiş; ancak retrospektif tasarımlarının getirdiği ek sınırlılıklarla benzer sorunlardan etkilenmiştir.26–28,31–38
  6. AHA’nın Get With the Guidelines-Resuscitation veritabanından yapılan retrospektif bir çalışma, KPR sırasında ETCO₂ veya diyastolik kan basıncı izleminin ROSC oranlarının artışı ile ilişkili olduğunu bulmuştur.39 ETCO₂ değerleri pulmoner dolaşımı ve kardiyak outputu yansıtır1,2 ve artmış kompresyon derinliği40–42 ile salınım hızıyla40,41 pozitif korelasyon gösterir. Çoklu sistematik derlemeler, sayısal ETCO₂ ölçümlerinin ROSC için bir öngördürücü olduğunu saptamıştır.4,43 ETCO₂’nin 10 mm Hg’nin altında olması genellikle kötü sonuçlarla ilişkilidir; buna karşılık 10 mm Hg’nin üzerindeki ve ideal olarak 20 mm Hg veya daha yüksek değerler, artmış ROSC oranları ile ilişkilidir.43 Daha yüksek ETCO₂ ile ROSC arasındaki ilişki ve KPR kalitesinin ETCO₂’yi artırabildiğine dair bulgular birlikte değerlendirildiğinde, kompresyonların en az 10 mm Hg’ye ve ideal olarak 20 mm Hg veya daha yüksek bir değere hedeflenmesinin mekanik olarak yeterli tekniği gösterebileceği düşünülmektedir. ETCO₂ değerlerini etkilediği bilinen diğer faktörler de göz önünde bulundurulmalıdır; bunlar arasında dakika ventilasyonu, ilaç uygulaması, hava yolu yönetimi stratejileri ve kardiyak arrest etiyolojisi yer alır. ETCO₂ izlemi, endotrakeal tüp yoluyla ölçüldüğünde en güvenilirdir; ancak supraglottik hava yolu veya balon-maske ventilasyonu ile de kullanılabilir, bu durumlarda yararlılığı net değildir. İnvaziv bir arteriyel kateter mevcut olduğunda, arteriyel diyastolik basınç KPR sırasında koroner perfüzyon basıncını ve miyokard perfüzyonunu yaklaşık olarak yansıtabilir.44 Kardiyak arrest sırasında diyastolik kan basıncı izleminin kullanımı daha yüksek ROSC ile ilişkilidir; ancak erişkinlerde herhangi bir özgül basınç hedefini önermek için yeterli veri yoktur.
  7. Bir arteriyel kateter mevcutsa, organize bir ritim gösteren ritim kontrolü sırasında arteriyel dalga formunun ortaya çıkması veya diyastolik basınçta ani bir artış ROSC’yi gösterebilir.45 Dalga formu mevcut olduğunda, ROSC’yi doğrulamak için bunun palpe edilebilir bir nabızla korele olduğundan emin olmak önemlidir. Arteriyel kateter yerleştirilmesi uygun uzmanlık ve kaynak gerektirir; ancak kardiyak arrest sırasında yerleştirme, yüksek kaliteli KPR sunumundan dikkat çekebilir.
  8. Baş yukarı (head-up) KPR’yi değerlendiren ilk çalışmalar domuz modellerinde yapılmış ve etkinliğe ilişkin çelişkili kanıtlar göstermiştir.46,47 Yakın tarihli bir ILCOR sistematik derlemesi, randomize kontrollü çalışma saptamamış ve her biri önemli metodolojik sınırlılıklara sahip yalnızca üç gözlemsel çalışma belirlemiştir.48–50 Sistematik derlemenin tanımladığı bu ve diğer zorluklar nedeniyle, taburculuğa kadar sağkalım ve iyi nörolojik sonuçla taburculuğa kadar sağkalım sonuçları için baş yukarı KPR’ye ilişkin kanıtlar çok düşük kesinlikte (ciddi yanlılık riski nedeniyle düşürülmüş) olarak değerlendirilmiştir. Tüm bulgular birlikte ele alındığında, randomize kontrollü çalışmaların veya uygun karşılaştırmaların yokluğunda baş yukarı KPR’ye ilişkin mevcut kanıtlar sınırlıdır. Ayrıca bu yaklaşımın uygulanması; özel ekipman (otomatik pozisyonlama cihazı, mekanik KPR cihazı, empedans eşik cihazı) ve kapsamlı eğitim gerektirir. Bu nedenle, iyi tasarlanmış klinik çalışmalar dışında kullanımını destekleyecek yeterli kanıt şu anda bulunmamaktadır; ancak bu yardımcı uygulamayı değerlendirmek üzere gelecekteki çalışmalara ihtiyaç vardır.
KPR’ye Yardımcı Uygulamalar İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
2b
B-NR
1. Son-tidal CO2’de ani bir artış, erişkin kardiyak arrestte göğüs kompresyonları sırasında ROSC’yi saptamak için veya bir ritim kontrolü organize bir ritim gösterdiğinde kullanılabilir.
2b
C-LD
2. Erişkin kardiyak arrest resüsitasyonu sırasında geri döndürülebilir nedenleri tanılamak için yatak başı ultrasonografinin (POCUS) kullanımı iyi derecede ortaya konmamıştır.
2b
C-LD
3. Erişkin kardiyak arrest resüsitasyonu sırasında prognoz amacıyla kardiyak fonksiyonu değerlendirmek için yatak başı ekokardiyografinin (POCUS) kullanımı iyi derecede ortaya konmamıştır.
2b
C-LD
4. Ek oksijen mevcut olduğunda, erişkin kardiyak arrestte KPR sırasında mümkün olan en yüksek inspiryum oksijen konsantrasyonunun kullanılması makul olabilir.
2b
C-LD
5. KPR sırasında arteriyel kan gazı ölçümünün, kardiyak arrestli erişkinlerde yararı belirsizdir.
2b
C-LD
6. Kardiyak arrestli erişkin hastalarda, mümkün olduğunda KPR kalitesini izlemek ve optimize etmek için arteriyel kan basıncı veya son-tidal CO2 gibi fizyolojik parametrelerin kullanılması makul olabilir.
2b
C-EO
7. Arteriyel kateter ile arteriyel basınç izlemi, erişkin kardiyak arrestte göğüs kompresyonları sırasında ROSC’yi saptamak için veya bir ritim kontrolü organize bir ritim gösterdiğinde kullanılabilir.
3: Fayda Yok
C-LD
8. Erişkin kardiyak arrestte baş yukarı kardiyopulmoner resüsitasyon, klinik çalışmalar ortamı dışında önerilmez.

10. Resüsitasyon Sırasında İleri Hava Yolu Yerleştirilmesi

Özet

Kardiyak arrest sırasında hava yolu yönetimi genellikle balon-maske ventilasyonu (BMV) gibi temel bir strateji ile başlar. Buna ek olarak, profesyonellerin bir ileri hava yolu stratejisinde — endotrakeal entübasyon (ETI) veya supraglottik hava yolu (SGA) yerleştirilmesi — yetkinlik kazanması ve ilk tercih edilen hava yolu ekini sağlayamazlarsa kullanmak üzere ikinci (yedek) bir stratejiye sahip olmaları yararlı olabilir. İleri hava yolu yerleştirilmesi göğüs kompresyonlarında kesintiye, cihazın yanlış konumlanmasına veya hiperventilasyona yol açabileceğinden, profesyoneller bu riskleri olası yararlarla tartmalıdır. İleri hava yollarının kullanımına ilişkin 2019 odaklı güncelleme ve 2020 Kılavuzlarının Bölüm 3’ü: Erişkin Temel ve İleri Yaşam Desteği, kardiyak arrestte ileri hava yollarının kullanımını ele almıştır. 2020 Kılavuzları, herhangi bir ortamda erişkin kardiyak arrestte KPR sırasında BMV veya bir ileri hava yolu stratejisinin düşünülebileceğini belirtmektedir.1,2 Hava yolu yönetimine ilişkin karar vermenin temel bir yönü; sağlık profesyonelinin hava yolu yönetimi becerisi ve deneyimi, hava yolu yönetimi komplikasyonlarını en aza indirmek için sık yeniden eğitim ve sürekli kalite iyileştirmedir. Bu nedenle, ileri bir hava yolunun kullanımı, türü ve zamanlamasına ilişkin nihai karar; küresel bir öneride kolayca tanımlanamayan çok sayıda hasta ve profesyonel özelliğin dikkate alınmasını gerektirir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Sağlık profesyonelinin psikomotor hava yolu yönetimi becerilerini sürdürmesi için sık yeniden eğitim önemlidir.3,4 Bu eğitimin en iyi nasıl gerçekleştirileceği net değildir. Kardiyak arrest sırasında hava yolu yönetimi performansını optimize eden eğitimin özgül türünü, miktarını ve sıklığını ele almak için araştırmaya ihtiyaç vardır.
  2. İleri bir hava yolu göğüs kompresyonları kesilmeden yerleştirilebilse de,5 kesintiler sıklıkla meydana gelir. Bu nedenle sağlık profesyonelleri, ileri bir hava yolunun olası yararlarını yüksek bir göğüs kompresyon fraksiyonunu sürdürmenin yararlarıyla tartmalıdır.6–8 Bu durum, özellikle şoklanabilir ritmi olan kardiyak arrest hastalarında geçerlidir; çünkü erken KPR ve defibrilasyonun, iyi nörolojik sonuçla sağkalım artışıyla güçlü bir ilişkisi vardır. Buna karşılık, şoklanamaz ritimli arrestlerde, KPR performansı ve epinefrin uygulaması hâlihazırda optimize edilmişse erken hava yolu yönetimi mümkün olabilir.
  3. Küçük bir klinik çalışmada ve çeşitli gözlemsel çalışmalarda, dalga formu kapnografisi kardiyak arrest sırasında endotrakeal tüp pozisyonunun doğrulanmasında %100 özgül bulunmuştur.9–11 Dalga formu kapnografinin duyarlılığı, uzamış kardiyak arrestten sonra azalır.9–11 Dalga formu kapnografinin diğer ileri hava yollarının (örneğin Combitube, laringeal maske hava yolu) yerleşimini değerlendirmedeki kullanımı incelenmemiştir.
  4. Yazım grubu, ETI uygulayan sistemlerde genel başarı oranının izlenmesinin kritik rollerini kabul etmektedir. Bu veriler, sistemlerin uygulamanın ETI’ye izin verip vermemesi, SGA’ya yönelmesi ya da kardiyak arrestli hastalarda yalnızca BMV kullanması gerekip gerekmediğine ilişkin bilinçli kararlar almasını sağlayacaktır; öneriler, belirli bir sistemdeki genel başarı oranına bağlı olarak değişecektir. Bir ajans içindeki EMS profesyonelleri için en uygun hava yolu yönetimi yaklaşımının seçilmesi ve sürdürülmesinde hastane öncesi kalite iyileştirmenin etkisini değerlendirmek üzere hem hasta hem de profesyonel odaklı sonuçları içeren daha fazla araştırmaya açık bir gereksinim vardır.
  5. Hekim temelli olmayan bir EMS sisteminde (ETI başarı oranı %69) OHCA’da SGA (iGel) ile ETI’yi karşılaştıran bir RKÇ, hastaneden taburculukta sağkalım veya iyi nörolojik sonuçla sağkalım açısından fark bulmamıştır.12 Hekim temelli olmayan bir EMS sisteminde (ETI başarı oranı %52) OHCA’da SGA (laringel tüp) ile ETI’yi karşılaştıran ikinci bir RKÇ, SGA ile yönetilen hastalarda hem hastaneden taburculuğa kadar sağkalımın hem de iyi nörolojik sonuçla taburculuğa kadar sağkalımın daha yüksek olduğunu bulmuştur.13 Yakın tarihli bir sistematik derleme, SGA’ların daha hızlı yerleştirme ve artmış ROSC oranı ile ilişkili olabileceğini, ancak SGA veya ETI için net bir sağkalım yararı olmadığını ve SGA ile ETI’nin nörolojik sağkalım üzerindeki etkisinin belirsiz kaldığını belirtmiştir.14 Sonuçlar muhtemelen hasta ve profesyonel özelliklere, özellikle EMS profesyonelinin başlangıç ve sürekli ileri hava yolu eğitimi ile deneyimine bağlıdır. Yüksek veya düşük ETI başarı oranları için kesin eşikler tanımlanmamıştır. İleri bir hava yolu yerleştirme kararı, küresel bir öneride kolayca tanımlanamayan hasta ve profesyonel özelliklerin anlaşılmasını gerektirir. Özellikle hasta faktörleri ile profesyonelin deneyimi, eğitimi, araçları ve becerileri arasındaki etkileşime odaklanan daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
  6. Hastane içi kardiyak arrestte (IHCA) ileri hava yolu yönetimine ilişkin öneriler, OHCA’dan ekstrapole edilmiştir. IHCA için herhangi bir özgül hava yolu yönetimi stratejisinin yarar sağladığını düşündüren yüksek kesinlikte kanıt şu anda yoktur. Klinik sonuçları etkileyen hava yolu yönetiminde IHCA hasta ve profesyonel özelliklerini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
  7. 2024 ILCOR CoSTR özeti,15 BMV veya ileri hava yolu stratejilerinin kullanımına ilişkin öneriyi değiştirecek yeni veri göstermemiştir. Hekim temelli bir EMS sisteminde OHCA’da BMV ile ETI’yi karşılaştıran büyük bir RKÇ, 28 günlük sağkalım veya iyi nörolojik sonuçla sağkalım açısından her iki teknik için de anlamlı bir yarar göstermemiştir.16 Bu çalışmada ETI başarı oranı %98 olup, ETI’nin bir girişim olarak potansiyel başarısı için görece optimal bir ortamı düşündürmektedir. Akut hava yolu yönetiminde iki yaklaşım arasında eşdeğerlik veya üstünlüğü ve ayrıca basamaklı bir yaklaşımın (örneğin BMV’yi takiben ileri hava yolu yerleştirilmesi) olası yararını belirlemek için daha fazla araştırma gereklidir.
  8. 2017 tarihli bir sistematik derleme, ileri hava yolu yerleştirildikten sonra farklı ventilasyon hızlarını karşılaştıran 1 gözlemsel insan çalışması ve 10 hayvan çalışması tanımlamıştır.17 Dakikada 10 solunum hızının net bir yararı saptanmamış olmakla birlikte, başka hiçbir hızın da üstün olduğu bulunmamıştır. 2017 ILCOR sistematik derlemesi, bu öneriyi değiştirecek yeni kanıt tanımlamamış ve bu öneri “2017 AHA Erişkin BLS ve KPR Kalitesi Odaklı Güncellemesi: KPR ve Acil Kardiyovasküler Bakım için AHA Kılavuzlarına Güncelleme”de tekrar edilmiştir.18,19
Resüsitasyon Sırasında İleri Hava Yolu Yerleştirilmesine Yönelik Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Kardiyak arrestli erişkinlerde endotrakeal entübasyon uygulayan sağlık profesyonelleri için sık deneyim veya sık yeniden eğitim önerilir.
1
C-LD
2. İleri hava yolu yerleştirilmesi göğüs kompresyonlarını kesecekse, sağlık profesyonelleri erişkin hastada kardiyak arrest başlangıç KPR ve defibrilasyon girişimlerine yanıt vermeyene veya ROSC sağlanana kadar hava yolu yerleştirilmesini ertelemelidir.
1
C-LD
3. Sürekli dalga formu kapnografisi, klinik değerlendirmeye ek olarak, kardiyak arrestli erişkinlerde endotrakeal tüpün doğru yerleşimini doğrulamak ve izlemek için en güvenilir yöntem olarak önerilir.
1
C-EO
4. Kardiyak arrestli erişkinlerde hastane öncesi entübasyon uygulayan acil sağlık hizmetleri sistemleri, komplikasyonları en aza indirmek ve supraglottik hava yolu ile endotrakeal tüp yerleştirme başarı oranlarını izlemek için sürekli kalite iyileştirme programı sağlamalıdır.
2a
B-R
5. Erişkin OHCA hastalarında ileri hava yolu kullanılıyorsa, endotrakeal entübasyon başarı oranlarının düşük olduğu veya eğitim olanaklarının sınırlı olduğu ortamlarda supraglottik hava yolu kabul edilebilir.
2a
B-R
6. Erişkin OHCA hastalarında ileri hava yolu kullanılıyorsa, endotrakeal entübasyon başarı oranlarının yüksek olduğu veya optimal eğitim olanaklarının bulunduğu ortamlarda supraglottik hava yolu ya da endotrakeal tüp kullanılabilir.
2a
B-NR
7. Hastane içi kardiyak arrestte, bu işlemlerde deneyimli sağlık profesyonelleri tarafından ileri hava yolu kullanılıyorsa, supraglottik hava yolu veya endotrakeal tüp tercih edilebilir.
2b
B-R
8. Herhangi bir ortamda erişkin kardiyak arrestte, durumun gerekliliklerine ve profesyonelin beceri düzeyine bağlı olarak KPR sırasında balon-maske ventilasyonu veya bir ileri hava yolu stratejisi düşünülebilir.
2b
C-LD
9. İleri hava yolu mevcutsa, sürekli göğüs kompresyonları uygulanırken klinisyenin her 6 saniyede 1 soluk (dakikada 10 soluk) vermesi makul olabilir.
AHA: CPR Sırasında İleri Hava Yolu Kullanımına İlişkin İleri Yaşam Desteği Önerilerinin Şematik Gösterimi
AHA: CPR Sırasında İleri Hava Yolu Kullanımına İlişkin İleri Yaşam Desteği Önerilerinin Şematik Gösterimi

11. Resüsitasyonun Sonlandırılması

Resüsitasyonun Sonlandırılması (TOR) İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. TOR düşünülürken, ALS’nin mevcut olmadığı veya anlamlı derecede gecikebileceği erişkin OHCA olgularında, hastane öncesi BLS profesyonelleri BLS TOR kuralını kullanmalıdır.
2a
B-NR
2. Hastane öncesi ALS profesyonellerinin, erişkin OHCA hastalarında sahada resüsitasyon çabalarını sonlandırmak için ALS TOR kuralını kullanması makuldür.
2a
B-NR
3. Hem ALS hem de BLS profesyonellerinin bulunduğu kademeli bir EMS sisteminde, erişkin OHCA hastaları için Evrensel TOR (UTOR) kuralını kullanmak makuldür.
2b
C-LD
4. Entübe erişkin hastalarda, ALS resüsitasyonunun 20 dakikasından sonra dalga formu kapnografi ile son-tidal CO2’nin 10 mm Hg’nin üzerine çıkarılamaması; resüsitasyon çabalarının ne zaman sonlandırılacağına karar vermek için çok modlu bir yaklaşımın bir bileşeni olarak düşünülebilir.
3: Zarar
C-EO
5. Entübe edilmemiş erişkin hastalarda, KPR sırasında herhangi bir zamanda belirli bir son-tidal CO2 eşik değeri, resüsitasyon çabalarının sonlandırılması için bir endikasyon olarak kullanılmamalıdır.

Özet

Hastane dışı kardiyak arrest (OHCA), sağkalım oranlarının düşük olduğu ve yüksek düzeyde kaynak gerektiren bir durumdur. Acil sağlık hizmetleri (EMS) profesyonellerinin, resüsitasyonun sürdürülmesinin nafile olduğu hastalar ile sağkalım şansı bulunan ve resüsitasyonun sürdürülmesi ile hastaneye nakledilmesi gereken hastaları ayırt edebilmesi önemlidir. Bu yaklaşım hem kaynak kullanımını iyileştirir hem de hastanın sağkalım şansını optimize eder. Doğrulanmış bir resüsitasyonun sonlandırılması (Termination of Resuscitation, TOR) kuralının kullanılması, kardiyak arrest hastalarında nafileliğin doğru biçimde belirlenmesine yardımcı olur. Çok sayıda TOR kuralı önerilmiş olmakla birlikte,3 Kuzey Amerika’da en çok incelenmiş TOR kuralları BLS, ALS ve UTOR kurallarıdır. TOR kuralları, doğrulandıkları EMS ajansının özgül uygulama kapsamı için geçerlidir. Örneğin, yalnızca BLS eğitimi almış profesyonellerin (ilk yanıtlayıcılar veya acil tıp teknisyenleri [EMT’ler]) bulunduğu bir EMS ajansında BLS TOR kuralı uygundur; yalnızca ALS eğitimi almış profesyonellerin bulunduğu bir EMS ajansında ALS TOR kuralı uygundur; hem BLS hem de ALS eğitimi almış profesyonellerin bulunduğu (genellikle kademeli yanıt sistemi olarak adlandırılan) bir ajans veya sistemde ise UTOR kuralı uygundur. Bu TOR kuralları, doğrulanmadıkları hasta popülasyonları için uygun değildir; örneğin aşırı doz, travma veya hastane içi kardiyak arrest (IHCA) hastalarında kullanılmamalıdır. Mevcut TOR kurallarının uygun uygulamasını değerlendirmek ve kullanımına ilişkin riskler ile yararların daha net anlaşılmasını sağlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Kuzey Amerika ağırlıklı olmak üzere yayımlanmış 7 BLS TOR çalışmasını içeren bir meta-analizde (retrospektif ve prospektif gözlemsel çalışmalardan birleştirilen toplam 33 795 hasta), BLS sonlandırma kriterlerini karşılayan hastaların yalnızca %0,13’ünün (%95 GA, %0,03–%0,58) hastaneden taburculuğa kadar sağ kaldığı gösterilmiştir.1 2024 tarihli, ağırlıklı olarak Asya’daki EMS sistemlerinden 6 yeniden sınıflandırılmış retrospektif doğrulama çalışmasını içeren uluslararası bir meta-analiz,2 BLS kuralının Kuzey Amerika dışına genellendiğinde özgüllüğünün önceki raporlara kıyasla daha düşük olabileceğini düşündürmektedir. Bu analiz; EMS ajanslarını yeniden sınıflandırmış, heterojen metodolojiler ve yanıt özellikleri içermiş ve büyük ölçüde retrospektif verilere dayanmıştır. Bu sınırlılıklar, farklı EMS ajansları tarafından BLS TOR kurallarının özgüllüğünü ve uygulanabilirliğini doğrulamak için daha titiz, prospektif araştırmaların önemini vurgulamaktadır.
  2. ALS TOR kuralına ilişkin yayımlanmış 2 retrospektif gözlemsel çalışmayı (10 178 hasta) içeren bir meta-analizde, ALS sonlandırma kriterlerini karşılayan hastaların yalnızca %0,01’inin (%95 GA, %0,00–%0,07) hastaneden taburculuğa kadar sağ kaldığı bulunmuştur.1 Yukarıda belirtilen aynı 2024 uluslararası meta-analiz,2 ALS TOR hastalarına ilişkin yayımlanmış 17 çalışmayı analiz etmiş ve havuzlanmış özgüllüğü %96 (%95 GA, 0,93–0,99) olarak saptamıştır.
  3. BLS kuralı ile aynı kriterleri kullanan UTOR kuralı (yani arrestin EMS profesyonelleri tarafından tanık olunmamış olması; şok uygulanmamış olması; ROSC olmaması), BLS/ALS birleşik ya da kademeli yanıtlı EMS ajanslarında prospektif olarak doğrulanmıştır.3 Kural, 6 dakikalık resüsitasyondan sonra yeterli özgüllüğe sahip olmamakla birlikte (yalancı pozitif oranı: %2,1), yaklaşık 15 dakikalık resüsitasyon denemesinden sonra %99’un üzerinde özgüllüğe ulaşmış ve aynı zamanda nakilleri yarı yarıya azaltmıştır. Bir retrospektif analiz, UTOR kuralının 20 dakikalık resüsitasyon süresinde uygulanmasının nafileliği öngörebildiğini ve sağ kalanların ile iyi nörolojik sonuca sahip hastaların %99’undan fazlasını doğru biçimde tanımladığını göstermiştir.4 Başka bir meta-analiz2 de UTOR kuralını 19 çalışmada incelemiş; bunların birçoğu başlangıçta kademeli BLS + ALS EMS sistemlerinde BLS TOR kuralı kullanan çalışmalar olarak sınıflandırılmıştır. Yeniden sınıflandırma sonrası UTOR kuralının havuzlanmış özgüllüğü %88 (%95 GA, 0,88–0,94) olarak raporlanmıştır. Dikkat çekici olarak, yeniden sınıflandırılan 11 çalışmanın 10’u Kuzey Amerika dışında yürütülmüştür.
  4. Entübe hastalarda, 10 mm Hg’nin altındaki ETCO₂ ölçümü çok az ya da hiç kardiyak output olmadığını gösterir. Birkaç küçük retrospektif çalışma, ALS resüsitasyonunun 20. dakikasından sonra ETCO₂’nin 10 mm Hg’nin altında olmasının nafileliği güçlü ancak mükemmel olmayan biçimde öngördüğünü göstermektedir.5–8 Bu küçük gözlemsel çalışmalar yüksek yanlılık riski taşımaktadır. Alternatif ETCO₂ eşik değerleri, zaman noktaları ve zaman içindeki ETCO₂ değişimleri önerilmiştir.9–12 Hasta sonucunu öngörmek için yalnızca ETCO₂ kullanımının büyük bir prospektif çalışmada doğrulanması gerekmektedir.2 Supraglottik hava yolları ile ETCO₂ ölçümünün kötü sonuçları öngördüğüne ilişkin veri bulunmamaktadır. Ayrıca, resüsitasyonun ileri evrelerinde izole olarak 20 mm Hg’nin üzerindeki ETCO₂ değerleri, özellikle diğer prognostik göstergeler elverişli değilse, resüsitasyonun sürdürülmesi için tek başına bir gösterge olarak kullanılmamalıdır. Mekanik KPR uygulanan hastalarda resüsitasyonun sonlandırılmasında ETCO₂’nin rolünü değerlendiren yüksek kaliteli çalışmalar yapılmamış olup, bu alan aktif bir araştırma konusudur.
  5. İleri hava yolu olmayan kardiyak arrest hastalarında ETCO₂ kullanımını özel olarak inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Balon-maske ventilasyonu sırasında ölçülen ETCO₂ değerlerinin, ileri hava yolu mevcutken ölçülenler kadar güvenilir olup olmadığı bilinmemektedir. Entübe edilmemiş bir hastada TOR kararları için evrensel bir ETCO₂ “eşik değeri”ni destekleyecek yeterli kanıt yoktur.
AHA: TYD/Evrensel Resüsitasyon Sonlandırma Kararları
AHA: TYD/Evrensel Resüsitasyon Sonlandırma Kararları
AHA: İKYD Resüsitasyon Sonlandırma Kararı
AHA: İKYD Resüsitasyon Sonlandırma Kararı

12. Taşikardiler

AHA: Yetişkin Nabızlı Taşiaritmi Algoritması
AHA: Yetişkin Nabızlı Taşiaritmi Algoritması
AHA: Elektriksel Kardiyoversiyon Algoritması
AHA: Elektriksel Kardiyoversiyon Algoritması

12.1. Geniş QRS Taşikardisi

Özet

Geniş QRS’li taşikardi (WCT), genellikle dakikada 150’nin üzerinde hız ve 0,12 saniye veya daha uzun QRS süresi olan bir ritim olarak tanımlanır.1,2 Geniş QRS kompleksinin oluşmasının 4 yolu vardır: (1) ventriküler kökenli iletim, (2) sol veya sağ dal bloğu, (3) aksesuar (bypass) yol üzerinden iletim ve (4) ventriküler pace. Nadiren hiperkalemi veya sodyum kanal blokajı da WCT ile prezente olabilir. Bu nedenle WCT’ler ventriküler (VT veya VF) olabileceği gibi, 2, 3 veya 4. mekanizmalara bağlı supraventriküler taşikardiler de olabilir. WCT monomorfik veya nonmonomorfik (yani polimorfik) QRS yapısına sahip olabilir. Polimorfik QRS kompleksleri torsades de pointes, VF veya aksesuar yol iletimli AF için tipiktir. Diğer ritimlerin çoğu monomorfiktir. WCT’li hastalar hemodinamik olarak stabil veya instabil olabilir. Hemodinamik olarak stabil WCT’li hastalarda sağlık profesyoneline 12 derivasyonlu elektrokardiyogram çekmek, IV yol açmak ve IV ilaçlar uygulamak için zaman tanınırken; instabil hastalarda acil kardiyoversiyon gereklidir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Hemodinamik olarak instabil WCT’li hastalarda sinüs ritminin hızla yeniden sağlanması kritik önemdedir. Hasta WCT nedeniyle instabil ise (örneğin sistolik kan basıncı <80 mm Hg veya mental durumda bozulma), derhal senkronize kardiyoversiyon endikedir.3
  2. Stabil WCT’li hastalarda vagal manevralar veya adenozin denenebilir; ancak bu tedavilere rağmen hasta WCT’de kalıyorsa senkronize kardiyoversiyon önerilir. Zaman ve klinik stabilite elveriyorsa, işlemsel sedasyon uygulanması uygun olabilir.3
  3. Amiodaronun etki başlangıcı görece yavaştır ve bazı çözücüler hipotansiyona yol açabilir. IV prokainamid de hipotansiyona neden olabilir ve dakikada 50 mg’dan daha hızlı infüze edilmemelidir. IV sotalol, hipotansiyon açısından bu kaygıları taşımayan daha yeni bir ajandır. Etkinliğe ilişkin doğrudan karşılaştırmalar genellikle lidokain ile bu üç antiaritmik ilaç arasında yapılmıştır. Lidokainin kinetik özellikleri, hemodinamik olarak tolere edilen hızlardaki VT’de amiodaron, prokainamid veya sotalole kıyasla daha az etkilidir,4 ve lidokainin plaseboya göre daha etkili olup olmadığı belirsizdir. Stabil, monomorfik VT tedavisine ilişkin küçük ve heterojen insan çalışmalarından elde edilen sınırlı kanıtlara dayanan sonuçlar; prokainamid ve sotalolün benzer etkinliğe sahip olduğunu, amiodaronun ise prokainamidden daha etkili olmadığını göstermektedir.5–9 Bu ilaçların birlikte uygulanmasından kaçınmak önemlidir; çünkü kombine etkileri aritmojenik olabilir. Bu ilaçlardan herhangi biri uygulandığında, altta yatan nedene bağlı olarak WCT’yi daha hızlı ve malign (yani hemodinamik olarak instabil) bir forma dönüştürebileceğinden, defibrilatörün derhal hazır bulundurulması önerilir.
  4. Adenozin atriyoventriküler (AV) nodu bloke eder ve otomatisiteyi azaltır. Bu nedenle AV nodun devrenin bir parçası olduğu WCT’ler, dar QRS’li taşikardi (NCT) tedavilerinde tanımlandığı şekilde etkili bir adenozin dozu ile sonlandırılacaktır. Yeterli adenozin uygulaması AV nodu geçici olarak bloke ederek altta yatan ritmin doğru şekilde değerlendirilmesine olanak tanıyabilir. Bu nedenle adenozin, stabil, düzenli, monomorfik WCT’de hem tanısal hem de tedavi edici olabilir.10,11
  5. Verapamil, AV nod iletimini yavaşlatan, aksesuar yolların refrakter periyodunu kısaltan ve hem negatif inotrop hem de vazodilatör olarak etki eden bir kalsiyum kanal blokeridir. Vazodilatör etkileri görece belirgindir ve bu nedenle uygulama ile hipotansiyon sık görülür. Verapamil, ventriküler kökenli bir WCT’yi sonlandırmaz ve derin hipotansiyona yol açarak şok ve kardiyak arreste neden olabilir.12,13
  6. Adenozin, ventriküler kökenli bir WCT’yi sonlandırmaz; derin hipotansiyona yol açarak şok oluşturabilir veya VF ve kardiyak arresti tetikleyebilir.14,15
Erişkin Geniş QRS’li Taşikardisi Olan Hastaların Yönetimi İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Hemodinamik olarak instabil geniş QRS’li taşikardisi olan erişkin hastaların akut tedavisinde senkronize kardiyoversiyon önerilir.
1
B-NR
2. Vagal manevralar ve farmakolojik tedavinin etkisiz olduğu veya kontrendike olduğu hemodinamik olarak stabil geniş QRS’li taşikardisi olan erişkin hastalarda akut tedavi için senkronize kardiyoversiyon önerilir.
2b
B-R
3. Geniş QRS’li taşikardisi olan erişkin hastaların tedavisinde IV amiodaron, prokainamid veya sotalol uygulanması düşünülebilir.
2b
B-NR
4. Nedeni belirlenemeyen, hemodinamik olarak stabil, düzenli monomorfik geniş QRS’li taşikardisi olan erişkin hastalarda tedavi amacıyla veya ritim tanısına yardımcı olmak için IV adenozin düşünülebilir.
3: Zarar
B-NR
5. Verapamil ve diltiazem, geniş QRS’li taşikardisi olan erişkin hastalara uygulanmamalıdır.
3: Zarar
C-LD
6. Hemodinamik olarak instabil, düzensiz veya polimorfik geniş QRS’li taşikardisi olan erişkin hastalarda adenozin uygulanmamalıdır.

12.2. Polimorfik Ventriküler Taşikardi

Özet

Polimorfik VT, atımdan atıma QRS kompleksinin konfigürasyonunun değiştiği, ventriküler kökenli geniş QRS’li bir taşikardiyi ifade eder. Bununla birlikte, polimorfik VT’nin tanı ve tedavisinde en kritik özellik ritmin morfolojisi değil, hastanın altta yatan QT aralığı hakkında bilinen (veya şüphelenilen) durumdur. Taşikardinin polimorfik VT mi yoksa ventriküler fibrilasyon (VF) mu olduğunu ayırt etmek sıklıkla zordur. Çoğu VF, polimorfik VT ile başlar ve polimorfik VT uzarsa genellikle VF’ye dejenere olur. Torsades de pointes, normal ritimde ve VT yokken kalp hızına göre düzeltilmiş QT aralığının uzamış olması ile ilişkili bir polimorfik VT formudur. Düzeltilmiş QT aralığı 500 milisaniyenin üzerinde olduğunda ve buna bradikardi eşlik ettiğinde torsades gelişme riski artar.1 Torsades, kalıtsal bir genetik anormalliğe bağlı olabileceği gibi2 QT aralığını uzatan ilaçlar ve elektrolit dengesizlikleri nedeniyle de ortaya çıkabilir.3 Buna karşılık, uzun QT ile ilişkili olmayan polimorfik VT en sık akut miyokardiyal iskemiye bağlıdır.4,5 Diğer olası nedenler arasında; egzersiz veya emosyon ile tetiklenen, genetik bir anormallik olan katekolaminerjik polimorfik VT6; olağandışı derecede kısa QT aralığı (düzeltilmiş QT aralığı 330–370 milisaniyenin altında) ile ilişkili bir polimorfik VT formu olan “kısa QT” sendromu7,8; idiyopatik sağ ventrikül çıkım yolu polimorfik VT’si; ve dijitalis toksisitesinde görülen, ardışık QRS komplekslerinin aksının 180° değiştiği bidireksiyonel VT yer alır.9 Polimorfik VT’nin akut farmakolojik tedavisini inceleyen randomize kontrollü çalışmalar (RKÇ) yoktur. Uzun QT varlığında veya yokluğunda destekleyici veriler büyük ölçüde olgu sunumları ve olgu serilerine dayanmaktadır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Altta yatan QT aralığından bağımsız olarak, polimorfik VT’nin tüm formları hemodinamik ve elektriksel olarak instabil kabul edilir. Polimorfik VT atakları kendiliğinden tekrarlayarak sonlanabilir, süreklilik kazanabilir veya VF’ye dejenere olabilir. VT’nin QRS kompleksi tek tip morfolojiye sahip olduğunda, QRS kompleksine senkronize elektriksel kardiyoversiyon, kardiyak döngünün duyarlı döneminde (T dalgası) VF tetikleme riskini en aza indirir. Buna karşılık, polimorfik VT, her bir QRS kompleksinin farklı özellikleri nedeniyle güvenilir biçimde senkronize edilemez ve yüksek enerjili (üreticinin önerdiği maksimum ayar) senkronize olmayan şok gerektirir. Defibrilasyon öncesinde sedasyonun uygunluğunu değerlendirirken hastanın mental durumunun değerlendirilmesi önemlidir. Defibrilasyon polimorfik VT’yi sonlandırmada etkili olsa da, nüksü önlemeyebilir; bu durumda sıklıkla farmakolojik tedavilere ihtiyaç duyulur ve sonraki önerilerin ana odağını bu oluşturur.
  2. Torsades de pointes tipik olarak, bilinen ya da şüphelenilen uzun QT anormalliği bağlamında, çoğu zaman eşlik eden bir bradikardi ile birlikte, kendiliğinden sonlanan ancak tekrarlayan, hemodinamik olarak instabil polimorfik VT paterni şeklinde ortaya çıkar. Defibrilasyon ile torsades’in sonlandırılması nüksü önlemeyebilir ve ek farmakolojik girişimler gerektirir. Küçük olgu serilerinde IV magnezyumun atakları baskılamada ve nüksleri önlemede etkili olduğu gösterilmiştir.10–13 Magnezyumun, torsades’i tetikleyebilen miyokardiyal aksiyon potansiyelindeki dalgalanmaları baskıladığı düşünülmektedir.14 Özellikle hipokalemi başta olmak üzere elektrolit bozukluklarının düzeltilmesi de önerilir.
    Torsades’in antiaritmik ilaçlarla tedavisi QT aralığını uzatabilir ve aritmiyi teşvik edebilir. Akut olarak uygulandığında β-adrenerjik blokerler de bradikardiye yol açarak veya bradikardiyi kötüleştirerek torsades’i tetikleyebilir. Bradikardiye veya duraklamaya bağlı torsades’i olan hastalarda, overdrive pacing veya izoproterenol gibi ek önlemler için uzman görüşü alınması en uygunudur.15 İlaçlara bağlı torsades gelişimini destekleyen literatür bulunduğundan, ilaç kaynaklı QT uzamasının önlenmesi sağlık profesyonelleri için önemli bir önceliktir.
  3. QT uzaması ile açıkça ilişkili olmayan polimorfik VT, en sık akut miyokardiyal iskemi veya enfarktüs tarafından tetiklenir ve sıklıkla hızla VF’ye dejenere olur.3,5 Polimorfik VT başlangıçta VF’den ayırt edilmesi zor olabilir; ancak diğer ventriküler aritmilerde (VT ve VF) olduğu gibi, acil defibrilasyon ile sonlandırılır. Bununla birlikte, defibrilasyon polimorfik VT’yi sonlandırsa da nüksü önlemeyebilir ve ek farmakolojik önlemler gerektirebilir. Polimorfik VT’nin optimal farmakolojik yönetimini belirlemek üzere RKÇ yapılmamıştır. Altta yatan miyokardiyal iskeminin tedavisi (örneğin β-adrenerjik blokerler veya acil koroner girişim) ile birlikte lidokain ve amiodaronun,16–22 aritmi sürdüğü durumlarda defibrilasyonla birlikte sinerjik etkisi olabilir. β-Adrenerjik blokerlerin, akut koroner sendromlarda ventriküler aritmilerin insidansını azalttığı da gösterilmiştir.23,24
    Alternatif polimorfik VT nedenlerinden şüphelenildiğinde, β-adrenerjik blokerler ve antiaritmiklerin de etkili olabileceği durumlar için uzman görüşü alınması önerilir.6,25 2018 AHA “Kardiyak Arrest Sırasında ve Hemen Sonrasında Antiaritmik İlaçların Kullanımı” Odaklı Güncellemesinden bu yana26 yeni bir kanıt tanımlanmamıştır.
  4. Uzun QT yokluğunda, magnezyumun polimorfik VT10 veya diğer ventriküler taşiaritmilerin12 tedavisinde etkili olduğu gösterilmemiştir. Beş hastayı içeren tek bir olgu serisi, normal QT ile seyreden polimorfik VT’de magnezyum uygulamasının yarar sağlamadığını göstermiştir. Kardiyak arrest sırasında ve hemen sonrasında antiaritmik ilaçlara ilişkin 2018 AHA odaklı güncellemesinden bu yana yeni bir kanıt tanımlanmamıştır.
Polimorfik Ventriküler Taşikardisi Olan Erişkinlerin Tedavisine Yönelik Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Süregen (sustained) polimorfik ventriküler taşikardisi olan erişkinler için derhal senkronize olmayan (unsynchronized) şok önerilir.
2b
C-LD
2. Uzun QT aralığı ile ilişkili (torsades de pointes) polimorfik ventriküler taşikardi nüksleri olan erişkinlerin tedavisi için magnezyum düşünülebilir.
2b
C-LD
3. Uzamış QT aralığı yokluğunda, erişkinlerde polimorfik VT nükslerini tedavi etmek için IV lidokain, amiodaron ve miyokardiyal iskemiyi tedavi etmeye yönelik önlemler düşünülebilir.
3: Yarar Yok
C-LD
4. Normal QT aralığı olan erişkinlerde polimorfik VT tedavisi için magnezyumun rutin kullanımı önerilmez.

12.3. Düzenli Dar QRS Taşikardisi

Erişkinlerde Düzenli Dar Kompleks Taşikardinin Tedavisine Yönelik Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-R
1. Düzenli dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastaların akut tedavisinde vagal manevralar önerilir.
1
B-R
2. Düzenli dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastaların akut tedavisinde adenozin önerilir.
1
B-NR
3. Hemodinamik olarak instabil dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastaların akut tedavisinde senkronize kardiyoversiyon önerilir.
1
B-NR
4. Hemodinamik olarak stabil dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastalarda, vagal manevralar ve farmakolojik tedavi etkisiz veya kontrendike ise, akut tedavi için senkronize kardiyoversiyon önerilir.
2a
B-R
5. Düzenli ve hemodinamik olarak stabil dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastaların akut tedavisinde intravenöz diltiazem veya verapamil etkili olabilir.
2a
C-LD
6. Düzenli ve hemodinamik olarak stabil dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastaların akut tedavisinde intravenöz β-adrenerjik blokerlerin kullanımı makul olabilir.

Özet

Dar kompleks taşikardiler (NCT’ler); sinüs taşikardisi, atriyal flutter, AV nodal reentran taşikardi, AV reentran taşikardi ve diğer atriyal taşikardileri kapsar ve daha önce kesin olmayan bir biçimde supraventriküler taşikardi olarak adlandırılmıştır. Çoğu hastada NCT’ler genellikle hemodinamik olarak instabil değildir ve sağlık profesyonelleri vagal manevraları deneme fırsatına sahiptir. Adenozin de bu hastalarda aritmilerin sonlandırılmasında etkili olabilir. Hemodinamik olarak instabil NCT’li hastalarda elektriksel tedaviler endikedir. Ancak burada, instabilitenin NCT’nin kendisinden kaynaklandığına, başka bir klinik tanının (örneğin sepsis) yol açtığı instabilitenin bir yansıması olmadığına dair makul bir beklenti bulunmalıdır. Hemodinamik olarak instabil NCT’li hastalarda hipotansiyon, akut bilinç değişikliği, şok bulguları, göğüs ağrısı veya akut kalp yetersizliği görülebilir. NCT’li hastaların çoğunda, aşağıda tanımlanan vagal manevralar, farmakolojik tedavi veya her ikisiyle (örneğin adenozin, diltiazem, verapamil) dönüşüm başarı oranları %98’e kadar ulaşmaktadır. Gelecekte nazal yolla uygulanan kalsiyum kanal blokerleri kullanıma girerse, etkinlik ve güvenlilikleri değerlendirilecek ve bu kılavuzlara ve ilgili tedavi algoritmasına dahil edilmeleri göz önünde bulundurulacaktır.1-3 Bu öneriler, 2015 Amerikan Kardiyoloji Koleji (ACC), Amerikan Kalp Derneği (AHA) ve Kalp Ritmi Derneği (HRS) Erişkin Supraventriküler Taşikardi Yönetimi Kılavuzları ile 2025 kanıt güncellemesi tarafından desteklenmektedir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Valsalva manevrası, NCT’lerin %20–30’unu sonlandırmada etkilidir.⁴,⁵ Modifiye tekniklerle bu oran %50’ye kadar çıkmaktadır.⁶⁹ Vagal manevralar; hastanın 10 cc’lik bir enjektöre üflemesi, ıkınması ve karotis masajını içerir. Bununla birlikte, daha etkili yaklaşımlar da tanımlanmıştır; bunlar arasında pasif bacak kaldırma, supin pozisyona getirme ve Valsalva manevrasından hemen sonra pasif bacak elevasyonu, bir sfingomanometreye bağlı enjektöre üfleme ve Valsalva’dan 10 saniye sonra epigastrik bölgeye bası yer alır. Karotis masajı uygulanırken dikkatli olunmalıdır; çünkü bu teknik, karotis aterosklerozu olan hastalarda inmeyi tetikleyebilir.
  2. Adenozin; AV nodal reentran taşikardi, AV reentran taşikardi ve birçok atriyal taşikardinin sonlandırılmasında çok yüksek dönüşüm oranları göstermiştir.¹⁰ Ayrıca AV nodunu bloke ederek atriyal flutter veya fibrilasyon tanısını doğrular. Adenozinin yarı ömrü çok kısadır ve periferik bir venden infüze edildiğinde daha az etkili olabilir. Yeterli dozlama; NCT’nin değişmesiyle, sonlanmasıyla veya hastada kızarma ve yoğun bir endişe hissi gibi semptomların ortaya çıkmasıyla anlaşılır. Santral kateteri olan veya kalp transplantasyonu sonrası hastalarda adenozinin etkisi çok belirgin olabilir; bu hastalarda 1 mg IV, NCT’yi sonlandırmak için yeterli olabilir. Adenozin, astımı olan hastalarda ciddi bronkospazma yol açabileceğinden kontrendikedir.
  3. Hemodinamik olarak instabil NCT’li hastalarda sinüs ritminin hızla geri kazandırılması kritik önemdedir. Hasta instabil ise derhal kardiyoversiyon uygulanmalıdır.¹¹
  4. Kardiyoversiyon, vagal manevralara ve farmakolojik tedaviye yanıt vermeyen stabil NCT’li hastaların tedavisinde kullanılabilir.¹¹ Kardiyoversiyon öncesinde sedasyonun uygunluğu değerlendirilirken hastanın mental durumu ve klinik stabilitesi önemlidir.
  5. İntravenöz diltiazem ve verapamil, NCT’yi hastaların %64–98’inde normal sinüs ritmine çevirir. Verapamilin etkinliği adenozine benzerdir; ancak belirgin hipotansiyon oluşturma riski vardır.¹²¹⁸ Diltiazem ve verapamil, adenozin tedavisinden sonra tekrarlayan supraventriküler taşikardisi olan hastalarda özellikle yararlıdır; çünkü etkileri daha uzundur. Hipotansiyon sık görülen bir yan etkidir ve bu ilaçlar yavaş infüze edilmelidir.¹⁹ NCT’si olan ve sistolik kalp yetersizliği şüphesi bulunan hastalarda diltiazem ve verapamilden kaçınılması en uygunudur.
  6. İntravenöz β-adrenerjik blokerler genellikle güvenlidir ve düzenli, hemodinamik olarak stabil dar kompleks taşikardisi olan erişkin hastalarda NCT’nin sonlandırılmasında etkili oldukları gösterilmiştir.

12.4. Atriyal Fibrilasyon

Atriyal Fibrilasyon/Flutter için Elektriksel Tedavilere Yönelik Öneriler Özet

Atriyal fibrilasyon (AF), atriyal miyokard boyunca çoklu reentran (kendi kendine dönen) devreler nedeniyle oluşan düzensiz bir atriyal ritimdir. Atriyal flutter ise tek bir makro-reentran atriyal devrenin neden olduğu, daha organize bir taşiaritmidir. Bu iki aritmi sıktır, çoğu zaman birlikte bulunur ve benzer şekilde tedavi edilir. Hızlı ventrikül yanıtlı AF/flutter tedavisi, hemodinamik stabiliteye bağlıdır. İnstabil hastalar ve hızla ilişkili iskemi bulguları olanlar genellikle acil elektriksel kardiyoversiyona ihtiyaç duyar. Stabil hastalar ise hız kontrolü veya ritim kontrolü sağlamak amacıyla farmakolojik olarak tedavi edilebilir. Antikoagüle edilmemiş hastalarda 48 saatten uzun süredir devam eden AF/flutter’ın kardiyoversiyonu tromboembolik olay riski taşır. Süresi 48 saatten kısa olduğu değerlendirilen akut AF/flutter’da karar verme daha nüanslıdır ve acil kardiyoversiyon gerekmediği sürece uzman görüşü gerektirir. Pre-eksited AF/flutter (Wolff–Parkinson–White sendromu) Geniş Kompleks Taşikardiler başlığı altında ele alınmaktadır.¹ Elektriksel kardiyoversiyon birçok faktörden etkilenir. Şok başarısını etkileyen teknik özellikler (enerji ayarının ötesinde); ped boyutları, ped yerleşimi, empedans bariyerlerinin en aza indirilmesi, şok dalga formu ve zamanlama (uygun elektrokardiyogram senkronizasyonu) gibi unsurları içerir.²˒³ Kardiyoversiyon sonucunu etkileyen klinik faktörler arasında vücut yapısı, kardiyak durum (ventrikül fonksiyonu, atriyal boyut), ritmin süresi ve eşzamanlı ilaç kullanımı yer alır. Bu faktörlerin her biri, tek başına ya da birlikte, sonuç üzerinde enerji ayarının kendisi kadar veya ondan daha fazla etkili olabilir.⁴˒⁵ Enerji ayarının yanı sıra, elektriksel kardiyoversiyon; işlemin nasıl uygulandığına ilişkin ayrıntılara ve uygulandığı hastanın özelliklerine dikkat edilmesini gerektirir.⁶ Bu öneriler, “2023 ACC/AHA/ACCP/HRS Atriyal Fibrilasyon Yönetimi Kılavuzu” ve 2025 kanıt güncellemesi tarafından desteklenmektedir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Kontrolsüz taşikardi; ventrikül dolumunu, kardiyak debiyi ve koroner perfüzyonu bozabilirken miyokardiyal oksijen tüketimini artırabilir. Bazı olgularda ilaçlar, intravenöz sıvılar ya da her ikisiyle hızlı bir deneme uygun olabilir; ancak instabil hastalar veya atriyal fibrilasyon/flutter tarafından neden olunan ya da bu durumla kötüleşen devam eden kardiyak iskemiye sahip hastalar acil kardiyoversiyon gerektirir.⁷⁹ Ayrıca aritminin primer neden mi olduğu yoksa altta yatan faktörlerin (örn. sepsis) yol açtığı hızlı ventrikül yanıtına sekonder mi geliştiği de göz önünde bulundurulmalıdır; bu ayrım, hemodinamik stabilizasyon için başlangıçtaki farmakolojik stratejileri yönlendirebilir. Hemodinamik olarak instabil hastalarda bu stratejilere ilişkin veriler sınırlıdır; ancak başarılı kardiyoversiyonun hemodinamik faydaları gösterilmiştir.¹⁰˒¹¹ Ayrıca, negatif inotroplarla hipotansiyon ve hipoperfüzyon riski, normotansif hastalarda bile gösterilmiştir.¹²¹⁴
  2. Hemodinamik olarak instabil hastalar ve devam eden kardiyak iskemiye sahip olanlar, sinüs ritminin derhal yeniden sağlanması ve farmakolojik tedavilerin yol açabileceği hipotansiyondan kaçınılması sayesinde iyileşmiş hemodinamik durumdan yarar görme eğilimindedir. Klinik senaryoya bağlı olarak, 48 saatten uzun süredir devam eden atriyal fibrilasyon/flutter nedeniyle kardiyoversiyon uygulanan hastalar antikoagülasyon adayıdır. Antikoagülasyon için hasta ve ilaç seçiminin uygunluğu başka bölümlerde ele alınmış olup bu kılavuzların kapsamı dışındadır.¹
  3. AF/flutter’ın monofazik dalga formlarıyla kardiyoversiyonuna ilişkin rehberlik önceki kılavuzlarda yer almakta olup, daha yüksek etkinlikleri nedeniyle yerini bifazik dalga formlarına bırakmıştır.¹⁵ Elektriksel özelliklerdeki üreticiye özgü farklılıklar nedeniyle, kılavuzlar daha önce bifazik kardiyoversiyon enerji ayarlarını üretici spesifikasyonlarına bırakmıştı.¹⁶ Ancak, >3000 AF hastasını içeren geçici randomize başa baş çalışmalar ve bir ağ meta-analizi, ABD’de hâlen mevcut olan 3 bifazik platformun tamamında 200 J şokların kümülatif olarak %90’ın üzerinde kardiyoversiyon başarısı sağladığını göstermiştir.⁶˒¹⁷²¹
    Önceki kılavuzlar, daha yüksek enerjilerin kardiyak hasar ve komplikasyon riskini artırabileceği endişesiyle daha düşük enerji ayarlarını savunmuştu.¹⁸˒²²²⁵ Bunu izleyen klinik çalışmalar, başlangıç bifazik şok enerjisinin 360 J’a kadar olmasının; kardiyak özgül enzimlerde enerjiye bağlı artışlar, postkardiyoversiyon aritmileri, kardiyak disfonksiyon veya diğer sekellerle ilişkili olmadığını göstermiştir.²⁶–²⁸ Dikkat çekici olarak, düşük enerjili monofazik şokların AF kardiyoversiyonunda VF’yi, atriyal flutter kardiyoversiyonunda ise AF’yi provoke etme olasılığı, 200 J veya üzeri ayarlara kıyasla anlamlı derecede daha yüksektir.²⁹ Bu gözlem, “üst hassasiyet sınırı” ilkesine uygundur: bunun üzerinde bir enerji eşiği vardır ve bu eşiğin üzerindeki şok fibrilasyonu indüklemez.³⁰˒³¹ Daha yüksek bir başlangıç enerjisinin, “düşükten başlayıp artırma” yaklaşımlarına kıyasla daha verimli olduğu; ilk şokta daha yüksek kardiyoversiyon başarısı sağladığı, toplam şok sayısını azalttığı ve seri şok denemeleri için gereken anestezi süresini kısaltabildiği de gösterilmiştir.¹⁸˒²²
    Etkililik, güvenlik, verimlilik, basitlik ve diğer mesleki kılavuzlarla uyum göz önüne alındığında, kanıtlar 200 J’lik bir başlangıç enerjisini desteklemektedir.¹⁶²¹ Enerji ayarından bağımsız olarak, uyanık hastalarda kardiyoversiyon öncesi uygun sedasyon önerilir; çünkü şok ağrılı bir işlemdir.
  4. Senkronize kardiyoversiyona yönelik yaklaşımlardan biri çift senkronize kardiyoversiyondur. Ayrı defibrilatörler ve pedler kullanılarak eşzamanlı olarak senkronize iki yüksek enerjili şok uygulanması; anekdotlar, küçük olgu serileri ve tek bir randomize çalışmada tanımlanmıştır. “Başlangıç” kardiyoversiyon stratejisi olarak, sınıf II obeziteli hastalardan oluşan (hastaların %39’unda önceki kardiyoversiyon denemeleri vardı) orta büyüklükte bir randomize çalışmada, 400 J çift senkronize kardiyoversiyonun ilk şok etkinliği, 200 J senkronize kardiyoversiyona kıyasla daha yüksek bulunmuştur (%98’e karşı %87, p=0,002).³² Tutarlı biçimde raporlanmamakla birlikte, çift senkronize kardiyoversiyon; proaritmi, hemodinamik komplikasyonlar, kardiyak özgül enzim artışı²⁸ veya işlem sonrası rahatsızlıkla ilişkilendirilmemiştir; ancak defibrilatör hasarına yol açmıştır.³³
    Tüm çalışmalardaki bir endişe, özellikle ayrı defibrilatörlerden bağımsız olarak başlatılan iki şokun güvenilir biçimde eşzamanlı senkronize edilmesinin nasıl sağlandığına dair işlemsel özelliklerin belirsizliğidir.³⁴ Bifazik dalga formlarıyla optimal senkronize kardiyoversiyonun yüksek başarısı göz önüne alındığında, çift senkronize kardiyoversiyonun sağladığı ek fayda sınırlıdır.
  5. Atriyal flutter gibi, belirgin bir reentri devresinin neden olduğu organize ritimler; atriyal miyokardı yaygın biçimde saran çoklu reentri devrelerine sahip AF’ye kıyasla sonlandırma için daha az enerji gerektirir.³⁵ Ancak bu iki aritmi arasında periyodik geçişler sık görülür. Tek derivasyonlu monitörizasyonun olduğu acil bir ortamda AF ile flutter’ı ayırt etmek zor olabilir. ABD’de mevcut olan rektilinear ve kesilmiş eksponansiyel bifazik dalga formlarını değerlendiren çalışmalar —AF için olanlara kıyasla daha az sayıda ve dolaylı olmakla birlikte— aynı enerji ayarlarında atriyal flutter için benzer kümülatif kardiyoversiyon başarıları göstermiştir: 50 J’de %50–75, 100 J’de %85–90’a yükselmekte ve 200 J’de %100’e yaklaşmaktadır.²³˒²⁸˒³⁶–³⁸ Flutter kardiyoversiyonu için daha yüksek (200 J) başlangıç enerjisinin kullanılması; kardiyak hasara yol açmadan veya güvenliği tehlikeye atmadan daha kısa işlem süreleri sağlar²³˒²⁶˒³⁶–³⁸ ve AF’yi provoke etme ya da flutter sanılan AF’nin yetersiz tedavi edilmesi riskini azaltır.²⁷˒³⁶ Güvenlik kaygıları olmaksızın daha yüksek etkililik, verimlilik ve basitlik olasılığı; ABD’de pazarlanan herhangi bir bifazik defibrilatör kullanılarak flutter kardiyoversiyonu için 200 J’lik bir başlangıç enerjisini desteklemektedir; şok başarısızlığı durumunda defibrilatörün özelliklerine bağlı olarak enerji artırılabilir.²³˒²⁸˒³⁶˒³⁷
  6. Şok-refrakter AF, maksimum enerjili şoklara rağmen AF’nin kesintisiz devam etmesi olarak tanımlanır ve bifazik şok dalga formlarıyla nispeten nadirdir; başlangıçta başarılı bir şoktan sonra geri dönen rekürren AF’den ayırt edilmelidir. Pek çok durumda olduğu gibi, şok başarısı; ped–cilt temasının iyileştirilmesi ve ped basıncı uygulanmasıyla transtorasik empedansın azaltılması³; şok vektörünü yeniden yönlendirmek için pedlerin yerinin değiştirilmesi; veya defibrilasyon eşiğini değiştirmek amacıyla antiaritmik ilaçların eklenmesiyle optimize edilebilir.²˒⁵˒⁶˒³⁹˒⁴⁰
    Bir diğer olasılık, çift senkronize kardiyoversiyonun kullanılmasıdır.⁴¹ Bu yaklaşıma ilişkin veriler sınırlıdır ve yukarıda belirtilen işlemsel belirsizlikleri (madde 4) içermektedir. Gözlemsel çalışmalar, daha önce standart kardiyoversiyonda başarısız olan hastaların %75–100’ünde çift senkronize kardiyoversiyonun başarılı olduğunu göstermiştir.⁴¹⁴³ Alternatif olarak, geniş çaplı prospektif bir gözlemsel çalışma şok-refrakter AF’ye sistematik bir yaklaşımı değerlendirmiştir. Ped basıncı uygulanmasının senkronize kardiyoversiyon başarısını %87’den %93’e çıkardığı, pedlerin yeniden konumlandırılmasıyla %96’ya ulaştığı; bundan sonra çift senkronize kardiyoversiyonun ek katkısının ise yalnızca mütevazı bir artışla %98’e yükselttiği bulunmuştur.²
Atriyal Fibrilasyon/Flutter için Elektriksel Tedavilere Yönelik Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
C-LD
1. Hızlı ventrikül hızları ile seyreden atriyal fibrilasyon veya atriyal flutter’a atfedilebilen hemodinamik instabilitesi olan erişkin hastalarda, sinüs ritmini yeniden sağlamak için derhal elektriksel kardiyoversiyon uygulanmalıdır.
1
C-LD
2. Akut koroner sendrom bağlamında hızlı ventrikül hızları ile yeni başlangıçlı atriyal fibrilasyon veya atriyal flutter gelişen erişkin hastalarda, hemodinamik bozulma, devam eden iskemi veya yetersiz hız kontrolü varlığında acil doğru akım (direct-current) kardiyoversiyonu önerilir.
2a
B-R
3. ABD’de şu anda onaylı herhangi bir bifazik dalga formlu defibrilatör kullanılarak erişkinlerde atriyal fibrilasyonun senkronize kardiyoversiyonunda, en az 200 J’lük başlangıç enerji ayarı makuldür ve şok başarısızlığı durumunda, kullanılan bifazik defibrilatöre bağlı olarak enerji artırılmalıdır.
2b
B-R
4. Erişkinlerde atriyal fibrilasyonun başlangıç tedavi stratejisi olarak çift senkronize kardiyoversiyonunun yararlılığı belirsizdir.
2b
C-LD
5. Erişkinlerde atriyal flutter’ın senkronize kardiyoversiyonunda, 200 J’lük başlangıç enerji ayarı makul olabilir ve şok başarısızlığı durumunda, kullanılan bifazik defibrilatöre bağlı olarak enerji artırılabilir.
2b
C-LD
6. Erişkinlerde şok-refrakter atriyal fibrilasyonda kurtarma (rescue) tedavisi olarak çift senkronize kardiyoversiyonun yararlılığı belirsizdir.
Atriyal Fibrilasyon/Flutter için Medikal Tedavilere Yönelik Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Preeksitasyon olmaksızın hızlı ventrikül yanıtı olan atriyal fibrilasyon veya atriyal flutter’lı erişkin hastalarda, akut dönemde ventrikül hızını yavaşlatmak amacıyla intravenöz β-adrenerjik bloker veya nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonisti uygulanması önerilir.
2a
B-NR
2. Preeksitasyon olmaksızın hızlı ventrikül yanıtı olan atriyal fibrilasyonlu kritik hastalarda, hız kontrolü amacıyla intravenöz amiodaron faydalı olabilir.
3: Zarar
C-LD
3. Preeksitasyonlu atriyal fibrilasyon veya atriyal flutter’ı olan erişkin hastalarda digoksin, nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistleri, β-adrenerjik blokerler ve intravenöz amiodaron uygulanmamalıdır; çünkü bu ilaçlar ventrikül yanıtını artırarak ventriküler fibrilasyona yol açabilir.
3: Zarar
C-EO
4. Sol ventrikül sistolik disfonksiyonu ve dekompanse kalp yetmezliği olan erişkin hastalarda, nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistleri ve intravenöz β-adrenerjik blokerler kullanılmamalıdır; çünkü bunlar daha ileri hemodinamik bozulmaya yol açabilir.

Tablo: Atriyal Fibrilasyon ve Atriyal Flutterda Akut Hız Kontrolü İçin Yaygın Kullanılan IV İlaçlar

İlaç
Bolus Dozu
İnfüzyon Hızı
Notlar
Nondihidropiridin Kalsiyum Kanal Blokörleri
Diltiazem
0.25 mg/kg IV bolus (2 dakikada)
5–10 mg/saat
Hipotansiyon, kalp yetersizliği, kardiyomiyopati ve akut koroner sendromlarda kaçınılmalı
Verapamil
0.075–0.15 mg/kg IV bolus (2 dakikada); yanıt yoksa 30 dk sonra ek doz
0.005 mg/kg/dak
Hipotansiyon, kalp yetersizliği, kardiyomiyopati ve akut koroner sendromlarda kaçınılmalı
β-Adrenerjik Blokörler
Metoprolol
2.5–5 mg (2 dakikada), maksimum 3 doz
Dekompansan kalp yetersizliğinde kaçınılmalı
Esmolol
500 mcg/kg IV (1 dakikada)
50–300 mcg/kg/dak
Kısa etkilidir; dekompansan kalp yetersizliğinde kaçınılmalı
Propranolol
1 mg IV (1 dakikada), maksimum 3 doz
Dekompansan kalp yetersizliğinde kaçınılmalı
Diğer İlaçlar
Amiodaron
300 mg IV (1 saatte)
10–50 mg/saat (24 saat boyunca)
Amiodaron için farklı dozlama şemaları mevcuttur
Digoksin
0.25 mg IV, 24 saatte maksimum 1.5 mg'a kadar tekrarlanabilir
Genellikle diğer seçeneklerle kombine ek tedavi olarak kullanılır. Böbrek yetmezliği olan hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Atriyal Fibrilasyon/Flutter için Medikal Tedavilere Yönelik Öneriler Özet

Acil ortamda hızlı kalp hızlarının kontrolü, intravenöz nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonisti (örn. diltiazem, verapamil) veya β-adrenerjik bloker (örn. metoprolol, esmolol) kullanılarak sağlanabilir. Farmakolojik ritim kontrolü (kimyasal kardiyoversiyon), atriyal fibrilasyon/flutter’ı sinüs ritmine çevirmek ve nüksünü önlemek amacıyla amiodaron, prokainamid veya sotalol gibi intravenöz ilaçların kullanılmasını içerir. Amiodaron, kalsiyum kanal antagonistleri veya β-adrenerjik blokerlerin tolere edilemeyebileceği kalp yetmezliği olan hastalarda hız kontrolü amacıyla da kullanılabilmesi açısından benzersizdir. Bu öneriler, “2023 ACC/AHA/ACCP/HRS Atriyal Fibrilasyonun Tanı ve Yönetimi Kılavuzu” ve 2025 kanıt güncellemesi ile desteklenmektedir.¹

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Klinik çalışma kanıtları, nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistlerinin (örn. diltiazem, verapamil) ve β-adrenerjik blokerlerin (örn. metoprolol, esmolol, propranolol), atriyal fibrilasyon/flutter’lı hastalarda hız kontrolü için etkili olduğunu göstermektedir.²⁹ Sistematik derlemeler, intravenöz diltiazemin, preeksitasyon olmaksızın hızlı ventrikül yanıtı olan atriyal fibrilasyon/flutter’da intravenöz metoprolole kıyasla kalp hızı kontrolünü iyileştirdiğini göstermektedir.¹⁰¹⁸ Ancak, dahil edilen çalışmaların çoğu küçük örneklem büyüklüğü, retrospektif veri kullanımı ile sınırlıdır ve birçoğu ilgili klinik sonlanımları ve komorbiditeleri raporlamamıştır. Verapamili inceleyen randomize klinik çalışmaların eksikliği nedeniyle, genellikle diltiazem tercih edilmektedir.
  2. Amiodaron, nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistleri veya β-adrenerjik blokerler için kontrendikasyonu olan ve preeksitasyonu bulunmayan atriyal fibrilasyon/flutter’lı hastalarda hız kontrolü açısından etkilidir.²⁹ Digoksin, etki başlangıcının yavaş olması nedeniyle akut ortamda daha az kullanılmaktadır.¹⁹²¹ Bir gözlemsel çalışmada, kalp hızı kontrolü (<115–80/dk) için optimal amiodaron dozu; çoğu kardiyojenik şok veya sepsisli olan 80 kritik hastada incelenmiştir.²² Kalp hızı kontrolünü sağlamak için gereken doz, persistan atriyal aritmileri olan hastalarda paroksismal olanlara kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek bulunmuştur; ancak yoğun bakım ünitesine yatış öncesinde amiodaron kullanan hastalar daha düşük dozlara ihtiyaç duymuştur.
  3. Sınırlı olgu sunumları ve küçük olgu serilerine dayanarak, eşlik eden preeksitasyon ile atriyal fibrilasyon veya atriyal flutter’ı olan hastaların; digoksin, nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistleri, β-adrenerjik blokerler veya intravenöz amiodaron gibi AV nodal blokaj yapan ajanların uygulanmasını takiben hızlanmış ventrikül yanıtına bağlı olarak ventriküler fibrilasyon (VF) geliştirebileceğine dair endişeler bulunmaktadır.²³²⁶ Bu durumda, en uygun yönetim olarak kardiyoversiyon önerilmektedir.
  4. Negatif inotropik etkileri nedeniyle, nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistleri (örn. diltiazem, verapamil), sol ventrikül sistolik disfonksiyonu ve semptomatik kalp yetmezliği olan hastalarda daha fazla dekompansasyona yol açabilir.⁷ Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği olan hastalar nondihidropiridin kalsiyum kanal antagonistlerini daha iyi tolere edebilir. β-blokerler kardiyomiyopatili hastalarda güvenli olabilirken, dekompanse hastalarda zararlı olabilir.²⁰˒²¹˒²⁷ Sınırlı kanıtlar, intravenöz diltiazemin intravenöz β-adrenerjik blokerlere kıyasla daha yüksek dekompansasyon riski ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir; ancak tercihli kullanımını desteklemek için daha fazla veriye ihtiyaç vardır.²⁸ Birden fazla çalışma, β-adrenerjik blokerlerin kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda güvenle kullanılabileceğini göstermiştir.²⁹ Tablo 2’ye bakınız.

13. Bradiaritmiler

AHA: Yetişkin Nabızlı Bradikardi Algoritması
AHA: Yetişkin Nabızlı Bradikardi Algoritması

Özet

Bradikardi tarihsel olarak ventrikül kalp hızının dakikada 60’ın altında olması olarak tanımlanmıştır. Ancak “2018 ACC/AHA/HRS Bradikardi ve Kardiyak İletim Gecikmesi Olan Hastaların Değerlendirilmesi ve Yönetimi Kılavuzu”, popülasyon çalışmalarında daha sık kullanılan bu alt sınırı yansıtacak şekilde eşik değeri dakikada 50’nin altı olarak kabul etmiştir.¹ Bradikardi sağlıklı erişkinlerde, sporcularda veya uyku sırasında normal bir bulgu olabilir.¹ Bradikardinin klinik yelpazesi stabil (asemptomatik) durumdan semptomatik duruma ve kötü perfüzyon bulguları ile ilişkili instabil (semptomatik) duruma kadar uzanır. Semptomatik bradikardisi olan hastalar; baş dönmesi veya sersemlik hissi, akut bilinç değişikliği, iskemik göğüs rahatsızlığı, akut kalp yetmezliği, hipotansiyon veya azalmış kardiyak debi ve doku hipoperfüzyonuna bağlı senkop ile başvurabilir. Klinikisyenler, bradikardinin başka bir altta yatan hastalık sürecinin (örn. miyokardiyal iskemi, hipoksi, elektrolit bozukluğu, asidoz, hipotermi) bir yansıması mı yoksa klinik tablonun primer itici gücü mü olduğunu belirlemek için bradikardiyi klinik bağlam içinde değerlendirmelidir. Şekil 8’de tanımlandığı üzere, semptomatik bradikardinin acil tedavisi hem perfüzyonu desteklemeye hem de altta yatan neden(ler)i tanımlayıp tersine çevirmeye odaklanır. 2018 ACC/AHA/HRS Kılavuzu, kronik stabil ve instabil bradikardinin değerlendirilmesi ve yönetimine ilişkin kapsamlı öneriler sunmaktadır. Bu öneriler, 2018 ACC/AHA/HRS Kılavuzu ve 2025 kanıt güncellemesi ile desteklenmeye devam etmektedir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

  1. Semptomatik bradikardi; miyokardiyal iskemi, hipoksemi, hipotiroidi, enfeksiyonlar, yapısal kalp hastalığı, artmış vagal tonus, metabolik bozukluklar, elektrolit dengesizlikleri veya ilaçlar/toksinler dahil olmak üzere potansiyel olarak geri döndürülebilir ya da tedavi edilebilir çok sayıda nedene bağlı olabilir.¹ Altta yatan neden(ler) ele alınmadan bradikardinin düzelmesi zor olabilir; bu durum, acil stabilizasyon önlemleri başlatılırken olası etiyolojilerin değerlendirilmesinin önemini vurgular. Transkütan pace uygulanan hastane öncesi hastaları inceleyen büyük bir retrospektif derleme, hipoksi ve başlangıçta bradikardik olmayan ritimlerin pace başarısızlığı ve artmış mortalite ile ilişkili olduğunu göstermiştir; bu da stabilizasyon çabalarıyla birlikte altta yatan nedenlerin ele alınmasının kritik önemini vurgular.²
  2. Atropinin, gözlemsel çalışmalarda semptomatik bradikardi tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir.³⁷ Şoklanamayan kalp ritmi (asistoli veya nabızsız elektriksel aktivite) olan OHCA hastalarını içeren bir çalışmada, epinefrin sonrasında atropin eklenmesi hastaneye yatışa kadar sağkalımın bir öngördürücüsü olmuştur.⁸ IHCA hastalarında yapılan bir çalışmada ise, şoklanamayan kalp ritimleri için atropin uygulanması sağkalımı artırmamıştır.⁹
  3. Semptomatik bradikardi medikal tedaviye dirençli olduğunda, kardiyak pace makul bir alternatiftir. Transkütan pacing noninvazivdir, yatak başında hızlıca uygulanabilir ve genellikle geçici transvenöz pacing kateteri yerleştirilmesine köprü olarak kullanılır. Transkütan pacing bilinçli hastada sıklıkla ağrılıdır ve işlemin tolere edilebilmesi sedasyon gerektirebilir. Transvenöz pacinge ilişkin kanıtlar, çoğu endikasyonlara ve nispeten yüksek komplikasyon oranına (kan dolaşımı enfeksiyonları ve pnömotoraks dahil) odaklanan sınırlı gözlemsel çalışmalardan oluşmaktadır.¹⁰¹³ İlaçlarla kalp hızı düzelmediğinde ve şok devam ettiğinde, transvenöz pacing; altta yatan nedenin düzeltilmesi veya kalıcı kalp pili yerleştirilmesi gibi daha kesin tedaviler uygulanana kadar kalp hızını ve semptomları iyileştirebilir.
  4. Atropin etkisiz ise, kalp hızını ve kan basıncını artırmaya yönelik alternatif ajanlar veya transkütan pacing makul seçeneklerdir. Periarrest hastanın medikal yönetiminde epinefrin, intravenöz infüzyon ve akut bradikardi ile hipotansiyon için “push-doz” uygulamaları dahil olmak üzere giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bradikardi için push-doz epinefrine özgü çalışmalar bulunmamakla birlikte, sınırlı veriler hipotansiyon için kullanımını desteklemektedir.¹⁴˒¹⁵ Push-doz vazopressörlerin kullanımı doğru dozlamaya dikkat edilmesini gerektirir; ilaç hataları ve advers hemodinamik etkiler bildirilmiştir.¹⁶ Dopamin infüzyonu da kalp hızını artırabilir.¹⁷ Bradikardi tedavisinde ilaçları transkütan pacing ile karşılaştıran çalışmalar sınırlıdır. Atropine yanıt vermeyen hastalarda yapılan randomize bir fizibilite çalışması, dopamin ile transkütan pacingi karşılaştırmış ve taburculuğa kadar sağkalım açısından fark saptamamıştır.¹⁷ Bu nedenle transkütan pacing, epinefrin, dopamin veya diğer vazoaktif ajanlardan hangisinin deneneceği; klinisyenin deneyimine ve mevcut kaynaklara bağlı olacaktır.
  5. Şok oluşturan ağır semptomatik bradikardide, IV veya IO damar yolu yoksa, damar yolu sağlanmaya çalışılırken eş zamanlı olarak derhal transkütan pacing uygulanabilir. Hastane öncesi ortamda semptomatik bradikardi ve bradiasistolik kardiyak arrest için transkütan pacingi inceleyen, yedi çalışmayı içeren 2006 tarihli bir sistematik derleme; standart ALS ile karşılaştırıldığında pacingin faydasını göstermemiştir; ancak tek bir çalışmanın alt grup analizinde semptomatik bradikardisi olan hastalarda olası bir fayda bildirilmiştir.¹⁸ Daha yeni çalışmalar, pacing sırasında hem elektriksel hem de mekanik “capture”ın sağlanması ve sürdürülmesindeki kalıcı zorlukları vurgulamıştır.¹⁹˒²⁰ Bu güçlükler bazı senaryolarda hasta yararını sınırlayabilir ve gerçek elektriksel capture ile yalancı capture’ı ayırt etmeye yönelik daha iyi yöntemlere olan ihtiyacı ortaya koyar. Gelecek araştırmalar; optimal ped yerleşimini belirlemek ve başlangıç ile sürdürülen capture’ın doğrulanmasına yönelik güvenilir yöntemler geliştirmek için gereklidir. Bu yöntemler arasında nabız palpasyonunun uygulanabilirliği ve tercih edilen yeri, hemodinamik bulgular, pulse oksimetri özellikleri, sürekli ETCO₂ izlemi ve ultrason yer almaktadır.
Bradikardinin İlk Yönetimine Yönelik Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
C-EO
1. Akut semptomatik bradikardi ile başvuran erişkin hastalarda, geri döndürülebilir nedenlerin değerlendirilmesi ve tedavisi önerilir.
2a
B-NR
2. Hemodinamik bozulma ile ilişkili akut bradikardisi olan erişkin hastalarda, kalp hızını artırmak amacıyla atropin uygulanması makuldür.
2a
C-LD
3. Medikal tedaviye dirençli, persistan hemodinamik olarak instabil bradikardisi olan erişkin hastalarda, kalp hızını artırmak ve semptomları iyileştirmek amacıyla geçici transvenöz pacing uygulanması makuldür.
2b
C-LD
4. Bradikardi atropine yanıt vermiyorsa, hız artırıcı etkileri olan IV adrenerjik agonistler (örn. epinefrin, dopamin) veya transkütan pacing; gerekirse acil transvenöz geçici pacing için erişkin hasta hazırlanırken etkili olabilir.
2b
C-EO
5. IV/IO damar yolu mevcut değilse, yüksek dereceli AV bloklu instabil erişkin hastalarda derhal pacing düşünülabilir.
Kaldığın Yerden Devam Et

Bu konunun tamamına erişmek için abonelik gerekiyor. Ancak ücretsiz üyelik oluşturarak Infuscion’un birçok özelliğini hemen kullanmaya başlayabilirsin.

Ücretsiz üyelik ile:

✔️Okuduğun konuları takip edebilir

✔️Önemli gördüğün yerleri vurgulayabilir

✔️İçeriklere geri bildirim bırakabilir

✔️Açık konulardaki quiz ve flashcard’ları çözebilir

✔️Infuse Mode ile aktif öğrenmeyi deneyebilirsin

Infuscion’u sadece okumak için değil; not alarak, işaretleyerek ve kendini test ederek daha verimli kullanabilirsin.

👉 Ücretsiz hesabını oluştur ve öğrenmeye devam et.