Banner Image

1. Eve Götürülecek Mesajlar

Kılavuzun orijinal haline, asterisk ve diğer tüm kaynakçaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
  1. Akut pulmoner emboli (PE) ile başvuran hastalarda şiddet sınıflandırmasının doğruluğunu artırmak, prognoz değerlendirmesini geliştirmek ve kanıta dayalı tedavi karar verme sürecini optimize etmek amacıyla, düşükten yükseğe olumsuz sonuç riski aralığında 5 kategori (A–E) ve alt kategorilerden oluşan “Akut Pulmoner Emboli Klinik Kategorileri” başlıklı yeni bir klinik sınıflama şeması sunulmaktadır.

  2. Asemptomatik olan akut PE hastaları (AHA/ACC PE Kategori A) acil servisten güvenle taburcu edilebilir ve hastaneye yatırılmaları gerekmez.

  3. Erken hastane taburculuğu, semptomatik ancak düşük klinik şiddet skoruna sahip akut PE hastalarında (AHA/ACC PE Kategori B) genel olarak önerilmektedir.

  4. Yüksek klinik şiddet skoruna sahip semptomatik akut PE hastaları; buna yüksek biyobelirteçler ve/veya sağ ventrikül disfonksiyonu olanlar (AHA/ACC PE Kategori C), başlangıç kardiyopulmoner yetmezliği olanlar (AHA/ACC PE Kategori D) ve persistan hipotansiyon ile karakterize kardiyopulmoner yetmezliği olanlar (AHA/ACC PE Kategori E) dahil olmak üzere, tedavi stratejilerini optimize etmek amacıyla hastaneye yatırılmalıdır.

  5. Sistemik tromboliz, kateter bazlı tromboliz, mekanik trombektomi ve cerrahi embolektomi dahil ileri tedaviler, AHA/ACC PE Kategori E1’deki akut PE hastalarında makuldür ve AHA/ACC PE Kategori D1–2’deki hastalarda düşünülebilir.

  6. Bakımın zamanlamasını iyileştirmek amacıyla PE yanıt ekipleri (PERT) önerilmektedir.

  7. Başlangıçta parenteral antikoagülan tedavi gerektiren akut PE hastalarında, düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH), fraksiyone olmayan heparine (UFH) tercih edilmelidir.

  8. Oral antikoagülasyona uygun akut PE hastalarında, kontrendikasyon yoksa, tekrarlayan venöz tromboemboliyi (VTE) önlemek ve majör kanamayı azaltmak amacıyla direkt oral antikoagülanlar (DOAK), vitamin K antagonistlerine (VKA) tercih edilmelidir.

  9. Majör geri dönüşümlü bir risk faktörü olmaksızın ilk akut PE geçiren hastalarda ve persistan risk faktörü bulunanlarda, başlangıç tedavi fazının (3–6 ay) ötesinde uzatılmış faza geçilerek antikoagülasyonun sürdürülmesi önerilmektedir.

  10. Akut PE geçirmiş hastalar, kronik tromboembolik pulmoner hastalık (CTEPD) veya diğer dispne ve fonksiyonel kısıtlılık nedenlerini taramak amacıyla en az 1 yıl boyunca her vizitte PE ile ilişkili semptomlar ve fonksiyonel kısıtlılıklar açısından sorgulanmalıdır.

2. Önsöz, Giriş ve Öneri ve Kanıt Düzeyi

Önsöz

1980 yılından bu yana Amerikan Kardiyoloji Koleji (ACC) ve Amerikan Kalp Derneği (AHA), bilimsel kanıtları kardiyovasküler sağlığı iyileştirmeye yönelik öneriler içeren klinik uygulama kılavuzlarına dönüştürmektedir. Kanıtları değerlendirmek ve sınıflandırmak için sistematik yöntemlere dayanan bu kılavuzlar, yüksek kaliteli kardiyovasküler bakım sunumu için bir temel sağlar. Uygun olduğunda, kılavuzlar maliyet-etkinlik analizlerini içeren ekonomik değer beyanları da sunmaktadır. Bu ekonomik değer beyanlarına ilişkin metodoloji, AHA/ACC Maliyet Değeri Metodolojisi Bildirimi yayınında bulunabilir.¹ ACC/AHA Kılavuz Temel İlkeleri ve Geliştirme Süreci yayını, kardiyoloji klinisyenleri için en iyi uygulamaları ve kılavuzların oluşturulmasında kullanılan metodolojiye ilişkin ek arka plan bilgilerini açıklamaktadır.² İlaç ve cihazlar için ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onay süreçleri ile AHA/ACC kılavuz metodolojisi arasındaki uyuma ilişkin ayrıntılar, FDA Süreçlerinin Entegrasyonuna İlişkin Rehber dokümanında yer almaktadır.³ Kılavuzlar, çoğu ancak tüm klinik durumlar için değil, hastaların gereksinimlerini karşılayan uygulamaları tanımlamayı amaçlar ve klinik yargının yerini almamalıdır. ACC ve AHA, klinik uygulama kılavuzlarının geliştirilmesini ve yayımlanmasını ticari destek olmaksızın yürütür; üyeler yazım ve gözden geçirme çalışmalarına zamanlarını gönüllü olarak ayırırlar. Kılavuzlar ACC ve AHA’nın resmi politikasıdır. Bazı kılavuzlarda ACC ve AHA, diğer kuruluşlarla iş birliği yapmaktadır.

Catherine M. Otto, MD, FAHA, FACC
Başkan, ACC/AHA Ortak Klinik Uygulama Kılavuzları Komitesi

1. Giriş

1.1. Metodoloji ve Kanıt Değerlendirmesi

Bu kılavuzda yer alan öneriler, mümkün olduğunda kanıta dayalıdır. İnsan deneklerle yapılan araştırmalardan elde edilen, İngilizce yayımlanmış ve MEDLINE (PubMed üzerinden), EMBASE, Cochrane Library, Agency for Healthcare Research and Quality ve bu kılavuzla ilgili seçilmiş diğer veri tabanlarında indekslenmiş literatürü içeren kapsamlı bir ilk kanıt taraması, Şubat 2024 ile Ekim 2024 arasında gerçekleştirilmiştir. Nisan 2025’e kadar yayımlanan seçilmiş önemli çalışmalar, uygun görüldüğü şekilde kılavuz yazım komitesi tarafından eklenmiştir. Nihai kanıt tabloları çevrimiçi olarak erişilebilir durumdadır ve yazım komitesinin önerileri oluştururken kullandığı kanıtları özetlemektedir. Bu kılavuzda seçilen ve yayımlanan kaynaklar tüm literatürü kapsayıcı değildir.

1.2. Yazım Komitesinin Organizasyonu

Yazım komitesi; genel kardiyologlar, girişimsel kardiyologlar, kardiyak görüntüleme uzmanları, yoğun bakım hekimleri, dahiliye hastane hekimleri (hospitalist), kardiyotorasik cerrahlar, ileri uygulama hemşireleri, klinik eczacılar, vasküler tıp uzmanları, vasküler girişimciler, hematologlar, pulmonologlar, acil tıp hekimleri ve hasta temsilcilerinden oluşmuştur. Komitede ACC ve AHA temsilcilerinin yanı sıra American College of Clinical Pharmacology, American College of Emergency Physicians, American College of Chest Physicians, Society for Cardiovascular Angiography & Interventions, Society of Hospital Medicine, Society of Interventional Radiology, Society for Vascular Medicine ve Society of Vascular Nursing temsilcileri yer almıştır.

1.3. Endüstri ve Diğer Kuruluşlarla İlişkiler

ACC ve AHA, dokümanların taraflılık veya uygunsuz etki olmaksızın geliştirilmesini sağlamak amacıyla sıkı politika ve yöntemlere sahiptir. Endüstri ve diğer kuruluşlarla ilişkiler (RWI) konusundaki kapsamlı politika çevrimiçi olarak erişilebilir durumdadır. Kılavuzun Ek 1 bölümünde komite üyelerinin kapsamlı ve ilgili RWI beyanları listelenmiştir.

1.4. Hakem Değerlendirme Komitesi

Ortak Komite, kılavuzu gözden geçirmek üzere bir hakem değerlendirme komitesi atamıştır. Hakem komitesi, ACC, AHA ve iş birliği yapan kuruluşlar tarafından aday gösterilen kişilerden oluşmuştur. Hakemlerin RWI bilgileri yazım komitesine iletilmiş olup kılavuzda (Ek 2) yayımlanmıştır.

 

1.5. Kılavuzun Kapsamı

Bu klinik uygulama kılavuzunun odak noktası, erişkin hastada (≥18 yaş) akut pulmoner embolinin (PE) değerlendirilmesi ve yönetimidir. Kılavuz; akut PE semptom ve bulgularıyla başvuran hastanın klinik değerlendirmesini, başlangıç laboratuvar testlerini (özellikle D-dimer), ve akut PE tanısında görüntülemenin uygun kullanımını ele almaktadır. Bu kılavuz, şiddeti sınıflandırmak, prognozu değerlendirmek ve hasta sonuçlarını daha hassas şekilde iyileştirmek amacıyla kanıta dayalı tedavi kararlarını daha etkili hale getirmek için bir Akut Pulmoner Emboli Klinik Kategori sistemi tanıtmaktadır. Bu kategoriler, önceki risk şemalarının üzerine inşa edilmiştir ve klinik, hemodinamik ve solunumsal faktörleri; biyobelirteçleri; sağ ventrikül boyut ve fonksiyon değerlendirmesini entegre etmektedir. Akut PE hastasının bakımı doğası gereği multidisiplinerdir ve acil servis, yatan hasta birimleri ve poliklinik ortamlarını kapsar. Bu nedenle kılavuz; tercih edilen bakım ortamına ilişkin öneriler sunmaktadır. Buna; hangi hastaların acil servisten taburcu edilip ayaktan yönetilebileceği, hangi hastaların hastaneye yatırılması gerektiği ve hangi hastaların kritik bakım ya da ara yoğun bakım düzeyinde izlenmesi gerektiği dahildir. Bu önerilerin yerel düzeyde uygulanması; acil uzman konsültasyonu, acil ekokardiyografi, acil servisten poliklinik randevusu planlanabilmesi ve ileri girişimsel tedaviler gibi mevcut kaynaklara göre uyarlanmalıdır. Kılavuz ayrıca; hangi hastaların daha donanımlı merkezlere hastaneler arası transfer gerektirdiği ve multidisipliner PE yanıt ekibi (PERT) bakım modelinin ne zaman kullanılması gerektiği konusunda da öneriler sunmaktadır. Bu kılavuzun bazı bölümleri; antikoagülan tedavi, inferior vena kava filtresinin rolü ve sistemik tromboliz, kateter yönlendirmeli tromboliz, mekanik trombektomi ve cerrahi trombektomi gibi ileri tedavilerin kullanımı dahil olmak üzere kanıta dayalı yönetim stratejilerini ele almaktadır. Ayrıca akut PE’li kritik hastalarda sedasyon, ventilasyon, mekanik dolaşım desteği ve diğer hemodinamik destek yöntemlerine ilişkin öneriler de bulunmaktadır. Son olarak kılavuz; hasta eğitimi, akut PE sonrası aktivite, uzun süreli antikoagülasyon endikasyonları ve persistan semptomları veya akut sonrası fonksiyonel kısıtlılığı olan hastaların değerlendirilmesi dahil olmak üzere izlem yönetimine ilişkin öneriler sunmaktadır. Bu kılavuz akut PE’ye odaklanmaktadır. Venöz tromboembolinin primer profilaksisine yönelik koruyucu tedavi önerilerini içermez. Derin ven trombozunun (DVT) değerlendirilmesi ve tedavisine ilişkin öneriler, akut PE ile birlikte ele alınmadığı sürece, bu kılavuzun kapsamı dışındadır. Ayrıca akut PE sonrası kronik tromboembolik pulmoner hastalığın (CTEPD) başlangıç değerlendirmesi bu kılavuzda tartışılmakla birlikte, pulmoner hipertansiyonlu ya da hipertansiyonsuz yerleşik CTEPD yönetimi bu belgenin kapsamı dışındadır. Bu kılavuz hazırlanırken yazım komitesi, daha önce yayımlanmış AHA/ACC kılavuzlarını ve ilgili bilimsel bildirileri gözden geçirmiştir.

1.6. Öneri Sınıfı ve Kanıt Düzeyi

Öneri Sınıfı (Class of Recommendation, COR), önerinin gücünü ve tahmini faydanın riske oranını ifade eder. Kanıt Düzeyi (Level of Evidence, LOE), girişimi destekleyen bilimsel kanıtın kalitesini; klinik çalışmalar ve diğer kaynaklardan elde edilen verilerin türü, miktarı ve tutarlılığına dayanarak derecelendirir.

3. Tanımlar ve Sınıflandırmalar

Kılavuz yönlendirmeli tıbbi tedavi (Guideline-directed medical therapy):

Kılavuz yönlendirmeli tıbbi tedavi terimi; klinik değerlendirmeyi, tanısal testleri ve hem farmakolojik hem de girişimsel tedavileri kapsar. Bu tedaviler ve önerilen tüm ilaç rejimleri için okuyucunun, doz bilgisini ürün prospektüsünden doğrulaması ve kontrendikasyonlar ile ilaç etkileşimlerini değerlendirmesi gerekir. Öneriler, Amerika Birleşik Devletleri’nde klinik kullanım için onaylanmış ilaçlar, cihazlar ve tedavilerle sınırlıdır.

ACC/AHA Akut PE Klinik Kategorileri:

ACC/AHA Akut PE Klinik Kategorileri; klinik, laboratuvar ve görüntüleme parametrelerinin entegrasyonu yoluyla pulmoner embolinin şiddetini ve prognozunu sınıflandırmak amacıyla tasarlanmış bir sistemdir.

Başlangıç Tedavi Fazı (Initial Treatment Phase):

Akut PE sonrasında uygulanan antikoagülasyon tedavisinin ilk 3 ila 6 ayını ifade eder.

Uzatılmış Tedavi Fazı (Extended Treatment Phase):

Akut PE sonrasında 6 aydan uzun süre devam eden antikoagülasyon tedavisini ifade eder.

4. Değerlendirme

4.1. 3.1. Değerlendirme

4.2. 3.1.1. Klinik Değerlendirme

Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
Klinik Değerlendirme İçin Öneriler
COR
LOE
Öneriler
1
A
Akut pulmoner emboli (PE) düşündüren semptomlarla başvuran hastalarda, akut PE için klinik ön test olasılığını belirlemeye yardımcı olmak amacıyla hedeflenmiş öykü ve kapsamlı fizik muayene önerilir.
2a
B-R
PE açısından değerlendirilen ve risk değerlendirmesine göre düşük veya orta klinik olasılığa (≤%50) sahip erişkin hastalarda, yaşa uyarlanmış D-dimer değerinin (fibrinojen eşdeğer birim analizleri için yaş × 10 µg/L) eşik değerin altında olması, PE’yi ve görüntüleme gereksinimini etkili biçimde dışlar.
2a
B-R
PE şüphesi olan erişkin hastalarda, YEARS algoritması görüntüleme gerekmeyen hastaları belirlemede yararlı olabilir.
2b
B-NR
Gebelerde, PE için görüntüleme gerekmeyen hastaları belirlemek amacıyla gebeliğe uyarlanmış YEARS kriterlerinin kullanılması makul olabilir.

*YEARS algoritması: Aşağıdaki kriterlerden ≥1’i bulunan hastalarda D-dimer eşik değeri 500 µg/L’dir: 1) DVT klinik bulguları; 2) Hemoptizi; 3) PE’nin en olası tanı olması. Hiçbir YEARS kriteri olmayan hastalarda D-dimer eşik değeri 1000 µg/L olarak kullanılır.

Özet

Akut PE’nin hızlı tanısı, hastanın venöz tromboembolizm (VTE) için yatkınlık oluşturan risk faktörlerinin tanınmasını gerektirir. Şüpheli PE hastalarının değerlendirilmesi; klinik öykünün fizik muayene bulguları, laboratuvar testleri ve tanısal görüntüleme ile entegre edilmesini içerir.¹¹ Akut PE’nin birçok semptomu özgül değildir.¹²–¹⁸ PE’nin en sık görülen semptomları plöritik göğüs ağrısı ve dispnedir. Hemoptizi, senkop ve şok daha nadirdir.¹⁷–¹⁹ Taşikardi ve hipotansiyon fizik muayenede hemodinamik bozulmayı gösterebilirken, takipne ve hipoksemi gaz değişiminde belirgin bir bozulmaya işaret edebilir. Aranması gereken diğer bulgular arasında azalmış akciğer solunum sesleri, plevral frotman, juguler venöz dolgunluk, pulmonik ikinci kalp sesinin belirginleşmesi, parasternal lift ve derin ven trombozunu (DVT) düşündüren bacakta şişlik ve hassasiyet yer alır. Bununla birlikte, PE tanısı sıklıkla zordur; PE açısından değerlendirilen hastaların %10’undan azına sonunda PE tanısı konur.¹³–¹⁶ Uygun öykü, fizik muayene ve PE için pretest olasılık skorları, olası kardiyopulmoner tanılar için uygun tetkiklere rehberlik eder. Wells skoru, Revize Cenevre Skoru ve Pulmoner Emboli Dışlama Kriterleri (PERC) gibi klinik karar araçları; öykü ve fizik muayene bulgularını sentezlemek ve PE için klinik pretest olasılığını belirlemek amacıyla sıklıkla kullanılır. Klinik şüphe değerlendirmesini laboratuvar testleriyle birleştiren klinik karar araçları; tanısal görüntülemenin gerekli olduğu hastalar ile tanının olası olmadığı ve bu nedenle görüntülemeden kaçınılabilecek hastaların ayırt edilmesi için önerilmektedir. D-dimer, olası PE hastalarında testin potansiyel zararları ile atlanmış tanı riski arasında denge kurarak risk sınıflamasına yardımcı olabilir.²⁰,²¹ PE değerlendirmesinde tanısal araçlar için kabul edilen güvenlik eşiği (yani başarısızlık oranı) %2’dir.²⁰,²¹ Aşağıdaki üç kriterin tamamını karşılayan hastalarda akut PE olasılığı düşüktür:
  1. D-dimer düzeyinin normal eşik değeri aşmaması;

  2. PE için düşük veya orta klinik pretest olasılığına (<%50) sahip olunması;

  3. Başlangıçta antikoagülan tedavi almıyor olunması.²

Yaşa göre ayarlanmış D-dimer veya YEARS algoritması kriterlerine göre eşik değerin altında kalan bir D-dimer düzeyi, pulmoner görüntüleme gereksinimini güvenli şekilde azaltabilir. Bununla birlikte, yüksek prevalanslı ortamlarda bu stratejilerin kullanımı bazı PE vakalarının gözden kaçmasına yol açabilir.²,³ Düşük ve orta klinik olasılığa sahip gebe hastalarda D-dimer temelli yaklaşımları değerlendiren son çalışmalar, hem güvenlik hem de görüntüleme gereksiniminde azalma (etkinlik) göstermiştir.¹⁰,²² Önemli olarak, D-dimer temelli tanısal stratejileri değerlendiren çalışmaların çoğu antikoagülan kullanan hastaları dışlamıştır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Hedefe yönelik anamnez ve fizik muayene sırasında, PE risk faktörlerinin değerlendirilmesi; yakın zamanda geçirilmiş cerrahi, medikal tedavi için hastaneye yatış, immobilite, gebelik, östrojen kullanımı, travma, kanser, inflamatuvar hastalıklar ve kalıtsal ya da edinsel trombofilileri, diğerlerinin yanı sıra, içermelidir. Cinsiyete göre değişebilen diğer risk faktörleri arasında aterosklerotik kardiyovasküler hastalık, pulmoner hastalık, kanser, kronik venöz hastalık, uzamış immobilite ve hormonal tedavi yer alır.²³ Bu risk faktörleri akut PE için pretest olasılığının belirlenmesine katkı sağlar. PE için görüntüleme endikasyonu, hastanın klinik pretest olasılığından etkilenir. Klinik değerlendirme araçlarını ve laboratuvar testlerini (yani D-dimer) tanısal algoritmanın bir parçası olarak kullanan randomize kontrollü çalışmalar ve gözlemsel çalışmalar, görüntülemenin tanısal performansında artış ve gereksiz testlerde azalma göstermiştir (Bölüm 3.1.2, “Tanısal Testler”).¹,²

2. Yaşa göre ayarlanmış D-dimer stratejileri, PE için düşük veya orta klinik olasılığa sahip hastalarda güvenlidir ve 1–3 ay içinde <%2 oranında atlanmış VTE ile sonuçlanır. 3346 hastayı içeren prospektif bir doğrulama çalışması, 50 yaş üzerindeki ve düşük veya orta klinik olasılığa sahip olup D-dimer değeri standart eşik (<500 μg/L) ile yaşa göre ayarlanmış eşik (yaş×10 μg/L) arasında bulunan hastalarda 3 aylık başarısızlık oranının (3 ay içinde atlanmış VTE) %0,3 (95% GA, %0,1–%1,7) olduğunu göstermiştir.⁴,²⁴ Büyük bir bireysel hasta verisi meta-analizi bu sonuçları doğrulamıştır.²

Ek olarak, çok merkezli küme randomize bir çalışma, yüksek olmayan PE olasılığına (<%50) sahip hastalarda, yaşa göre ayarlanmış D-dimer stratejilerinin, YEARS algoritması ile birlikte kullanıldığında dahi, düşük başarısızlık oranına (3 ay içinde <%2 VTE tanısı) sahip olduğunu göstermiştir.³ Dikkat edilmelidir ki bu çalışmalar, FEU (fibrinojen eşdeğer ünite) raporlayan D-dimer testlerini içermiş ve son 24 saat içinde terapötik antikoagülasyon alan hastaları dışlamıştır.

3. D-dimer’in düşük özgüllüğü ve bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (CTPA) pozitiflik oranındaki (PE için pozitif çıkan CTPA oranı) azalma, düşük riskli hastalarda ayarlanmış D-dimer eşik değerlerine ihtiyaç doğurmuştur. YEARS algoritmasının geliştirilmesinde; aşağıdakilerden ≥1’i bulunan hastalarda 500 μg/L eşik değeri kullanılmıştır: DVT’nin klinik bulguları, hemoptizi ve/veya en olası tanı olarak PE. YEARS kriteri bulunmayan hastalarda 1000 μg/L D-dimer eşiği kullanılmıştır. İlk YEARS doğrulama kohortu, tüm olasılık düzeylerinde güvenlik göstermiştir.²⁵ Avrupa’da yapılan çok merkezli küme randomize non-inferiorite çalışması, düşük ve orta olasılığa (<%50) sahip hastalarda, yaşa göre ayarlanmış D-dimer ile birlikte kullanılan YEARS algoritmasını yalnızca yaşa göre ayarlanmış D-dimer ile karşılaştırmıştır. Bu çalışma, YEARS kriterleri + yaşa göre ayarlanmış D-dimer yaklaşımının düşük başarısızlık oranlarına sahip olduğunu ve yalnızca yaşa göre ayarlanmış yaklaşıma göre daha yüksek etkinlik sağladığını göstermiştir.³ Ayrıca, YEARS algoritması yalnızca terapötik antikoagülasyon almayan hastalarda çalışılmıştır.

4. Tarihsel olarak, şüpheli PE olan gebe hastalarda tanısal stratejileri değerlendiren az sayıda çalışma bulunmaktadır. PE açısından değerlendirilen gebe hastalarda CTPA kullanımı son on yılda artmıştır. Bununla birlikte saptama oranı düşüktür; çoğu çalışmada %0–%10 arasında olup, acil serviste değerlendirilen hastaların ağırlıkta olduğu yakın tarihli bir meta-analizde gebe hastalarda yapılan CTPA’ların yalnızca %4,1’inin PE açısından pozitif olduğu bildirilmiştir.²⁶,²⁷

Düşük ve orta riskli hastalarda revize Cenevre veya YEARS algoritması ile birlikte kantitatif D-dimer kullanımını araştıran iki prospektif yönetim çalışması, sırasıyla %0,0 (95% GA, %0,0–%1,0) ve %0,21 (95% GA, %0,04–%1,2) gibi düşük başarısızlık oranları (3 ay içinde VTE) göstermiştir.¹⁰,²²

Düşük riskli gebe hastalarda 1000 μg/L D-dimer eşiği kullanan YEARS algoritması, göğüs görüntüleme hacmini en düşük düzeye indirmiştir. Ayrıca, gebeliğe uyarlanmış YEARS algoritması; alt ekstremite semptomları olan ve kompresyon ultrasonografisi pozitif bulunan gebe hastaların güvenle antikoagülasyon ile tedavi edilebileceğini ve mutlaka CTPA görüntüleme gerektirmediğini önermektedir.¹⁰ Bu yaklaşım, gebeliğin ilk trimesterinde başvuran hastalarda CTPA testlerinin %65’inin güvenle önlenmesini sağlar.

AHA: Akut PE Şüphesi Olan Hastaların Klinik Değerlendirmesi
AHA: Akut PE Şüphesi Olan Hastaların Klinik Değerlendirmesi
Klinik Ön Test Olasılık Skorları
Klinik Ön Test Olasılık Skoru
Bileşenler
Puan
Revize Geneva
Basitleştirilmiş Revize Geneva
Klinik Ön Test Olasılığı Gruplama ve Kullanım
PE için Wells Skoru
DVT klinik bulguları (bacak şişliği, palpasyonla ağrı)
3
 
 
Standart Wells sınıflaması:
Düşük: <2
Orta: 2–6
Yüksek: >6

Modifiye Wells sınıflaması:
PE olası: >4
PE olası değil: ≤4
PE diğer tanılardan daha olası
3
 
 
Kalp hızı >100/dk
1.5
 
 
İmmobilizasyon (≥3 gün) veya önceki 4 hafta içinde cerrahi
1.5
 
 
Daha önce DVT veya PE
1.5
 
 
Hemoptizi
1
 
 
Kanser
1
 
 
PE Dışlama Kriterleri (PERC)
Yaş <50
 
 
 
PE klinik ön test olasılığını değerlendir (PE gestaltı <%15; örn. Wells <2).
Tüm kriterler karşılanıyorsa PE olasılığı düşüktür ve ek test gerekmez.
Kalp hızı <100/dk
 
 
 
Oksihemoglobin satürasyonu ≥%95
 
 
 
Hemoptizi yok
 
 
 
Östrojen kullanımı yok
 
 
 
Önceden DVT/PE yok
 
 
 
Tek taraflı bacak şişliği yok
 
 
 
Son 4 hafta içinde hastaneye yatış gerektiren cerrahi/majör travma yok
 
 
 
Revize Geneva Skoru
Yaş >65
 
1
1
Revize Geneva:
Düşük: 0–3
Orta: 4–10
Yüksek: ≥11

Basitleştirilmiş Revize Geneva:
Düşük: 0–1
Orta: 2–4
Yüksek: 5–7

Basitleştirilmiş (ikili) yaklaşım:
Olası değil: 0–2
Olası: 3–7
Önceden DVT veya PE
 
3
1
Son 1 ay içinde genel anestezi altında cerrahi veya alt ekstremite kırığı
 
2
1
Aktif kanser
 
2
1
Tek taraflı alt ekstremite ağrısı
 
3
1
Hemoptizi
 
2
1
Kalp hızı 75–94/dk
 
3
1
Kalp hızı ≥95/dk
 
5
1
Alt ekstremitede derin ven palpasyonunda ağrı ve tek taraflı ödem
 
4
1
D-dimer, olası PE bulunan hastalarda risk sınıflaması yapmaya yardımcı olabilir; testin potansiyel zararları ile atlanmış bir tanının riski arasında denge kurar.20,21 PE değerlendirmesinde tanısal araçlar için kabul edilen güvenlik eşiği (yani başarısızlık oranı) %2’dir.20,21 Aşağıdaki 3 kriterin tamamını karşılayan hastalarda akut PE olasılığı düşüktür:
  1. D-dimer düzeyinin normal eşik değeri aşmaması;
  2. PE için düşük veya orta klinik ön test olasılığına (<%50) sahip olunması; ve
  3. Başlangıçta antikoagülan tedavi almıyor olunması.2
Yaşa göre ayarlanmış D-dimer ya da YEARS algoritması kriterleri kullanılarak eşik değerin altında bulunan bir D-dimer düzeyi, pulmoner görüntüleme gereksinimini güvenli şekilde azaltabilir. Yüksek prevalanslı ortamlarda bu stratejilerin kullanımı kaçırılmış PE’lere yol açabilir.2,3 Düşük ve orta klinik olasılığa sahip gebe hastalarda D-dimer temelli yaklaşımların kullanıldığı son çalışmalar, hem güvenli olduğunu hem de görüntüleme gereksinimini azalttığını (etkililik) göstermiştir.10,22 Önemli olarak, D-dimer temelli tanı stratejilerini değerlendiren çalışmaların çoğu antikoagülan kullanan hastaları dışlamıştır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Hedefe yönelik bir öykü ve fizik muayene sırasında, PE risk faktörlerinin değerlendirilmesi; yakın zamanda cerrahi girişim, medikal tedavi için hastaneye yatış, immobilizasyon, gebelik, östrojen kullanımı, travma, kanser, inflamatuvar hastalıklar ve kalıtsal ya da edinsel trombofilileri, diğerleri arasında, içermelidir. Cinsiyete göre değişebilen diğer risk faktörleri arasında aterosklerotik kardiyovasküler hastalık, pulmoner hastalık, kanser, kronik venöz hastalık, uzamış immobilizasyon ve hormonal tedavi yer alır.23 Bu risk faktörleri akut PE için ön test olasılığının belirlenmesine yardımcı olur. PE için görüntüleme endikasyonu, hastanın klinik ön test olasılığından etkilenir. Tanısal algoritmanın bir parçası olarak klinik değerlendirme araçları ve laboratuvar testlerini (yani D-dimer) kullanan randomize kontrollü çalışmalar ve gözlemsel çalışmalar, görüntülemenin tanısal performansında artış ve gereksiz testlerde azalma göstermiştir (Bölüm 3.1.2, “Tanısal Testler”).1,2

2. Yaşa göre ayarlanmış D-dimer stratejileri, PE için düşük veya orta klinik olasılığa sahip hastalarda güvenlidir ve 1–3 ay içinde %2’den az kaçırılmış VTE ile sonuçlanır. 3346 hastayı içeren prospektif bir doğrulama çalışması, 50 yaş üstünde olup düşük veya orta klinik olasılığa sahip ve D-dimer değeri standart (<500 μg/L) ile yaşa göre ayarlanmış (yaş×10 μg/L) eşikler arasında olan hastalarda 3 aylık başarısızlık oranının (3 ay içinde kaçırılmış VTE) %0,3 (95% GA, %0,1–%1,7) olduğunu göstermiştir.4,24 Büyük bir bireysel hasta verisi meta-analizi bu sonuçları doğrulamıştır.2 Ayrıca, çok merkezli küme randomize bir çalışma, yaşa göre ayarlanmış D-dimer stratejilerinin, hatta YEARS algoritması ile birlikte kullanıldığında bile, PE için yüksek olmayan olasılığa (<%50) sahip hastalarda düşük başarısızlık oranına (<3 ay içinde VTE tanısı alan < %2) sahip olduğunu göstermiştir.3 Bu çalışmaların FEU raporlayan D-dimer testlerini içerdiği ve önceki 24 saat içinde terapötik antikoagülasyon alan hastaları dışladığı belirtilmelidir.

3. D-dimer’in düşük özgüllüğü ve bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (CTPA) pozitiflik oranının (CTPA’ların PE için pozitif olma oranı) azalması, düşük riskli hastalarda ayarlanmış D-dimer eşiklerine olan ihtiyacı doğurmuştur. YEARS algoritmasının türetilmesinde, aşağıdakilerden en az biri bulunan hastalarda 500 μg/L eşik değeri kullanılmıştır: DVT’nin klinik bulguları, hemoptizi ve/veya PE’nin en olası tanı olması. YEARS kriteri bulunmayan hastalar için 1000 μg/L D-dimer eşiği kullanılmıştır. İlk YEARS doğrulama kohortu, tüm olasılık düzeylerindeki hastalarda güvenli olduğunu göstermiştir.25 Avrupa’da yapılan çok merkezli küme randomize bir non-inferiority çalışması, düşük ve orta olasılığa (<%50) sahip hastalarda yaşa göre ayarlanmış D-dimer ile birlikte kullanılan YEARS algoritmasını, yalnızca yaşa göre ayarlanmış D-dimer ile karşılaştırmıştır. Bu çalışma, YEARS kriterleri artı yaşa göre ayarlanmış D-dimer yaklaşımının düşük başarısızlık oranlarına sahip olduğunu ve yalnızca yaşa göre ayarlanmış yaklaşıma göre daha verimli olduğunu göstermiştir.3 YEARS algoritmasının yalnızca terapötik antikoagülasyon almayan hastalarda çalışıldığı belirtilmelidir.

4. Tarihsel olarak, şüpheli PE olan gebe hastalarda tanısal stratejileri değerlendiren az sayıda çalışma bulunmaktadır. PE değerlendirmesi yapılan gebe hastalarda CTPA kullanımı son on yılda artmıştır. Bununla birlikte, saptama oranı düşüktür ve çoğu çalışmada %0 ile %10 arasında değişmektedir; acil serviste değerlendirilen hastaların ağırlıklı olduğu yakın tarihli bir meta-analizde, gebe hastalarda yapılan CTPA’ların yalnızca %4,1’inin PE için pozitif olduğu bildirilmiştir.26,27 İki prospektif yönetim çalışması, revize Geneva veya YEARS algoritması ile düşük-orta riskli hastalarda kantitatif D-dimer kullanımını araştırmış ve 3 ay içinde VTE oranlarının (başarısızlık oranı) sırasıyla %0,0 (95% GA, %0,0–%1,0) ve %0,21 (95% GA, %0,04–%1,2) olduğunu göstermiştir.10,22 Daha düşük riskli gebe hastalarda 1000 μg/L D-dimer eşiği ile kullanılan YEARS algoritması, en düşük göğüs görüntüleme hacmi ile sonuçlanmıştır. Ayrıca, gebeliğe uyarlanmış YEARS algoritması, alt ekstremite semptomları olan ve kompresyon ultrasonu pozitif olan gebe hastaların güvenle antikoagülasyon tedavisi ile tedavi edilebileceğini ve mutlaka CTPA görüntülemesi gerektirmediğini öne sürmektedir.10 Bu yaklaşımın izlenmesi, gebeliğin ilk trimesterinde başvuran hastalarda CTPA testlerinin %65’inden güvenle kaçınılmasını sağlar.

4.3. 3.1.2. Tanısal Testler

Tanısal Testlere Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
A
1. Akut PE düşündüren semptom ve bulgularla başvuran hastalarda, doğrulanmış klinik risk skoru veya yükselmiş D-dimer düzeyi ile yüksek olasılık (%50’den fazla) saptanan hastalarda tanıyı doğrulamak veya dışlamak amacıyla görüntüleme önerilir.
1
A
2. PE şüphesiyle görüntüleme yapılan hastalarda, pozitif CTPA veya yüksek olasılıklı ventilasyon/perfüzyon (V/Q) sintigrafisi tanı koydurucudur.
1
B-R
3. Görüntüleme yapılan hastalarda, akut PE tanısını doğrulamak için V/Q taramasına kıyasla CTPA tercih edilmelidir.
2a
B-NR
4. Semptomları ve YEARS kriterleri akut PE ile uyumlu olan, akciğer grafisi normal gebelerde düşük doz radyasyonlu CTPA, düşük doz perfüzyon sintigrafisine tercih edilebilir.
2a
B-R
5. PE değerlendirmesinde V/Q SPECT, planar V/Q taramasına göre tercih edilebilir.
2a
B-R
6. CTPA yapılamayan akut PE şüpheli hastalarda, tanı verimini artırmak amacıyla kontrastlı MRA yerine V/Q sintigrafisi tercih edilebilir.
2b
B-NR
7. Akut PE tanısı doğrulanmış hastalarda, klinik bulgular DVT düşündürüyorsa veya DVT varlığı tedaviyi/prognozu değiştirecekse alt ekstremite venöz Doppler USG yapılması düşünülebilir.
3: Fayda Yok
B-NR
8. Negatif CTPA veya normal V/Q SPECT bulunan PE şüpheli hastalarda, venöz Doppler USG ileri PE değerlendirmesi için yararlı değildir.
3: Fayda Yok
B-NR
9. PE şüpheli hastalarda tanıyı doğrulamak veya dışlamak amacıyla ekokardiyografi önerilmez.
3: Fayda Yok
B-R
10. Vena cava inferior ve alt ekstremite venlerine yönelik BT venografi, CTPA’ya rutin ek olarak önerilmez.

Tanısal Görüntüleme Bulgularının Raporlanması

COR
LOE
Öneriler
1
B-R
11. CTPA yapılan akut PE hastalarında, risk sınıflaması için sağ ventrikül/sol ventrikül (RV/LV) oranının sayısal değeri raporlanmalıdır.
1
B-NR
12. Akut PE hastalarında yapılan transtorasik ekokardiyografide, RV fonksiyonu aşağıdaki parametrelerle değerlendirilip raporlanmalıdır: RV/LV diyastol sonu oranı, RV diyastol sonu çapı, TAPSE, tahmini RV sistolik basıncı, McConnell bulgusu, triküspit sistolik hızı, paradoksal septal hareket, IVC çapı ve inspiratuar kollaps.
2b
B-NR
13. Akut PE hastalarında CTPA’da kronik özelliklerin raporlanması, post-PE KTEPH gibi kronik sekeller açısından risk belirlemede yararlı olabilir.

*Örnek kronik özellikler: intravasküler bantlar, pulmoner arter retraksiyonu veya dilatasyonu, bronşiyal arter dilatasyonu, RV hipertrofisi ve interventriküler septal düzleşme.

Özet

Görüntüleme, PE’li hastaların tanı ve yönetiminde esastır ancak hastanın PE için klinik ön test olasılığı bağlamında değerlendirilmelidir. Akut PE tanısında mevcut standart görüntüleme yöntemi, yaygın erişilebilirliği, göreceli maliyeti, güncel (daha düşük) radyasyon maruziyeti ve mükemmel tanısal performansı nedeniyle CTPA’dır. CTPA’nın yapılamadığı ya da optimal olmadığı hastalarda, özellikle SPECT ile birlikte kullanıldığında yüksek tanısal verime sahip olduğundan V/Q sintigrafisi uygundur. Ekokardiyografi, PE tanısı için yetersiz bir testtir ancak doğrulanmış akut PE’li semptomatik hastalarda sağ ventrikül (RV) fonksiyonunun değerlendirilmesinde önemlidir. RV yapı ve fonksiyon parametreleri değerlendirilmeli ve raporlanmalıdır; bunlar arasında RV/LV diyastol sonu oranı, RV diyastol sonu çapı, TAPSE, tahmini sağ ventrikül sistolik basıncı, apeks korunumu ile birlikte RV serbest duvar hipokinezisi (McConnell bulgusu), triküspit sistolik hız, intrakardiyak trombüs, paradoksal septal hareket ve VCI’nin solunumsal kollapsı yer alır. Akut PE doğrulandığında CTPA’da da RV disfonksiyonu bulguları değerlendirilip raporlanmalıdır. Klinik olarak DVT düşündüren bulguları olan hastalarda veya DVT’nin doğrulanmasının yönetimi etkileyeceği durumlarda, alt ekstremitelerin selektif venöz dupleks ultrasonografisi yararlı olabilir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. PE için görüntüleme endikasyonu hastanın ön test olasılığından etkilenir. Klinik değerlendirme araçları ve laboratuvar testlerinin (örneğin D-dimer) tanısal algoritmanın bir parçası olarak kullanıldığı randomize kontrollü çalışmalar ve gözlemsel çalışmalar, görüntülemenin tanısal performansının arttığını ve gereksiz testlerin azaldığını göstermiştir.

2. Klinik araçlar ve D-dimer testi ile klinik olarak olası PE değerlendirilen hastalarda pozitif CTPA, tek başına tanı koydurucudur. Bu klinik durumda yüksek olasılıklı V/Q sintigrafisi de akut PE için mükemmel tanısal doğruluğa sahiptir. CTPA yapılamayan hastalarda (örneğin BT kontrendikasyonu olan hastalar) tercih edilen görüntüleme yöntemidir.

3. CTPA, geniş erişilebilirliği, diğer testlere kıyasla daha düşük toplam maliyet yükü, güncel daha düşük radyasyon maruziyeti ve mükemmel tanısal performansı nedeniyle PE tanısında standart görüntüleme yöntemidir. Eski çalışmalarda, sonuçlar “PE yok” veya “PE var” şeklinde raporlandığında CTPA, V/Q sintigrafisi (SPECT dahil) ile karşılaştırılabilir bulunmuştur. Güncel olarak bu teknolojilerin akut PE tanısındaki performanslarını karşılaştıran veri eksikliği vardır, ancak bir karşılaştırma çalışması planlanmaktadır. Bununla birlikte, periferik (santral olmayan) PE saptama oranı V/Q’ya göre daha yüksek olduğundan, akut PE varlığını doğrulamak için CTPA tercih edilmektedir. Prospektif çalışmalar CTPA’nın mükemmel tanısal performansını göstermiştir ve çoğu vakada yönetim kararı verilmesini sağlar; bu durum V/Q için geçerli değildir. Ayrıca CTPA ile doğrulanmış PE varlığında RV değerlendirmesi yapılabilir ve alternatif tanılar saptanabilir.

4. Gebelik, VTE için edinilmiş ve bağımsız bir risk faktörüdür ve ABD’de gebeliğe bağlı ölümlerin %11’ine kadarından PE sorumludur. Genel popülasyonda CTPA standart olsa da gebede anne ve fetüs için radyasyon maruziyeti endişesi vardır. Düşük doz CTPA kullanılan yeni bir prospektif çalışmada, meme dokusu, uterus (fetal) ve maternal efektif dozun daha önce bildirilenlerden çok daha düşük olduğu gösterilmiştir. Gebelikte CTPA ve akciğer sintigrafisinin tanısal doğruluğu, klinik takip referans standart olarak kullanılan 11 çalışmayı içeren bir Cochrane analizinde rapor edilmiştir. Hem CTPA hem de akciğer sintigrafisi için yüksek negatif prediktif değer ve yüksek duyarlılık bulunmuştur. İki yöntem arasında sonuçsuz test oranı benzer bulunmuş, hangisinin daha doğru olduğu heterojen veri nedeniyle belirlenememiştir. Göğüs grafisi normal olan gebelerde düşük doz perfüzyon-only sintigrafi ile PE dışlanmasında %100 negatif prediktif değer bildirilmiştir. Genel olarak, deneyimli merkezlerde düşük doz perfüzyon-only sintigrafi ve düşük doz CTPA gebelerde PE dışlanmasında etkili ve güvenli görünmektedir. Pratikte ise erişilebilirlik ve alternatif tanı saptama imkânı nedeniyle CTPA tercih edilebilir.

5. V/Q SPECT, planar V/Q’ya kıyasla daha yüksek tekrarlanabilirlik ve özgüllük gösterir ve daha düşük radyasyon düzeyine sahiptir.

6. Bazı çalışmalarda MRA, hastaların %25–28’inde tanı koydurucu olmamıştır. Optimal görüntüleme elde edildiğinde bile özellikle segmental ve subsegmental PE için duyarlılığı sınırlıdır. Deneyimli merkezlerde standart protokollerle kontrastlı MRA’nın performansı CTPA’ya benzer bulunmuştur. Ancak MRA daha pahalı ve daha az erişilebilirdir; genellikle PE tanısında pratik değildir. Çoğu durumda CTPA kontrendikasyonu olan hastalarda V/Q SPECT tercih edilir.

7. Doğrulanmış akut PE’li hastalarda venöz dupleks USG, eşlik eden DVT’yi %44–71 oranında saptar. Ancak PE şüphesi olan hastalarda rutin DVT taraması tanıyı iyileştirmez ve maliyeti artırır. Randomize çalışmada ek USG yapılmasının PE tanı oranı veya 3 aylık VTE nüksü üzerinde fark yaratmadığı gösterilmiştir. Bununla birlikte, doğrulanmış semptomatik PE’li ve eşlik eden DVT’si olan hastalarda mortalite daha yüksektir. Özellikle semptomatik DVT yüksek risklidir. DVT varlığının risk sınıflamasına katkısı konusunda veri yoktur. Ancak iliofemoral DVT varlığında kateter bazlı girişim düşünülmesi veya antikoagülasyon verilemeyen durumlarda IVC filtresi kararı gibi yönetimi etkileyebilecek senaryolar vardır.

8. İyi uygulanmış CTPA, ana ve lobar pulmoner arterlerdeki PE’yi değerlendirmede mükemmeldir. Negatif CTPA sonrası 3 aya kadar düşük rekürrens oranı bildirilmiştir. Negatif CTPA sonrası ek USG yapılması yararlı değildir. V/Q SPECT de yüksek duyarlılık ve özgüllük gösterir.

9. Ekokardiyografi tek başına PE tanısını doğrulamak veya dışlamak için yeterli değildir. Çoğu akut PE hastasında RV disfonksiyonu görülmez. Hemodinamik instabil hastalarda performansı artar ancak özgüllük düşüktür (%64). Tanı, doğrudan ve spesifik bir görüntüleme testi ile doğrulanmalıdır.

10. IVC ve proksimal alt ekstremite venlerinin BT venografisi (CTV), CTPA’nın tanısal performansını anlamlı artırmaz. Çoğu DVT, alt ekstremite venöz USG ile saptanabilir. CTV’nin pozitif prediktif değeri düşüktür ve ek radyasyon maruziyetine neden olur.

11. PE tanısı için yapılan CTPA’da RV strain parametreleri raporlanmalıdır ve subjektif değerlendirme yerine sayısal RV/LV oranı verilmelidir. RV/LV ≥1.0 eşik değeri için duyarlılık %85, özgüllük %72’dir. ≥0.9 eşik değeri için duyarlılık %92, özgüllük %56’dır. RV genişlemesinin derecesi, ikili normal/anormal değerlendirmeden daha öngördürücü olabilir.

12. Akut PE değerlendirmesinde transtorasik ekokardiyografi yapılan hastalarda RV disfonksiyon parametreleri kapsamlı şekilde raporlanmalıdır. Bu parametreler: RV/LV oranı, RV çapı, TAPSE, tahmini RV sistolik basınç, McConnell bulgusu, triküspit sistolik hız, paradoksal septal hareket ve VCI kollapsıdır. Birden fazla parametre varlığında duyarlılık ve özgüllük artar.

13. Akut PE tanısı için yapılan CTPA’da kronik PE bulgularının saptanması, uzun dönem sekeller (örneğin CTEPD, post-PE bozukluk) açısından riskli hastaları belirleyebilir. Uzman radyolog değerlendirmesinde CTPA, CTEPD tanısında yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Takipte ≥3 radyolojik bulgunun (intravasküler webler, pulmoner arter retraksiyonu/dilatasyonu, bronşiyal arter dilatasyonu, RV hipertrofisi, septal düzleşme) varlığı CTEPD ile güçlü korelasyon göstermiştir. Pulmoner venöz akım azalması (PVFR), pulmoner endarterektomi öncesi hastalarda incelenmiştir ve CTEPD’de yüksek duyarlılık ve özgüllük bildirilmiştir. PVFR, pulmoner arteriyel hipertansiyonun bir özelliği değildir.

Tablo: Ekokardiyografide Sağ Ventrikül (RV) Disfonksiyonunun Değerlendirilmesinde Optimal Yöntemler

Parametre
Değerlendirme için Önerilen Teknik
Parametrenin Tanımı
RV boyutu
1) Sağ ventriküle odaklı apikal 4-boşluk görüntüde diyastol sonu ölçüm
2) Apikal 4-boşluk görüntü
1) Diyastol sonu çapı (EDD) > 30 mm
2) RV bazal çapı > 42 mm
RV/LV oranı
Diyastol sonu oranı (apikal veya subkostal görüntü)
RV/LV > 0.9
TAPSE
Apikal 4-boşluk görüntüde, M-mode kullanılarak triküspit anüler segmentin sistolik ekskursiyon mesafesinin (cm cinsinden) ölçülmesi (diyastol sonundan sistol sonuna)
TAPSE < 1.6 cm anormal kabul edilir
Pulmoner hipertansiyon için Doppler bulguları
Doku Doppler görüntüleme
Pulmoner akselerasyon zamanı < 90 ms veya
RV/atriyal gradiyent > 30 mmHg varlığı
Triküspit sistolik hızı
Apikal veya subkostal 4-boşluk görüntü
Triküspit sistolik hız > 2.6 m/sn

EDD: Diyastol sonu çapı; LV: Sol ventrikül; RV: Sağ ventrikül; TAPSE: Triküspit anüler plan sistolik ekskursiyonu.

4.4. 3.2. PE Sonuçları İçin Risk Sınıflaması

PE, asemptomatik hastalıktan kardiyojenik şok ve kardiyak arrest tablosuna kadar uzanan geniş bir klinik yelpazeyi temsil eder. Buna bağlı olarak, PE; prognozu belirlemek, tedavi kararlarını yönlendirmek ve hasta sonuçlarını iyileştirmek amacıyla hızlı ve kesin bir risk değerlendirmesini gerektirir. PE’nin sınıflandırılması, sonuçların geniş kategoriler içinde bile büyük farklılıklar gösterdiğinin fark edilmesiyle birlikte sürekli olarak gelişmiştir. 2011 yılında, Amerikan Kalp Derneği (AHA) bilimsel bir bildiride 3 kategori önermiştir: düşük riskli, submasif ve masif PE. Daha sonra 2019 yılında Avrupa Kardiyoloji Derneği, 4 kategoriden oluşan bir risk sınıflama şeması geliştirmiştir: düşük risk, orta-düşük risk, orta-yüksek risk ve yüksek risk. Risk kategorileri içindeki sonuç heterojenitesini daha iyi tanımlama gereksinimi, hemodinamik bozulmadan ziyade respiratuvar bozulmanın baskın olduğu klinik tabloları tanıma ihtiyacı ve kardiyopulmoner yetmezlik öncesi durumdaki hastaları belirleme zorunluluğu, kanıta dayalı klinik uygulamada kritik bir öncelik olarak ortaya çıkmıştır. AHA/ACC Akut PE Klinik Kategorileri, PE’nin ciddiyetini ve prognozunu çeşitli klinik, laboratuvar ve görüntüleme parametrelerini entegre ederek tanımlamak amacıyla tasarlanmıştır. A–E kategorileri ve 1–3 alt kategori tanımlamaları, mevcut en ağır klinik, laboratuvar ve görüntüleme göstergelerine göre seçilir. Dikkat edilmelidir ki hastalar zaman içinde yeniden değerlendirildikçe bu kategoriler arasında geçiş yapabilirler. Belirgin respiratuvar anormallikleri olan hastalarda bir alt kategoriye respiratuvar belirteci (R) eklenebilir veya bu durum kendi başına bir alt kategori olarak tanımlanabilir. En az şiddetli kategori olan Kategori A, asemptomatik ve insidental olarak tanı konulan PE’ye odaklanır. Kategori A akut PE hastaları genellikle başka bir endikasyonla çekilen BT’de, PE için klinik şüphe olmaksızın saptanır. Kategori A1 akut PE’ye örnek bir hasta; akciğer kanseri olan, asemptomatik ve kanser evreleme amacıyla çekilen toraks BT’de sol alt lob subsegmental PE saptanan hastadır. Kategori B, semptomatik akut PE’si olan ve doğrulanmış şiddet indekslerine göre düşük advers sonuç riski taşıyan hastalara odaklanır (örneğin PESI ≤85, basitleştirilmiş PESI <1, Hestia <1) (Bölüm 3.2.1, “Klinik Risk Skorları ile Risk Değerlendirmesi”). Kategori B1, tekli veya çoklu subsegmental PE’li hastaları içerirken; Kategori B2, segmental veya daha proksimal PE’li hastaları içerir. Subsegmental PE’lerin ayrı tanımlanmasının amacı, akut PE’nin lokalizasyonuna ve eşlik eden DVT varlığına bağlı olarak triyajın (ev mi hastane mi) ve antikoagülasyon kararının değişebileceğini vurgulamaktır. Kategori B2 akut PE’ye örnek bir hasta; kalça protezi sonrası plöritik ağrı ile başvuran, sPESI skoru 0 olan ve BT’de sağ alt lob segmental PE saptanan, RV genişlemesi olmayan hastadır. Kategori C, doğrulanmış şiddet indekslerine göre advers sonuç riski artmış semptomatik hastalığa odaklanır (örneğin PESI >85, sPESI ≥1, Hestia ≥1). Alt kategoriler, kardiyopulmoner disfonksiyonun varlığı veya yokluğunun tanınmasına olanak tanır. Biyobelirteçler arasında kardiyak troponin I/T ve beyin tipi natriüretik peptid bulunur (Bölüm 3.2.3, “Kardiyak Biyobelirteçler”). RV boyutu veya fonksiyonundaki anormallik, ekokardiyografi veya BT ile belirlenir (Bölüm 3.2.4, “Risk Sınıflaması için RV Görüntüleme”). Respiratuvar belirteç (R), hipoksemi veya taşipne varlığında ya da ek oksijen ihtiyacı olduğunda uygulanır. Kategori C1R akut PE’ye örnek; meme kanseri olan, ani dispne, taşikardi ve hipoksemi gelişen, bilateral lobar PE saptanan ancak RV genişlemesi veya troponin yüksekliği olmayan hastadır. Kategori D, normotansif şok veya ventilatör desteği ihtiyacına yaklaşma gibi kardiyopulmoner yetmezlik öncesi durumlara odaklanır. Alt kategoriler kardiyovasküler ve pulmoner bozulmayı ayırt eder (Bölüm 3.2.2, “Hemodinamik Değerlendirme”). Kategori D1; kısa süreli veya volüm genişlemesine yanıt veren, perfüzyon azalması ya da son organ disfonksiyonu bulgusu olmaksızın geçici veya tekrarlayan hipotansiyonu (hastanın bazal kan basıncına göre relatif hipotansiyon dahil) olan hastaları tanımlar. Buna karşılık Kategori D2, geçici hipotansiyon ile birlikte azalmış perfüzyon veya son organ disfonksiyonu göstergesi (örneğin akut iskemik böbrek hasarı, persistan laktat yüksekliği) gerektirir. İntravenöz sıvı denemesi genellikle 500–1000 mL izotonik serum fizyolojik olarak kabul edilir. Artmış şok skorları SCAI SHOCK evre B veya C’yi içerir. Kategori D2 akut PE’ye örnek; yakın zamanda omurga cerrahisi geçirmiş, ani dispne, taşikardi ve hipoksemi gelişen, sistolik kan basıncı normal olan ancak sağ ve sol ana pulmoner arterlerde akut PE saptanan, kreatinin artışı ve düşük ortalama arter basıncı (MAP) bulunan hastadır. Hastanın >6 L nazal kanül veya non-rebreather maske gereksinimi varsa respiratuvar belirteç (R) eklenir. En ağır kategori olan Kategori E, kardiyopulmoner yetmezlik durumlarına odaklanır. Alt kategoriler, kardiyojenik şokla seyreden tekrarlayan veya persistan hipotansiyon (hemodinamik kollaps) ile refrakter kardiyojenik şok veya kardiyak arrestli hastaları ayırt eder. Kategori E1, SCAI SHOCK evre C ile uyumludur. Kategori E2, refrakter kardiyojenik şok (SCAI D-E) veya 30 dakikalık resüsitasyona rağmen spontan dolaşımın geri dönmediği kardiyak arrest olarak tanımlanır. E-R kategorisinde respiratuvar yetmezlik, noninvaziv veya invaziv pozitif basınçlı ventilasyon gereksinimi ile tanımlanır. Kategori E2R akut PE’ye örnek; COVID-19 pnömonisi nedeniyle mekanik ventilasyonda izlenen, saddle PE tanısı alan, ekokardiyografide ciddi RV hipokinezisi bulunan ve 3 vazopressöre rağmen hipotansif seyreden hastadır.

Tablo: Akut Pulmoner Emboli Risk Sınıflandırma Şemalarının Evrimi

Yıl
Kurum
Risk Kategorisi
Klinik Kriterler
2011
AHA Bilimsel Bildirisi
Düşük risk
Normotansif; sağ ventrikül disfonksiyonu veya miyokardiyal nekroz (yüksek troponin) yok
2011
AHA Bilimsel Bildirisi
Submasif
Sistolik kan basıncı ≥90 mmHg ve sağ ventrikül disfonksiyonu veya miyokardiyal nekroz varlığı
2011
AHA Bilimsel Bildirisi
Masif
Sistolik kan basıncı <90 mmHg veya >15 dakika inotropik destek gereksinimi
2019
ESC Akut Pulmoner Emboli Risk Şeması
Düşük risk
Düşük risk skoru (örneğin PESI sınıf I–II veya sPESI=0); görüntülemede sağ ventrikül disfonksiyonu yok
2019
ESC Akut Pulmoner Emboli Risk Şeması
Orta-düşük risk
Yüksek risk skoru (örneğin PESI sınıf III–IV veya sPESI ≥1); troponin veya sağ ventrikül disfonksiyonundan yalnızca biri pozitif
2019
ESC Akut Pulmoner Emboli Risk Şeması
Orta-yüksek risk
Yüksek risk skoru (örneğin PESI sınıf III–IV veya sPESI ≥1); hem troponin hem sağ ventrikül disfonksiyonu pozitif
2019
ESC Akut Pulmoner Emboli Risk Şeması
Yüksek risk
Hemodinamik instabilite
2026
AHA/ACC Akut PE Klinik Kategorileri
A
Subklinik – İnsidental ve asemptomatik PE
2026
AHA/ACC Akut PE Klinik Kategorileri
B
Semptomatik PE; düşük klinik şiddet skoru (örneğin PESI sınıf I–II, sPESI=0, Hestia=0)
2026
AHA/ACC Akut PE Klinik Kategorileri
C
Semptomatik PE; yüksek klinik şiddet skoru (örneğin PESI sınıf III–V, sPESI ≥1, Hestia ≥1)
2026
AHA/ACC Akut PE Klinik Kategorileri
D
Başlangıç kardiyopulmoner yetmezliği (örneğin normotansif şok)
2026
AHA/ACC Akut PE Klinik Kategorileri
E
Kardiyopulmoner yetmezlik

ACC: American College of Cardiology; AHA: American Heart Association; BP: Kan basıncı; ESC: European Society of Cardiology; PESI: Pulmonary Embolism Severity Index; sPESI: Basitleştirilmiş Pulmonary Embolism Severity Index.

AHA/ACC Akut Pulmoner Emboli Kategorileri
AHA/ACC Akut Pulmoner Emboli Kategorileri

4.5. 3.2.1. Klinik Risk Skorları Kullanılarak Risk Değerlendirmesi

Klinik Risk Skorları Kullanılarak Risk Değerlendirmesine Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
B-R
1. AHA/ACC PE Kategorileri A ve B’de yer alan akut PE tanılı hastalarda, kısa dönem olumsuz sonuçlar açısından düşük riskli hastaları belirlemek için Hestia, PESI ve/veya sPESI risk skorlarının kullanılması önerilir.
2a
B-NR
2. AHA/ACC PE Kategorileri C ve D’de yer alan hemodinamik olarak stabil akut PE hastalarında, kısa dönem olumsuz sonuçlar açısından daha yüksek riskli hastaları belirlemek için PE’ye özgü doğrulanmış bir risk skorunun kullanılması makuldür.
2b
B-NR
3. AHA/ACC PE Kategorileri C ve D’de yer alan hemodinamik olarak stabil akut PE hastalarında, klinik kötüleşme açısından izlem gerektirebilecek yüksek riskli hastaları belirlemek amacıyla Ulusal Erken Uyarı Skoru (NEWS) ve güncellenmiş versiyonu NEWS2, PE’ye özgü bir risk skoruna alternatif olarak düşünülebilir.

Özet

Akut PE geliştikten sonra kısa dönem sonuçlarla ilişkili bireysel klinik faktörler tanımlanmıştır; bunlar arasında sabit hasta özellikleri (örneğin yaş veya önceki tıbbi durumlar) ve zaman içinde değişebilen dinamik ölçümler (örneğin vital bulgular veya biyobelirteçler) yer alır. Akut PE sonrasında kısa dönem sonuçları öngörmek amacıyla birçok PE’ye özgü risk skoru geliştirilmiştir. PE’ye özgü skorlar arasında Bova skoru, Hestia kriterleri (başlangıçta ayaktan tedaviye uygun hastaları belirlemek için geliştirilmiştir), PESI ve sPESI yer alır. PE’ye özgü olarak geliştirilmemiş genel risk ölçütleri (örneğin NEWS ve NEWS2) de akut PE’de değerlendirilmiştir, ancak bunların doğrulanma düzeyi daha düşüktür. Risk skorları, kısa dönem advers sonuç riski düşük olan hastaları belirlemede en yüksek doğruluğa sahiptir. Hestia, PESI ve sPESI; ayaktan yönetim için uygun düşük riskli hastaları belirlemede iyi öngörü performansı gösterir. Hangi hastaların kötü seyredeceğini belirlemek ise daha zordur. Mevcut risk skorlarının hiçbiri hemodinamik olarak stabil PE hastalarında klinik kötüleşmeyi güçlü şekilde öngöremez. Bunun bir nedeni, risk şemalarının başvuru veya tanı anında ölçülen faktörlere dayanarak geliştirilmiş olmasıdır. NEWS2 gibi skorlar içinde boylamsal olarak ölçülen dinamik değişkenlerin rolü, klinik olarak kötüleşecek hastaları daha iyi ayırt etmek açısından araştırılmaya değer bir alandır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Hestia, PESI ve sPESI skorları; tüm nedenlere bağlı mortalite, PE’ye bağlı mortalite, rekürren tromboembolizm ve majör kanama gibi kısa dönem advers sonuçlar açısından düşük riskli hastaları belirleyebilir. Örneğin Hestia kriterleri, başlangıçta ayaktan tedaviyi engelleyen medikal ve sosyal durumların bir listesi olarak geliştirilmiş olup, PE sonrası advers sonuç riski düşük hastaları belirlemede de iyi performans göstermiştir. Güvenlik ve etkinliği göstermek amacıyla çok merkezli, uluslararası HOME PE (Pulmonary Embolism Hastalarının Hastaneye Yatış veya Ayaktan Yönetimi) çalışmasında hastalar sPESI rehberliğinde ev tedavisi veya Hestia rehberliğinde ev tedavisi kollarına randomize edilmiştir. Klinisyenler risk skorlarını uygulayabilir ya da geçersiz kılabilirdi; sPESI rehberli yönetim, Hestia’ya göre daha sık geçersiz kılınmıştır. Her iki grupta da benzer oranda hasta evine taburcu edilmiş ve 30 günlük advers sonuçlar açısından anlamlı fark bulunmamıştır.

2. Bova, Composite Pulmonary Embolism Shock, PESI ve sPESI dahil olmak üzere PE’ye özgü risk skorlarının performansı, hemodinamik olarak stabil akut PE hastalarında daha yüksek advers sonuç riski (örneğin tüm nedenlere bağlı mortalite, PE’ye bağlı mortalite, klinik dekompansasyon) taşıyan hastaları belirleme amacıyla doğrulanmıştır. Skorlar genellikle advers sonuç gelişme olasılığına göre hastaları ayırmada orta ile iyi düzeyde ayırt edicilik gösterse de, bireysel hastada advers sonuç gelişimini tutarlı ve güçlü biçimde öngöremez. Bu nedenle hemodinamik olarak stabil olup “yüksek riskli” kategorize edilen birçok hasta advers sonuç geliştirmez. İdeal bir klinik risk skoru, farklı izlem veya tedaviden fayda görecek hastaları belirleyebilmelidir. PE’ye özgü risk skorlarının hiçbiri belirgin biçimde üstün performans göstermediğinden, klinisyenler hemodinamik olarak stabil PE’de doğrulanmış PE’ye özgü skorların herhangi birini kullanarak potansiyel olarak daha yüksek riskli bireyleri belirleyebilir.

3. Şok İndeksi, NEWS ve güncellenmiş versiyonu NEWS2 gibi genel risk ölçütleri de hemodinamik olarak stabil PE hastalarında kısa dönem advers sonuçları öngörme açısından PE’ye özgü skorlarla karşılaştırılmıştır ve bazı çalışmalarda benzer performans gösterdikleri bildirilmiştir. Genel risk skorlarının bir avantajı, vital bulgular gibi rutin klinik değerlendirmelere dayanarak kolayca hesaplanabilmeleridir. Bu değerlendirmeler dinamik olduğundan, PE’li bireysel hastalarda skorlar zaman içinde değişebilir. PE’de hangi eşik değerlerin kullanılacağı ve riskin tekrarlayan ve boylamsal ölçümlerinin yaklaşan advers sonuçları daha iyi tanımlayıp tanımlayamayacağı konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Tablo: Akut Bakım Ortamında Kullanılan Akut Pulmoner Emboli Klinik Risk Skorları
Risk Skoru Adı
Risk Skoru Bileşenleri
Skor Aralığı
Risk Kategorileri ve Tanımları
PESI
Yaş
Erkek cinsiyet (10 puan)
Kanser öyküsü (30 puan)
Kalp yetmezliği öyküsü (10 puan)
Kronik akciğer hastalığı (10 puan)
Kalp hızı ≥110/dk (20 puan)
Sistolik kan basıncı <100 mmHg (30 puan)
Solunum sayısı ≥30/dk (20 puan)
Vücut ısısı <36°C (20 puan)
Mental durum değişikliği (60 puan)
Oksijen satürasyonu <%90 (20 puan)
Skor, yaş (yıl olarak) ve risk faktör puanlarının toplanmasıyla hesaplanır.
Sınıf I–V
Sınıf I (en düşük risk): ≤65 puan
Sınıf II: 66–85 puan
Sınıf III: 86–105 puan
Sınıf IV: 106–125 puan
Sınıf V (en yüksek risk): ≥126 puan
sPESI
Yaş >80 yıl
Kanser öyküsü
Kronik kardiyopulmoner hastalık
Sistolik kan basıncı <100 mmHg
Kalp hızı ≥110/dk
Arteriyel oksijen satürasyonu <%90
Her risk faktörü için 1 puan eklenerek hesaplanır.
Düşük veya Yüksek
0 puan: 30 günlük mortalite açısından düşük risk
≥1 puan: 30 günlük mortalite açısından yüksek risk
Bova Skoru
Sistolik kan basıncı 90–100 mmHg (2 puan)
Kardiyak troponin yüksekliği (2 puan)
Sağ ventrikül disfonksiyonu (2 puan)
Kalp hızı ≥110/dk (1 puan)
Risk faktör puanlarının toplamı ile hesaplanır.
0–7
Evre I (en düşük risk): 0–2 puan
Evre II: 3–4 puan
Evre III (en yüksek risk): >4 puan
Hestia Kriterleri
Hemodinamik instabilite var mı?
Tromboliz veya embolektomi gerekli mi?
Aktif kanama veya yüksek kanama riski var mı?
Oksijen satürasyonu >%90 için >24 saat oksijen gereksinimi var mı?
Antikoagülan tedavi sırasında PE gelişti mi?
>24 saat IV analjezi gerektiren şiddetli ağrı var mı?
>24 saat hastanede yatışı gerektiren medikal veya sosyal neden var mı?
Kreatinin klirensi <30 mL/dk mı?
Ciddi karaciğer yetmezliği var mı?
Gebelik var mı?
Heparine bağlı trombositopeni öyküsü var mı?
Negatif / Pozitif
Tüm kriterlere yanıt “Hayır” ise: Negatif → Ayaktan tedavi düşünülebilir.
Herhangi bir kritere yanıt “Evet” ise: Pozitif → Hastaneye yatış düşünülmelidir.
CPES Skoru
Kardiyak troponin yüksekliği
B-tipi natriüretik peptid yüksekliği
Orta-ileri derecede azalmış RV fonksiyonu
Santral pulmoner trombüs yükü (saddle PE)
Eşlik eden derin ven trombozu
Kalp hızı ≥100/dk
Her faktör için 1 puan eklenerek hesaplanır.
0–6
0–5 puan: Normotansif şok açısından daha düşük risk
6 puan: Normotansif şok açısından daha yüksek risk
Şok İndeksi
Kalp hızı / Sistolik kan basıncı
Sürekli değişken
Daha düşük skorlar daha düşük risk ile ilişkilidir.
PE risk sınıflamasında kullanımına dair fikir birliği yoktur.
NEWS ve NEWS2
Solunum sayısı, oksijen satürasyonu, vücut ısısı, sistolik kan basıncı, kalp hızı, bilinç düzeyi ve ek oksijen gereksinimi
Her parametre için ölçüme göre puan verilir.
0–20
NEWS2 ≥9: Yüksek risk
CPES: Composite Pulmonary Embolism Shock; NEWS: National Early Warning Score; PE: Pulmoner Emboli; PESI: Pulmonary Embolism Severity Index; RV: Sağ ventrikül; sPESI: Basitleştirilmiş PESI.

4.6. 3.2.2. Hemodinamik Değerlendirme

Hemodinamik Değerlendirmeye Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
B-NR
1. AHA/ACC PE Kategori D2’de yer alan akut PE hastalarında, normotansif şok varlığının değerlendirilmesi, klinik kötüleşme ve hastane içi ölüm açısından artmış risk taşıyan hastaların belirlenmesinde yararlı olabilir.
2a
B-NR
2. AHA/ACC PE Kategori C3’te yer alan akut PE hastalarında, ortalama arter basıncının (MAP) <80 mmHg olması, tedavinin intensifikasyonuna ihtiyaç duyabilecek hastaların belirlenmesinde yararlı olabilir.

*Normotansif şok; hipotansiyon olmaksızın izole hipoperfüzyon olarak tanımlanır ve aşağıdaki göstergelerden en az biri ile belirlenir: serum laktat ≥2 mmol/L, idrar çıkışı <720 mL/24 saat, kreatinin artışı >0.3 mg/dL (24 saat içinde) veya kardiyak indeks ≤2.2 L/dk/m² (periferik arteriyel ve miks venöz oksijen satürasyonu değerlerinden hesaplanır).

Özet

AHA/ACC PE Kategorileri C1’den D’ye kadar olan akut PE hastaları, klinik kötüleşme riski taşıyan bir grubu temsil eder. Bu hasta kategorilerini daha ayrıntılı biçimde tanımlamaya ve advers olaylar veya hastane içi mortalite açısından en yüksek riskli olanları belirlemeye yardımcı olabilecek çeşitli parametreler vardır. Son klinik çalışmalarda, ilk 24–72 saatin; hemodinamik kollapsın veya laboratuvar değişikliklerinin en sık gözlendiği kritik dönem olduğu görülmektedir.

Kardiyojenik şoklu hastalara yönelik güncel çalışmalar, hipoperfüzyon bulgusu olup normotansif olan bir alt grubu “normotansif şok” olarak tanımlamıştır. SHOCK (Should We Emergently Revascularize Occluded Coronaries for Cardiogenic Shock) çalışmasında, son organ malperfüzyon belirteçleri (yüksek laktat, akut böbrek hasarı veya azalmış idrar çıkışı ve/veya düşük kardiyak indeks) yalnızca hipotansiyona kıyasla daha yüksek hastane içi mortalite ile ilişkili bulunmuştur.

Diğer çalışmalar, MAP’in 80 mmHg’nin üzerinde olmasının akut PE’li hastalarda daha iyi sonuçlar ve daha düşük hastane içi mortalite ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Kardiyovasküler bozulma klinik belirteçlerini, RV disfonksiyonunu ve trombüs yükünü içeren klinik skorlar; normotansif ancak yüksek riskli PE hastalarını tanımlamak amacıyla geliştirilmekte ve doğrulanmaktadır. PE’li hastaların daha ayrıntılı sınıflandırılması, klinik kötüleşme açısından en yüksek riskli popülasyonu tanımlamaya ve dolayısıyla ileri tedaviler için en uygun risk-fayda dengesine sahip hastaları belirlemeye yardımcı olabilir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Normotansif şok, hipotansiyon olmaksızın izole hipoperfüzyon varlığı olarak tanımlanmıştır. Bir çalışmada, FLASH (FlowTriever All-Comer Registry for Patient Safety and Hemodynamics) kayıt verileri kullanılarak mekanik trombektomi uygulanan orta riskli PE hastalarında izole hipoperfüzyon prevalansı araştırılmıştır. İzole hipoperfüzyon oranı %34 bulunmuş ve trombektomi uygulanan hastaların yaklaşık üçte birinde kardiyak indeks normalleşmiştir. Bu durum, hemodinamik kötüleşme riski yüksek (örneğin AHA/ACC PE Kategori D2) akut PE hastalarının belirlenmesi yoluyla risk sınıflamasının daha da rafine edilmesine katkı sağlayabilir.

2. Gözlemsel kohort verileri, MAP’i 80 mmHg’nin üzerinde olan akut PE hastalarının hastane içi mortalite veya advers sonuç açısından çok düşük risk taşıdığını göstermektedir. Orta-yüksek riskli PE’li 122 hastayı içeren retrospektif bir çalışmada, MAP’i 80–90 mmHg arasında olan hastalarda az sayıda advers olay gözlenmiştir. İtalyan Pulmoner Emboli Kayıt Sistemi’nin ROC analizinde, 48 saatlik klinik kötüleşmeyi öngörmede MAP için optimal eşik değeri 81.5 mmHg (AUC 0.77 ± 0.3) olarak belirlenmiştir. Duyarlılık %77.5, özgüllük %95.0, pozitif prediktif değer %63.2 ve negatif prediktif değer %97.7 olarak saptanmıştır. Bu nedenle, AHA/ACC PE Kategori C3 şiddetindeki PE hastalarında MAP >80 mmHg olması, klinik dekompansasyon açısından düşük riskli hastaların belirlenmesine yardımcı olabilir.

PEITHO (Pulmonary Embolism Thrombolysis) çalışmasında, randomizasyon ile hemodinamik kollaps veya lizis için tedavi eskalasyonu gerektiren primer etkinlik sonlanımı arasındaki ortalama süre 1.5–1.79 gün ±1.5 gün olarak bildirilmiştir. Bu çalışmaya, ekokardiyografi veya BT ile RV disfonksiyonu ve pozitif troponini olan hastalar dahil edilmiştir; bu durum AHA/ACC PE Kategori C3 şiddeti ile koreledir (Bölüm 3.2.1, “Klinik Risk Skorları ile Risk Değerlendirmesi”). Dolayısıyla bu kategorideki hastaların ilk 24–72 saat boyunca yakın izlenmesi, klinik durum kötüleşmesi gelişebilecek ve tedavi eskalasyonu gerektirebilecek hastaların erken tanımlanmasına yardımcı olabilir.

4.7. 3.2.3. Risk Sınıflamasında Biyobelirteçler

Biyobelirteçler Kullanılarak PE Risk Sınıflamasına Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Klinik şiddet skoru yüksek ancak hipotansiyon veya şok bulgusu olmayan (AHA/ACC PE Kategori C) akut PE hastalarında, kısa dönem komplikasyonlar ve/veya mortalite açısından risk sınıflaması amacıyla en az bir kardiyak biyobelirtecin (örneğin troponin veya beyin natriüretik peptidi [BNP]) ölçülmesi önerilir.
1
B-NR
2. Akut bakım ortamında değerlendirilen AHA/ACC PE Kategori C–E akut PE hastalarında, kısa dönem komplikasyonlar ve/veya mortalite açısından risk sınıflamasına yardımcı olmak amacıyla laktat (venöz veya arteriyel) ölçülmesi önerilir.

Özet

Kardiyak biyobelirteçler, PE’de risk sınıflamasına yardımcı olan önemli araçlardır. Kardiyak biyobelirteçler (troponin ve BNP), klinik risk araçlarına entegre edilmiştir ve kısa dönem komplikasyon ve mortalite riski taşıyan hastaları belirlemek için kullanılabilir. Laktat, özellikle akut semptomatik PE nedeniyle hastaneye yatırılan normotansif hastalarda, subklinik son organ hipoperfüzyonunu gösterebilecek ek bir risk belirtecidir. Yüksek laktat düzeyi, erken komplikasyonlar ve mortalite ile koreledir ve tek başına kardiyak biyobelirteçlere ek olarak artı bilgi sağlar. Laktat düzeyleri ayrıca ileri tedavilerin seçilip seçilmeyeceğine karar vermede de kullanılmıştır. Risk sınıflaması amacıyla kardiyak biyobelirteçler değerlendirilirken laktat (arteriyel veya venöz) ölçülmelidir ve yüksek kabul edilecek eşik değer kullanılan yerel laboratuvar testine göre belirlenmelidir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. 2000–2018 yılları arasında yayımlanmış 46 çalışmayı içeren bir meta-analiz, PE’li hastalarda troponin düzeylerinin mortalite üzerindeki prognostik değerini değerlendirmiştir. Toplam 10.842 PE hastasında, yüksek troponin düzeyinin tüm nedenlere bağlı mortalite üzerindeki birleşik olasılık oranı (OR) 4.33 bulunmuştur. Farklı troponin testlerine göre tabakalandığında, her bir test tüm nedenlere bağlı mortalite ile ilişkili risk göstermiş olup, 90 günlük mortalite için genel OR 4.80 olarak bildirilmiştir.

2008 yılına kadar yayımlanmış 12 çalışmayı içeren başka bir meta-analiz, akut PE’li hastalarda BNP düzeyinin mortalite üzerindeki prognostik değerini değerlendirmiştir. Bu meta-analize dahil edilen 868 PE hastasında, yüksek BNP düzeyi kısa dönem tüm nedenlere bağlı mortalite için 6.57 kat ve ciddi advers olaylar için 7.47 kat artmış olasılık ile ilişkilendirilmiştir. Farklı biyobelirteç eşik değerleri, düşük riskli ve daha yüksek riskli hastaların ayırt edilmesinde de yararlı olabilir.

2. 2021 yılına kadar yayımlanmış 6 çalışmayı içeren bir meta-analiz, akut PE’li hastalarda serum laktatının (arteriyel veya venöz) mortalite üzerindeki prognostik değerini değerlendirmiştir. Bu meta-analize dahil edilen 1706 PE hastasında, yüksek laktat düzeyleri seçilmemiş PE hastalarında tüm nedenlere bağlı mortalite için 5.13 kat artmış olasılık ile; akut PE’li normotansif hastalarda ise 4.54 kat artmış olasılık ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, yüksek laktat düzeyi, normal düzeylere kıyasla PE’ye bağlı mortalite açısından 9.05 kat daha yüksek risk ile ilişkilidir.

4.8. 3.2.4. Risk Sınıflamasında Sağ Ventrikül Görüntülemesi

Risk Sınıflaması İçin Sağ Ventrikül Görüntülemesine Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
A
1. Klinik şiddet skoru yüksek ancak hipotansiyon veya şok bulgusu olmayan (AHA/ACC PE Kategorileri C–D) akut PE hastalarında, kısa dönem risk sınıflaması amacıyla sağ ventrikül (RV) görüntülemesi önerilir.
2a
B-NR
2. Klinik şiddet skoru yüksek ancak persistan hipotansiyon veya şok bulgusu olmayan (AHA/ACC PE Kategorileri C–D) akut PE hastalarında, kısa dönem risk sınıflaması için ekokardiyografi kullanımı tercih edilebilir.

Özet

Ekokardiyografi veya toraks BT ile sağ ventrikül (RV) görüntülemesi, PE’li hastalarda advers klinik sonuç riski artmış olanları belirleyebilir ve ağır kardiyopulmoner bozulma veya kardiyopulmoner yetmezlik bulunmayan, ancak klinik şiddet skoru yüksek akut semptomatik PE hastalarında (AHA/ACC PE Kategorileri C–D) risk sınıflaması amacıyla önerilir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Akut PE’de tromboliz için bugüne kadar yapılmış en büyük randomize kontrollü çalışmada (RCT), ekokardiyografi veya BT ile RV görüntülemesi, advers klinik sonuç riski yüksek 1006 hastayı belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Prospektif bir kayıt analizinde, sPESI skoruna göre düşük riskli olarak triyaj edilen PE hastalarında, ekokardiyografi, BT ve kardiyak biyobelirteçleri içeren RV değerlendirmesi; 5 günlük klinik kötüleşmeyi öngörmede üstün prognostik performans göstermiştir.

Daha sonra yapılan ve PESI, sPESI veya Hestia kriterlerine göre düşük riskli 3295 PE hastasını içeren 22 çalışmanın sistematik derleme ve meta-analizinde, ekokardiyografi veya BT ile belirlenen RV disfonksiyonu, tüm nedenlere bağlı mortalite açısından artmış olasılıkla ilişkili bulunmuştur (OR 4.19 [95% GA 1.39–12.58]).

Düşük riskli akut PE’li 5010 hastayı kapsayan bireysel hasta verisi meta-analizinde, ekokardiyografi, BT veya BNP/NT-proBNP ile saptanan RV disfonksiyonu; kısa dönem ölüm (OR 4.81 [95% GA 1.98–11.68]), 3 aylık mortalite (OR 4.03 [95% GA 2.01–8.08]) ve PE’ye bağlı ölüm (OR 22.9 [95% GA 2.89–181]) açısından artmış risk ile ilişkili bulunmuştur.

2. Büyük, çok merkezli RIETE (Registro Informatizado de la Enfermedad TromboEmbólica) kaydında, akut PE’li 15.375 hastada klinik seyirin erken döneminde ekokardiyografik değerlendirme yapılmıştır. RV hipokinezisi, PE’ye bağlı mortalite için 4 kat artmış olasılıkla ilişkili bulunmuştur (OR 3.11 [95% GA 1.85–5.21]).

Daha sonraki sistematik derleme ve meta-analizde, akut PE’li 17.090 hastayı kapsayan 55 çalışmada, ekokardiyografide RV disfonksiyonu; tüm nedenlere bağlı mortalite (OR 2.0 [95% GA 1.66–2.40]) ve PE’ye bağlı mortalite (OR 4.01 [95% GA 2.79–5.78]) ile korele bulunmuştur.

Advers sonuç açısından orta riskli olarak değerlendirilen PE hastalarında, ekokardiyografide RV disfonksiyonu; PE’ye bağlı mortalite açısından artmış riskli hastaları ayırt etmiştir (OR 6.16 [95% GA 1.33–28.4]).

Ekokardiyografide RV disfonksiyonu ölçümü ile karşılaştırıldığında, BT’de septal deviasyonun duyarlılığı 0.31 (95% GA 0.25–0.38), özgüllüğü 0.98 (95% GA 0.90–1.00) bulunmuştur. BT’de artmış RV/LV oranının duyarlılığı 0.83 (95% GA 0.78–0.87), özgüllüğü 0.75 (95% GA 0.66–0.82) olarak bildirilmiştir.

PE şüphesi olan kritik hastalarda yapılan prospektif bir çalışmada, yatak başı ultrason (point-of-care ultrasound) RV disfonksiyonunu belirlemede kabul edilebilir doğruluk göstermiştir. Bu veriler doğrultusunda, formal transtorasik ekokardiyografi mevcut değilse, yatak başı ultrason alternatif olarak kullanılabilir.

4.9. 3.2.5. Kısa Dönem Risk Sınıflaması İçin Trombus Yükünün Kantifikasyonu

Kısa Dönem Risk Sınıflaması İçin Trombus Yükünün Kantifikasyonuna Yönelik Öneri
Öneriyi destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneri
3: Fayda Yok
B-NR
1. AHA/ACC PE Kategorileri A–C’de yer alan akut PE hastalarında, kısa dönem risk sınıflaması amacıyla anjiyografik trombus yükünün kantifikasyonu önerilmez.

Özet

Toraks BT, tromboembolik volümün ve pulmoner anjiyografik obstrüksiyon şiddetinin kantitatif olarak değerlendirilmesine olanak sağlar. Ancak mevcut veriler; trombüs yükü ölçümlerinin (örneğin modifiye Miller skoru veya refine modifiye Miller skoru) PE hastalarında kısa dönem risk sınıflamasına entegre edilmesini ya da reperfüzyon tedavisinin gerekip gerekmediğini belirlemede kullanılmasını desteklememektedir. Bununla birlikte, trombüs yükünün anatomik olarak karakterize edilmesi; ileri tedavi seçilen hastalarda çeşitli ileri tedavi yöntemlerinin uygulanabilirliği, güvenliği ve etkinliğinin değerlendirilmesinde yararlı olabilir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. BT ile değerlendirilen embolik yükün prognostik değerini raporlayan 19 çalışmayı içeren bir meta-analizde, yüksek obstrüksiyon indeksi ile prognoz arasında doğrudan bir korelasyon saptanmamış; aksine daha düşük obstrüksiyon indeksi ile artmış tüm nedenlere bağlı mortalite arasında ilişki gösterilmiştir (OR 2.24 [95% GA 1.29–3.89]).

Bunu takiben yapılan ve 271 PE hastasını içeren prospektif gözlemsel kohort çalışmasında, şok indeksi >1 olan hastalar dışlandıktan sonra trombüs yükü ile advers klinik olaylar arasında ilişki gösterilememiştir (OR 2.56 [95% GA 0.62–10.64]).

BT ile doğrulanmış PE’li 1743 hastayı kapsayan retrospektif gözlemsel kohort çalışmasında da proksimal trombüs yükü ile 30 günlük tüm nedenlere bağlı mortalite arasında ilişki bulunmamıştır.

Henüz yaygın olarak erişilebilir olmamakla birlikte, küçük pulmoner damar vasküler volüm kaybının kantifikasyonu gibi teknikler, PE’de kısa ve uzun dönem mortalitenin daha iyi öngörülmesini sağlayabilir.

Daha yüksek riskli PE hastalarında (AHA/ACC PE Kategorileri D–E) anjiyografik trombüs yükü değerlendirmesinin rolü belirsizdir ve daha fazla araştırmayı gerektirmektedir.

5. Akut Yönetim

Antikoagülasyon tedavisi, akut PE yönetiminin temelini oluşturur. DOAC’ların ve düşük molekül ağırlıklı heparinin (LMWH) kullanımı, akut PE’li çoğu hastada hızlı ve öngörülebilir bir antikoagülasyon sağlar. Bundan sonraki yönetim stratejileri, advers olaylar için bireysel risk faktörlerine göre belirlenir. Bu faktörler; biyobelirteçlerin ölçülmesini, görüntülemede RV boyutu ve fonksiyonunun değerlendirilmesini ve hemodinamik durumun analizini içerir (Bölüm 3.2.2 “Hemodinamik Değerlendirme”, 3.2.3 “Risk Sınıflaması için Biyobelirteçler” ve 3.2.4 “Risk Sınıflaması için Sağ Ventrikül Görüntüleme”). Bu risk faktörleri doğrultusunda; kateter yönlendirmeli tromboliz (CDL), mekanik trombektomi, cerrahi embolektomi ve ekstrakorporeal membran oksijenasyonu (ECMO) gibi ileri girişimlerin gerekliliği konusunda karar verilebilir. Akut girişimlerle ilgili karar sürecini kolaylaştırmak amacıyla bir PERT (Pulmonary Embolism Response Team) kullanımının önerildiği belirtilmektedir.
AHA/ACC Akut Pulmoner Tromboembolide Klinik Kategorilerine Göre İlk Değerlendirme ve Yönetim
AHA/ACC Akut Pulmoner Tromboembolide Klinik Kategorilerine Göre İlk Değerlendirme ve Yönetim

5.1. 4.1. Hastaneye Yatış Kararı ile İlgili Değerlendirmeler

5.2. 4.1.1. PE’nin Ayaktan Yönetimine Uygunluk

PE’nin Ayaktan Yönetimine Uygunluğa Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
B-R
1. Poliklinik veya acil serviste akut PE tanısı konan hastalarda, ayaktan tedaviye uygunluğu belirlemek için bir karar aracının* kullanılması makuldür.
2a
B-R
2. Poliklinik veya acil serviste AHA/ACC PE Kategorileri A ve B’de yer alan seçilmiş akut PE hastalarında, 90 günlük olumsuz sonuç riski düşükse ve hasta hedefleriyle uyumluysa, hastaneye yatış yerine ayaktan tedavi makul bir seçenektir.

*Karar aracı seçenekleri: Hestia kuralı, PESI ve sPESI.
†Ayaktan veya acil servisten taburcu edilecek hastaların antikoagülan tedaviye derhal erişimi ve hızlı, güvenilir, uzman takip sistemi bulunmalıdır.

Özet

Akut PE’li hastaların ayaktan tedavisi, bölge ve ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Bir Cochrane derlemesi, düşük riskli akut PE hastalarında ayaktan tedavi ile yatarak tedaviyi karşılaştırmış ve advers klinik sonuçlar açısından fark saptamamıştır. PE’de ayaktan yönetimi belirlemek amacıyla tek bir karar aracını değerlendiren çok sayıda yönetim çalışması yapılmıştır. İncelenen karar araçları arasında Hestia kuralı, PESI ve sPESI yer alır (Tablo 6). PESI’yi değerlendiren tüm prospektif çalışmalar, Hestia kuralında yer alan birçok maddeyi dışlama kriteri olarak içermiştir; bu durum güvenlik bulgularını yalnızca PESI’ye atfetmeyi zorlaştırmaktadır. Ayaktan tedavi kararını belirlemek için farklı karar araçlarını karşılaştıran tek randomize kontrollü çalışma, hekim değerlendirmesinin ve hasta ile paylaşılan karar verme sürecinin, karar aracı sonuçlarını sıklıkla geçersiz kıldığını göstermiştir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Toplam 1504 hastayı içeren beş çalışmada, akut PE’li hangi hastaların ayaktan tedavi edilebileceğini belirlemek için Hestia kriterlerinin olmaması (veya buna çok benzer bir varyantı) kullanılmıştır.

Toplam 592 hastayı içeren üç çalışmada ise PESI kategori I veya II olması, PE hastalarının evde tedavisi için kriter olarak kullanılmıştır. Bu çalışmalar katılımcıları 90 gün boyunca prospektif olarak izlemiştir.

90 günlük mortalite, kanama ve rekürren VTE oranları düşük bulunmuştur (her bir sonuç çalışma popülasyonunun <%1.5’inde görülmüştür).

Bir çalışma ayaktan tedavi için karar kurallarını prospektif olarak karşılaştırmıştır. HOME-PE çalışmasında akut PE’li hastalar, ayaktan tedavi veya hastaneye yatış kararını yönlendirmek üzere Hestia kuralı ya da sPESI değerlendirmesine randomize edilmiştir. Randomizasyondan sonraki 30 gün içinde rekürren VTE, majör kanama veya tüm nedenlere bağlı ölümün bileşik oranı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır.

Hestia kolunda hastaların %38.4’ü (378/984) ayaktan tedavi edilirken, sPESI kolunda bu oran %36.6 (361/986) olmuştur. Hestia kuralı hastaların %39.4’ünde (388/984) negatif bulunmuş, sPESI ise hastaların %48.4’ünde (477/986) 0 puan olarak hesaplanmıştır.

Ayaktan tedavi edilen hastalar arasında bileşik olay oranı her iki kolda da düşük bulunmuştur (Hestia kolu %1.3 [5/375], sPESI kolu %1.1 [4/359]). sPESI kolunda daha fazla hasta ayaktan tedavi için uygun bulunmasına rağmen, her iki kolda da benzer oranlarda evde tedavi uygulanmıştır. Bu durum, paylaşılan karar verme ve hekim klinik yargısının belirleyici rol oynadığını düşündürmektedir.

Bireysel hasta verilerine dayalı bir meta-analizde, PE’nin ayaktan yönetiminde 30 günlük mortalite %0.30 (95% GA 0.09–0.51), rekürren VTE %0.57 (95% GA 0.28–0.86) ve majör kanama %0.45 (95% GA 0.19–1.71) olarak bildirilmiştir.

2. Seçilmiş akut PE hastalarında ayaktan ve yatarak tedaviyi karşılaştıran iki randomize kontrollü çalışma bulunmaktadır.

İsviçre, Fransa, Belçika ve ABD’de (19 merkez) yürütülen bir çalışmada, PESI kategori I veya II olan (ek dışlama kriterleri uygulanmış) 344 hasta dahil edilmiştir. Hastalar LMWH ve warfarin ile tedavi edilmiş ve 90 gün izlenmiştir. Ayaktan ve yatarak tedavi grupları arasında klinik sonuçlar açısından anlamlı fark bulunmamıştır.

ABD’de 35 hastanede yürütülen ikinci çalışmada, Hestia kuralı negatif olan, serum troponini normal, antikoagülasyona kontrendikasyonu bulunmayan ve tedavi veya takip için engeli olmayan 114 hasta dahil edilmiştir. Ayaktan tedavi kolundaki hastalara rivaroksaban başlanmış ve 90 gün izlenmiştir. Bu çalışmada da gruplar arasında klinik sonuçlar açısından anlamlı fark bulunmamıştır.

Bu iki çalışmayı içeren Cochrane meta-analizi; 30 veya 90 günlük tüm nedenlere bağlı mortalite, majör kanama, minör kanama ve 90 günlük rekürren VTE açısından relatif riskte anlamlı fark bulunmadığını göstermiştir (tüm sonuçlar için düşük kesinlikte kanıt). Hasta memnuniyeti açısından da fark bulunmamıştır (orta kesinlikte kanıt).

5.3. 4.1.2. Hastane İçi Yerleştirme

,Hastane İçi Triyaj ve Yerleştirmeye Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
C-EO
1. Sistemik veya kateter yönlendirmeli trombolitik tedavi (CDL) alan akut PE hastalarında, advers olayların izlenebilmesi için yoğun bakım ünitesi (YBÜ) veya ara bakım ünitesi gibi yakın monitörizasyon sağlayabilecek bir birime yerleştirilmesi önerilir.
2a
B-R
2. Akut PE nedeniyle hastaneye yatırılan ve mekanik trombektomi (MT) uygulanan, hemodinamik olarak stabil hastalarda; sürekli telemetri ve kullanılan cihazın işlem sonrası komplikasyonlarına aşina hemşirelik bakımı sağlayabilecek bir bakım düzeyine yatırılması makuldür.

Özet

Akut PE’li hastaların triyajı, klinik sunumların geniş yelpazesi nedeniyle oldukça zor olabilir. Tanı konulduktan sonra tüm akut PE hastaları, klinik sonuç risk sınıflamasına göre (Bölüm 3.2) triyaj edilmelidir. Bu stratejinin uygulanması, uygun bakım düzeyine yönlendirmeyi kolaylaştırır. Bakım düzeyi kararları; hastanın klinik durumuna (hemodinamik ve solunumsal durum), ileri tedavi gereksinimi potansiyeline (örneğin kateter bazlı girişimler, inotrop ilaçlar, ECMO) ve merkezin uzmanlık ve olanaklarına göre verilmelidir. Tüm triyaj kararları, ideal olarak bir PERT modeli içinde olmak üzere, hastanın tüm klinik bağlamı dikkate alınarak yapılmalıdır (Bölüm 4.1.4, “Pulmoner Emboli Yanıt Ekibi”).

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Kateter bazlı girişim uygulanan akut PE hastalarında, işlem sonrası uygun bakım düzeyi; işlem sonu hemodinamik durum, kanama riski ve periprosedürel komplikasyonlar göz önünde bulundurularak belirlenmelidir.

Bugüne kadar, kateter bazlı girişim sonrası hastaların triyajını özel olarak değerlendiren çalışmalar bulunmamaktadır. Ancak kateter yönlendirmeli tromboliz (CDL) uygulanan hastalarda, intravasküler kateterlerin varlığı ve trombolitik ajanların devam eden infüzyonu nedeniyle hastanın yakından izlenebileceği bir bakım düzeyi önerilmektedir.

2. Trombolitik içermeyen tedaviler (örneğin mekanik trombektomi, MT) uygulanan hastalarda, sürekli telemetri sağlayabilen ve kullanılan cihazın işlem sonrası komplikasyonlarına aşina hemşirelik bakımı sunabilen bir bakım düzeyine yatırılması uygundur.

PEERLESS (Large-Bore Mechanical Thrombectomy vs. Catheter-Directed Thrombolysis for Treatment of Intermediate-Risk Pulmonary Embolism) çalışmasında 550 hasta CDL veya MT’ye randomize edilmiştir. MT ile tedavi edilen hastaların %60’tan fazlası işlem sonrası yoğun bakım dışı ortamlarda izlenmiş ve advers olay oranları çok düşük bulunmuştur.

Hastanın yatırılacağı bakım düzeyi belirlenirken, kullanılan sheath’in çapına bağlı giriş yeri komplikasyonları ve devam eden antikoagülasyona bağlı kanama riskleri açısından izlenebilirlik dikkate alınmalıdır.

Önemle vurgulanmalıdır ki tüm işlem sonrası triyaj kararları; hastanın genel klinik durumu, işlemin sonucu, kullanılan cihazla ilişkili olası komplikasyonlar ve hastanede mevcut kaynaklar göz önünde bulundurularak verilmelidir.

5.4. 4.1.3. Hastaneler Arası Transferler

Hastaneler Arası Transferlere Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2b
C-LD
1. Yüksek risk özellikleri* bulunan ancak hemodinamik olarak stabil olan (AHA/ACC PE Kategorileri C3–D) akut PE hastalarında, uygun girişimlere erişimi sağlamak amacıyla ileri tedavi olanakları sunabilen bir merkeze transfer edilmesi düşünülebilir.
3: Zarar
C-EO
2. Hemodinamik olarak instabil akut PE hastaları (AHA/ACC PE Kategori E), klinik durumları stabilize edilmeden başka bir tıp merkezine transfer edilmemelidir.

*Yüksek risk özellikleri: sağ ventrikül (RV) disfonksiyonu ve kardiyak biyobelirteç yüksekliği.
†İleri tedavi örnekleri: cerrahi embolektomi, kateter yönlendirmeli tromboliz (CDL), mekanik trombektomi (MT), ECMO ve inferior vena cava (IVC) filtresi yerleştirilmesi.

Özet

Akut PE’li hastalar, ileri girişim veya başlangıçta başvurdukları hastanede mevcut olmayan uzmanlaşmış bakım gereksinimi durumunda üçüncü basamak bir merkeze nakilden fayda görebilirler. Bu merkezler; ileri görüntüleme olanakları, özel testler ve acil tıp, göğüs hastalıkları, vasküler tıp, genel kardiyoloji, hematoloji, girişimsel kardiyoloji, girişimsel radyoloji, yoğun bakım, kardiyotorasik cerrahi, damar cerrahisi, eczacılık ve diğer alanlardan uzmanları içeren multidisipliner ekipler sunar. Hipotansiyon veya şok şeklinde hemodinamik instabilite ile başvuran hastalarda derhal ileri tedavi önlemleri gereklidir; bu önlemler, mevcutsa trombolitik tedavi, kateter yönlendirmeli girişimler veya mekanik dolaşım desteğini içerebilir. Bununla birlikte, hangi hastaların nakilden fayda göreceğini belirlemeye yardımcı olacak veri sınırlıdır. Tek merkezli retrospektif bir çalışmada (532 hasta), daha yüksek Bova skoru olan hastaların kabul eden hastanede daha fazla ileri girişim gerektirdiği gösterilmiştir. Nakil için uygun bulunmayan hastalar ise mevcut yerel uzmanlık doğrultusunda en iyi şekilde tedavi edilmelidir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Yüksek risk özellikleri (örneğin RV disfonksiyonu, yüksek kardiyak biyobelirteçler) yoğun izlem ve özel tedaviler için nakli gerektirebilir. Önceden mevcut pulmoner hipertansiyon (PH) veya kanser gibi komorbiditeleri olan hastalar da üçüncü basamak merkez uzmanlığından fayda görebilir. Nakil kararı, her hastanın bireysel gereksinimlerine göre verilmelidir ve en uygun sonuca ulaşmak için uygun bakıma zamanında erişim sağlanmalıdır.

2. Hemodinamik olarak instabil PE hastaları kardiyovasküler kollaps riski taşır. Bu nedenle nakil öncesinde derhal stabilizasyon kritik öneme sahiptir. İntravenöz trombolitik tedavi gibi yaygın olarak erişilebilir ve potansiyel olarak hayat kurtarıcı girişimler, nakil süreci nedeniyle geciktirilmemelidir.

5.5. 4.1.4. Pulmoner Emboli Yanıt Ekibi (PERT)

PERT İçin Öneri
Öneriyi destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Advers sonuçlar açısından artmış risk taşıyan (AHA/ACC PE Kategorileri C–E) akut PE hastalarında, hastane içi klinik bakım kalitesini artırmak amacıyla multidisipliner bir PERT değerlendirmesi önerilir.

*AHA/ACC PE Kategorileri A veya B’de olup çoklu komorbiditesi bulunan hastalar da PERT’ten fayda görebilir (örneğin, intrakraniyal kanaması olan Kategori B hastası).

Özet

Yüksek işlevselliğe sahip bir PERT’in (Pulmonary Embolism Response Team) uygulanması, klinik bakım sunum modelinde anlamlı bir etki yaratabilir. Antikoagülasyon tedavisi gibi tedavilerin başlatılmasını hızlandırarak ve uygun görüldüğünde en uygun ileri girişimlerin seçilmesinde klinisyene yardımcı olarak hastanede kalış süresini azaltabilir. PERT’ler, inme kodu veya ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü ekiplerine benzer şekilde çalışır. Aktive edildiklerinde, akut PE’nin semptom ve bulgularının erken yönetimi yoluyla hastaların genel sonuçlarının iyileştirilmesinde önemli rol oynarlar. Multidisipliner bir PERT’in üyeleri, mevcut kaynaklara bağlı olarak kurumlar arasında farklılık gösterebilir. Şekil 5, ideal ve etkili bir PERT’in oluşturulmasında yer alabilecek disiplinleri göstermektedir. Her PERT’in organizasyonu ve aktivasyonu, ilgili kurumun ihtiyaç ve kaynaklarına göre şekillenir. Şekil 6, bir PERT aktivasyonunun nasıl ilerleyebileceğine dair örnek bir akışı göstermektedir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Akut bakım ortamında bir PERT programının uygulanmasının, hasta bakımını hızlandırma ve sonuçları iyileştirme açısından birçok faydası vardır.

Örneğin, antikoagülasyon PE tedavisinde temel unsurdur ve derhal başlatılmalıdır (Bölüm 4.2.1, “Antikoagülasyon Tedavisi”). Çalışmalar, PERT’lerin terapötik antikoagülasyona ulaşma süresini azalttığını ve bu azalmanın birden fazla hasta kohortunda anlamlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, çeşitli retrospektif analizler ve bir meta-analiz, PERT’lerin inferior vena cava (IVC) filtresi kullanımını azalttığını göstermiştir.

Çoğu çalışmada, PERT uygulamasının hastane ve yoğun bakım yatış süresinde azalma ile ilişkili olduğu bildirilmiştir; ancak bazı çalışmalarda fark saptanmamıştır.

PERT’lerin mortalite üzerindeki etkisi ise heterojendir; bazı çalışmalar mortalite oranlarında azalma gösterirken, bazıları değişiklik saptamamıştır.

Genel olarak, PERT’ler birçok alanda klinik sonuçları iyileştirmektedir; ancak mortalite üzerindeki etkileri henüz kesin olarak ortaya konmamıştır.

AHA: Bir PERT Programının Faydaları
AHA: Bir PERT Programının Faydaları
AHA: PERT'in Olası Üyeleri
AHA: PERT'in Olası Üyeleri
AHA: PERT Aktivasyon Örneği
AHA: PERT Aktivasyon Örneği

5.6. 4.2 Medikal Yönetim

5.7. 4.2.1. Antikoagülasyon Tedavisi

Antikoagülasyon Tedavisine Yönelik Öneriler
Önerileri destekleyen çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Genel Öneriler
1
B-R
1. Akut PE tanılı ve antikoagülasyona mutlak kontrendikasyonu olmayan hastalarda, rekürren VTE ve ölümü azaltmak amacıyla antikoagülasyon tedavisi başlatılmalıdır.
1
B-R
2. AHA/ACC PE Kategorileri C1–E1’de yer alan ve başlangıçta parenteral antikoagülasyon gerektiren akut PE hastalarında, rekürren VTE ve majör kanamayı azaltmak amacıyla UFH yerine düşük molekül ağırlıklı heparin (LMWH) tercih edilir.
1
B-R
3. Oral antikoagülasyona uygun akut PE hastalarında, kontrendikasyon yoksa, rekürren VTE’yi önlemek ve majör kanamayı azaltmak amacıyla vitamin K antagonistleri (VKA) yerine DOAC’lar önerilir.
2a
C-EO
4. AHA/ACC PE Kategori C2 veya üzeri akut PE şüphesi olan ve kanama riski düşük hastalarda, görüntüleme gecikiyorsa veya hemen erişilebilir değilse, terapötik doz antikoagülasyon başlanması yararlı olabilir.
Antikoagülasyon Tedavisi ve Özel Durumlar
Obezite
2a
B-NR
5. VKİ >30 kg/m² olan obez akut PE hastalarında oral antikoagülan tedavi planlanıyorsa, kontrendikasyon yoksa VKA yerine DOAC kullanımı rekürren PE’yi önlemek ve majör kanamayı azaltmak açısından makuldür.
2b
B-NR
6. VKİ >40 kg/m² olan sınıf III obez akut PE hastalarında LMWH kullanılıyorsa, kanama riskini azaltmak amacıyla LMWH dozunun azaltılması düşünülebilir.
Trombotik Antifosfolipid Antikor Sendromu
1
A
7. Trombotik antifosfolipid antikor sendromu tanısı olan akut PE hastalarında, venöz ve arteriyel trombozu önlemek amacıyla DOAC yerine VKA tercih edilmelidir.
2b
B-R
8. Yalnızca tek bir antikardiyolipin veya β2-glikoprotein antikoru pozitif olan akut PE hastalarında, rekürren PE’yi önlemek amacıyla VKA’ya alternatif olarak DOAC düşünülebilir.
Primer veya Metastatik Beyin Tümörü
2b
C-LD
9. Primer veya metastatik beyin tümörü olan ve oral antikoagülasyona uygun akut PE hastalarında, intrakraniyal kanama riskini azaltmak amacıyla LMWH yerine DOAC düşünülebilir.
Kronik Böbrek Hastalığı
1
A
10. Hafif-orta derecede (evre 2–3) kronik böbrek hastalığı olan ve oral antikoagülasyona uygun akut PE hastalarında, majör kanamayı azaltmak amacıyla VKA yerine DOAC önerilir.
2b
B-NR
11. Ağır böbrek hastalığı (evre 4–5) veya hemodiyaliz hastası olup oral antikoagülasyon gerektiren akut PE hastalarında, apiksabanın VKA’ya göre majör kanamayı azaltmada daha üstün olup olmadığı belirsizdir.
COR
LOE
Öneriler
Gebelik
1
C-LD
12. Gebe ve akut PE tanısı almış, antikoagülasyon alabilecek hastalarda rekürren VTE’yi önlemek amacıyla LMWH veya UFH önerilir.
3: Zarar
C-LD
13. Gebe ve akut PE tanısı olan hastalarda DOAC’lar ve varfarin potansiyel olarak zararlıdır ve düşük veya fetal anomalilere yol açabilir.
Emzirme
1
C-LD
14. Emziren ve akut PE nedeniyle antikoagülasyon gerektiren hastalarda, bebekte olası kanamayı önlemek amacıyla DOAC yerine LMWH, UFH veya varfarin önerilir.
Kronik Karaciğer Hastalığı
2a
C-LD
15. Child-Pugh sınıf A kronik karaciğer hastalığı olan akut PE hastalarında, kanama riskini azaltmak amacıyla VKA yerine DOAC tedavisi makuldür.
2b
C-LD
16. Child-Pugh sınıf B kronik karaciğer hastalığı olan akut PE hastalarında, kanama riskini azaltmak amacıyla VKA yerine DOAC tedavisi düşünülebilir.
3: Zarar
C-LD
17. Child-Pugh sınıf C kronik karaciğer hastalığı olan akut PE hastalarında, artmış kanama riski nedeniyle VKA yerine DOAC kullanımı önerilmez.
Antikoagülasyon Tedavisi ve Endovasküler Girişimler
1
C-LD
18. CDL uygulanan akut PE hastalarında, rekürren PE’yi önlemek amacıyla terapötik (LMWH veya UFH) veya en azından subterapötik (UFH) eş zamanlı antikoagülasyon önerilir.
1
B-NR
19. Endovasküler girişim uygulanmış veya trombolitik tedavi almış akut PE hastalarında, güvenilir terapötik antikoagülasyon sağlamak ve rekürren VTE riskini azaltmak amacıyla başlangıçta UFH yerine LMWH tercih edilir.
2a
C-LD
20. Endovasküler girişim planlanan akut PE hastalarında, daha etkili antikoagülasyon sağlamak amacıyla UFH yerine LMWH makuldür.
Antikoagülasyon İzlemi ve Özel Durumlar
1
C-LD
21. LMWH tedavisi izlenen akut PE hastalarında, kararlı duruma ulaşıldıktan sonra (≥3 doz) 3–5 saat sonra pik anti-Xa düzeyinin ölçülmesi, trough veya rastgele düzey bakılmasına tercih edilir.
2a
C-LD
22. Ağır KBH (CrCl <30 mL/dk) olup LMWH ile tedavi edilen akut PE hastalarında, doz ayarlamasını yönlendirmek ve kanama riskini azaltmak amacıyla anti-Xa düzeyi izlenmesi makuldür.
2b
C-LD
23. Gebe akut PE hastalarında LMWH tedavisi sırasında trimester başına bir kez pik anti-Xa düzeyi izleminin, doz ayarlamasını yönlendirme ve kanama/tromboemboli riskini azaltmadaki yararı net değildir.
2b
C-LD
24. Vücut ağırlığı >150 kg veya VKİ >40 kg/m² olan ve akut PE nedeniyle LMWH tedavisi alan hastalarda, başlangıç tedavisinden sonra supraterapötik düzeyleri önlemek amacıyla anti-Xa izleminin yararı net değildir.
2b
C-LD
25. Yoğun bakımda LMWH ile tedavi edilen akut PE hastalarında, supraterapötik veya subterapötik düzeyleri önlemek amacıyla anti-Xa izleminin yararı net değildir.
3: Fayda Yok
A
26. Çoğu akut PE hastasında ağırlık bazlı LMWH tedavisinde, anti-Xa düzeylerinin rutin izlenmesi ve doz ayarlaması rekürren VTE veya kanamayı azaltmak için endike değildir.

Özet

Antikoagülasyon, doğrulanmış akut PE hastalarında tedavinin temelini oluşturur. DOAC’lar, rekürren trombozu önlemedeki etkinlikleri, kullanım kolaylıkları ve VKA’lara kıyasla daha düşük majör kanama riski nedeniyle uzun dönem yönetimde tercih edilir.  Başlangıçta parenteral tedavi gerektiren hastalarda, rekürren VTE riskinin daha düşük olması ve heparin kaynaklı trombositopeni gibi komplikasyonların daha az görülmesi nedeniyle LMWH, UFH’ye tercih edilir. Obezite, kronik böbrek hastalığı ve karaciğer hastalığı gibi belirli komorbiditeleri olan hastalarda doz stratejileri bireyselleştirilmelidir. Örneğin, ciddi obez hastalarda kanama riskini azaltmak amacıyla LMWH dozunun azaltılması makul olabilir. Gebelerde DOAC’lar ve VKA’lar fetal ve neonatal riskler nedeniyle kontrendikedir. Emziren hastalarda DOAC’lar anne sütüne geçebileceği ve emzirilen bebekte antikoagülan etki oluşturabileceği için kontrendikedir. Trombotik antifosfolipid antikor sendromu olan hastalarda, özellikle arteriyel trombotik olayların rekürrens riskini azaltmak amacıyla VKA’lar tercih edilir. Son olarak, ağır böbrek veya karaciğer yetmezliği gibi belirli popülasyonlarda antikoagülasyon dikkatli kullanılmalı ve bu hastalarda paylaşılan karar verme yaklaşımı esastır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Akut PE’de antikoagülasyonun rolü 1960 yılından beri bilinmektedir; o yıl 35 hasta antikoagülasyon veya antikoagülasyonsuz izlem kollarına randomize edilmiştir. Bu küçük randomize çalışmada, antikoagülasyon uygulanmayan grupta 5 ölüm görülürken, antikoagülasyon uygulanan grupta ölüm görülmemiştir. Bu bulgular, akut PE’nin antikoagülasyon tedavisi olmadan tedavi edilmediğinde daha yüksek ölüm oranları gösterdiğini ortaya koyan gözlemsel çalışmalarla da desteklenmiştir.

2. Bir meta-analiz, akut PE hastalarında LMWH kullanımının, majör kanama riskini artırmadan rekürren VTE riskini UFH’ye kıyasla daha etkin azalttığını göstermektedir. LMWH’lerin farmakokinetiği öngörülebilirdir, rutin izlem gerektirmez ve heparin kaynaklı trombositopeni insidansı daha düşüktür. LMWH, günde bir veya iki kez dozlanabilme kolaylığı sunar ve gerektiğinde ayaktan tedaviyi kolaylaştıran hazır enjektör formlarında bulunur.

3. Oral faktör Xa inhibitörleri (apiksaban, rivaroksaban, edoksaban) ve oral direkt trombin inhibitörleri (dabigatran) dahil olmak üzere DOAC’lar, geleneksel oral VKA tedavilerine kıyasla etkinlik, güvenlik ve kullanım kolaylığı nedeniyle akut PE’nin uzun dönem yönetiminde tercih edilir. Randomize kontrollü çalışmalarda yer alan binlerce hastayı kapsayan meta-analizler ve sistematik derlemeler, DOAC’ların LMWH ile VKA’ya köprü tedavisine kıyasla rekürren PE ve DVT’yi önlemede genellikle benzer etkinlik sağladığını göstermiştir. Ayrıca DOAC’lar, VKA tedavisine kıyasla daha düşük majör kanama riski (özellikle intrakraniyal kanama) ile ilişkilidir ve bu da güvenlik profillerini güçlendirmektedir. Warfarin ile karşılaştırıldığında DOAC’lar daha düşük fatal kanama oranı, majör kanamanın olgu-fatalite oranı, kardiyovasküler mortalite ve tüm nedenlere bağlı mortalite ile ilişkilidir. Sabit doz uygulama kolaylığı ve daha az ilaç ve diyet etkileşimi, DOAC’ları VKA’lara göre tercih edilen bir seçenek haline getirerek hasta uyumunu ve yaşam kalitesini artırmaktadır.

4. Kanama riski yüksek olmayan ve PE için ön test olasılığı yüksek olan hastalarda, kesin tanı koymak amacıyla görüntüleme beklenirken antikoagülasyon başlamak makuldür. Bu stratejinin faydası, advers sonuç riski daha yüksek olan akut PE hastalarında en fazladır ve özellikle AHA/ACC PE Kategori C2 veya daha yüksek şiddette akut PE şüphesi olan hastalarda düşünülmelidir.

5. Obez hastalarda artmış protein bağlanması ve dağılım hacmi nedeniyle DOAC’ların plazma konsantrasyonu seyrelmiş olabilir. Bu durum, yerleşik VTE tedavisinde obez hastalarda bu ajanların VKA’lara kıyasla etkinliği konusunda endişe yaratmıştır. Bu popülasyonda randomize kontrollü çalışma bulunmamakla birlikte, meta-analizler (çoğunlukla faz III çalışmaların obez alt popülasyonlarının post-hoc analizlerinden oluşmaktadır) apiksaban ve rivaroksabanın VKA’lara kıyasla etkinlik ve güvenlik açısından üstün olabileceğini göstermiştir. Sigorta veri tabanları ve retrospektif kohort çalışmalarından elde edilen veriler de benzer sonuçlar göstermektedir. Ciddi obezitesi olan (VKİ ≥50 kg/m² veya vücut ağırlığı ≥150 kg) hastalarda yapılan çok merkezli retrospektif kohort çalışması da apiksaban ve rivaroksabanın VKA’larla karşılaştırıldığında eşit derecede güvenli ve etkili olduğunu göstermiştir. Ancak bariatrik cerrahi geçirmiş hastalarda, emilim azalmasına ilişkin endişeler nedeniyle işlem sonrası en az 4 hafta boyunca DOAC’lardan kaçınılmalıdır.

6. Obez hastalarda toplam vücut ağırlığına göre yağsız vücut kütlesi oranı daha düşüktür. Bu nedenle LMWH’nin toplam vücut ağırlığına göre dozlanması supraterapötik antikoagülasyona ve buna bağlı kanamaya yol açabilir. Öte yandan dozun azaltılması rekürren tromboz riskini artırabilir. Ciddi obez (VKİ ≥40 kg/m²) hastalarda enoksaparinin düşük doz (0.8 mg/kg) ile standart dozunun (1.0 mg/kg gerçek vücut ağırlığı, günde iki kez) karşılaştırıldığı küçük bir RCT bulunmaktadır. Bu çalışmada azaltılmış doz grubundaki hastaların daha yüksek bir yüzdesi başlangıçta terapötik düzeye ulaşmış, standart doz grubundaki hastalar ise daha sık supraterapötik düzeylere ulaşmıştır. Klinik olay bildirilmemiştir. Çoğunlukla retrospektif çalışmalardan oluşan bir meta-analiz, azaltılmış enoksaparin dozu alan hastalarda majör kanama oranının daha düşük olduğunu göstermiştir. Sistematik derlemeler de azaltılmış doz alan obez hastalarda supraterapötik düzeylerin daha düşük olduğunu ve trombotik olay artışına dair net bir kanıt bulunmadığını doğrulamıştır. Çalışmalarda obezite tanımları değişken olup VKİ ≥30 ile ≥40 kg/m² arasında değişmektedir.

7. Trombotik antifosfolipid sendromu (APS), tedavi edilmeyen hastalarda rekürren tromboz riski yüksek olduğundan uzun dönem antikoagülasyon gerektirir. Trombotik APS hastalarında DOAC’lar ile VKA’ların rekürren trombotik olay oranları açısından randomize çalışmalar ve meta-analizleri karışık sonuçlar göstermiştir. Bununla birlikte, çalışmalar trombotik APS’li ve DOAC ile tedavi edilen hastalarda, VKA ile tedavi edilenlere kıyasla sonraki arteriyel trombotik olay riskinin arttığını tutarlı biçimde göstermiştir. Çoğu çalışma, DOAC ve VKA tedavileri arasında sonraki venöz trombotik olay veya majör kanama oranı açısından fark bulmamıştır. Alt grup analizleri, DOAC alan hastalarda inme riskinin arttığını ve triple-pozitif antikor (lupus antikoagülanı, antikardiyolipin antikorları ve anti-β-2-glikoprotein-I antikorları pozitif) ile arteriyel tromboz öyküsü olanlarda rekürren olay riskinin arttığını göstermiştir. Ayrıca trombotik APS hastalarında gelecekteki tromboembolik olay riski genellikle venöz tromboz (%84) şeklindedir; arteriyel tromboz daha nadirdir. APS ile ilişkili arteriyel trombozlu hastalarda rekürrens daha öngörülemez olup arteriyel, venöz veya her ikisinin kombinasyonu şeklinde olabilir. Bu veriler, özellikle arteriyel tromboz öyküsü olan hastalar başta olmak üzere, trombotik APS hastalarının çoğunda DOAC kullanımına karşı görüş bildirmektedir.

8. Randomize çalışmaların alt grup analizleri, arteriyel tromboz öyküsü olmayan ve tek düşük titreli antikardiyolipin antikoru veya beta-2-glikoprotein-I antikoru bulunan (APS açısından düşük riskli olarak tanımlanan) trombotik APS hastalarında DOAC’ların VKA’lara karşı non-inferior olduğunu göstermiştir. APS’li hastaları içeren 4 randomize çalışmanın meta-analizinde, tekli veya ikili pozitif antikorlara sahip hastalarda arteriyel tromboembolizm, VTE ve kanama oranlarının ne VKA ne de DOAC ile istatistiksel olarak artmadığı görülmüştür. Bu nedenle, tek antikor pozitifliği bulunan yerleşik APS hastalarında, VKA ile ilişkili izlem gereksiniminden kaçınmak isteyen hastalarda DOAC düşünülmesi makuldür.

9. Akut PE’si olan ve primer veya metastatik malign beyin tümörü bulunan hastalarda rekürren VTE riski artmıştır. İntrakraniyal kanama (ICH) riski nedeniyle antikoagülasyon kullanımı endişe yaratır. İntrakraniyal kanser antikoagülasyona mutlak kontrendikasyon olmasa da, antikoagülan kullanımı ile intrakraniyal kanama riski artar. Retrospektif olgu serilerinin meta-analizleri tutarlı olarak şunu göstermiştir: (i) antikoagülasyon almayan durumda temel ICH riski metastatik beyin kanserli hastalarda primer beyin kanserlilere göre daha yüksektir; (ii) antikoagülan tedavi primer beyin kanserli hastalarda ICH ve majör ICH artışı ile ilişkilidir, ancak metastatik beyin kanserlilerde değildir; (iii) DOAC ile tedavi edilen primer veya metastatik beyin kanserli hastalarda ICH riski, LMWH ile tedavi edilenlere göre daha düşüktür. Bu seriler, merkezi sinir sistemi kanseri zemininde yeni tanı venöz tromboz nedeniyle antikoagülasyon gerektiren hastalar ile yeni tanı beyin tümörü olan ancak önceden VTE veya atriyal fibrilasyonda inme önleme amacıyla antikoagülasyon kullanan hastaların karışımından oluşmuştur.

10. Kronik böbrek hastalığı (KBH) olan hastalarda hem VTE hem de kanama riski artmıştır. DOAC’ların her biri renal atılıma bağımlıdır (dabigatran %80, edoksaban %50, rivaroksaban %33 ve apiksaban %27). VTE’li hastalarda DOAC’ların etkinlik ve güvenliğini değerlendiren faz 3 çalışmalardaki KBH alt grup meta-analizleri, DOAC’ların rekürren VTE önlemede VKA’lara non-inferior olduğunu ve orta derecede (evre 2–3; tahmini glomerüler filtrasyon hızı [eGFR] 30–89 mL/dk/1.73 m²) böbrek disfonksiyonu olan hastalarda daha düşük majör kanama oranları ile ilişkili olduğunu göstermiştir.

11. Evre 4 (eGFR 15–29 mL/dk/1.73 m²) KBH, evre 5 (eGFR <15 mL/dk/1.73 m²) KBH ve renal replasman tedavisi alan hastalar, akut PE’li hastalarda DOAC’ların etkinlik ve güvenliğini değerlendiren faz 3 randomize klinik çalışmalara dahil edilmemiştir. Bununla birlikte, renal replasman tedavisi alan hastalar dahil evre 4 ve üzeri KBH’li hastalara ait ABD Renal Veri Sistemi kayıt verileri, apiksabanın VKA kadar güvenli ve etkili olabileceğini düşündürmektedir. Ancak kayıt verilerinin yalnızca VTE’li hastaları içerdiği, meta-analizdeki çalışmaların çoğunda ise DOAC’ların atriyal fibrilasyonda inme önleme amacıyla kullanıldığı unutulmamalıdır. Ayrıca kayıt sistemindeki hastaların apiksaban yükleme dozu alıp almadığı belirsizdir. Bu popülasyonda rivaroksaban, edoksaban veya dabigatran için güçlü veriler mevcut değildir.

12. Akut PE’li gebeler, rekürrensi önlemek amacıyla antikoagülasyon almalıdır; aksi takdirde anne ve/veya fetüs yaşamı tehdit altında olabilir. LMWH ve UFH plasentayı geçmez ve bu nedenle fetüs için güvenlidir. Günümüzde, öngörülebilir doz-yanıt ilişkisi, daha uzun plazma yarı ömrü ve daha düşük osteoporoz ile heparin kaynaklı trombositopeni riski nedeniyle akut PE’li gebelerde LMWH, UFH’ye göre daha sık kullanılmaktadır.

13. Gebelik sırasında DOAC maruziyeti olan kadınları içeren çalışmaların sistematik derlemesi, beklenenden daha yüksek fetal anomali oranı göstermiştir. VKA’lar plasentayı geçer ve advers fetal sonuçlarla doz-bağımlı ilişki gösterir.

14. Gebelik ve emzirme döneminde DOAC’lara ilişkin deneyim ve güvenlik verileri sınırlıdır. Yakın tarihli bir sistematik derleme, DOAC’ların pratik avantajlar sunduğunu ancak güvenlik profilinin iyi tanımlanmadığını vurgulamış; bu nedenle emziren hastalarda antikoagülasyon için LMWH, UFH ve warfarinin tercih edilmesi gerektiğini belirtmiştir. DOAC’ların veya metabolitlerinin insan sütüne geçip geçmediği net değildir. Hayvan çalışmalarında dört DOAC ajanının da anne sütüne geçtiği gösterilmiştir.

15. Tüm DOAC’lar belirli ölçüde hepatik klirense sahiptir (apiksaban %75, rivaroksaban %65, edoksaban %50 ve dabigatran %20); bu durum karaciğer hastalığı olan hastalarda DOAC plazma düzeylerinin artabileceği ve dolayısıyla kanama riskinin yükselebileceği endişesini doğurmaktadır. Büyük bir sigorta veri tabanı ve diğer retrospektif kohort çalışmalarından elde edilen veriler, özellikle apiksaban ve rivaroksabanın, hafif hepatik yetmezliği (örneğin Child-Pugh A) olan akut PE hastalarında majör kanama insidansının daha düşük olması nedeniyle VKA’lara non-inferior etkinlikte ve güvenli alternatifler olduğunu düşündürmektedir.

16. Sigorta veri tabanları ve diğer retrospektif kohort çalışmalarından elde edilen veriler, apiksaban ve rivaroksaban gibi DOAC’ların, orta derecede hepatik yetmezliği (örneğin Child-Pugh B) olan akut PE hastalarında daha düşük majör kanama oranları ile güvenli olabileceğini göstermektedir.

17. Karaciğer enzimleri yüksek olan ve ağır hepatik disfonksiyonu bulunan hastalar büyük VTE çalışmalarından dışlandığı için, bu popülasyonlarda DOAC’ların güvenliği bilinmemektedir. Şiddetli hepatik yetmezlik (Child-Pugh C) varlığında, azalmış karaciğer fonksiyonu nedeniyle majör kanama riskinin artma potansiyeli bulunmaktadır. Bu nedenle, akut PE ve ağır hepatik yetmezliği olan hastalarda DOAC kullanımı zarara yol açabilir ve kaçınılmalıdır.

18. Trombolitik ajanlar esas olarak fibrini parçalayarak mevcut pıhtıları azaltır veya ortadan kaldırır. Buna karşılık antikoagülan ilaçlar pıhtılaşma kaskadını inhibe eder ve yeni pıhtı oluşumunu engeller. Bu durum özellikle kateter-yönlendirmeli tromboliz (CDL) uygulanan hastalarda önemlidir; çünkü sistemik trombolize kıyasla daha düşük doz trombolitik ajan kullanılır ve kateter yerleştirilmesi ile manipülasyonu nedeniyle endotelyal hasar artar. Bu nedenle, mevcut trombüsün hızlı şekilde uzaklaştırılması gereken akut PE hastalarında her iki ajanın birlikte kullanımının faydalı olabileceğine dair gerekçeler bulunmaktadır. Bununla birlikte, her iki ilaç sınıfı da kanama riski taşır ve birlikte kullanımları bu riski kabul edilemez düzeylere çıkarabilir. Bir meta-analiz, tromboliz dışındaki durumlarda terapötik ve subterapötik antikoagülan dozlar arasında kanama açısından fark göstermemiştir. Akut proksimal DVT’li hastalarda farmakomekanik CDL’nin değerlendirildiği randomize bir çalışmada, geniş bir antikoagülasyon stratejisi aralığına izin verilmiş ve eş zamanlı antikoagülan kullanımının CDL ile ilişkili kanama riskini artırdığı bildirilmemiştir. LMWH’nin UFH’ye kıyasla daha hızlı terapötik düzeye ulaştığı ve terapötik aralıkta kalma olasılığının daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, trombolitik ilaç infüzyonu sırasında LMWH’nin UFH’ye üstünlüğünü önermek için yeterli kanıt yoktur.

19. Tek merkezli küçük bir RCT, sistemik tromboliz (alteplaz) sonrasında UFH ile LMWH’nin güvenliğini karşılaştırmıştır. Primer sonlanım noktası olan majör hemoraji veya sekonder sonlanımlar (herhangi bir kanama, ölüm veya bunların birleşik sonlanımı) açısından anlamlı fark saptanmamıştır. 249 hastayı içeren çok merkezli bir gözlemsel çalışma, LMWH ile UFH arasında benzer majör hemoraji oranları göstermiş; ancak LMWH grubunda belirgin bir sağkalım avantajı bildirilmiştir. Bununla birlikte bu sonuçlar seçim yanlılığına açık olup prospektif bir çalışmada doğrulanmalıdır. Birden fazla RCT’nin meta-analizi, UFH’den warfarine köprü tedavisi ile LMWH’den warfarine köprü tedavisini karşılaştırdığında, UFH köprüsünün daha yüksek rekürrens riski (hazard oranı 1.42 [95% GA, 1.15–1.79]) ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar trombolitik tedavi alan hastalara da ekstrapole edilebilir.

20. Girişim öncesi antikoagülan seçimini destekleyen kanıt sınırlıdır. CDL uygulanan hastaları içeren retrospektif gözlemsel bir çalışmada 45 hasta LMWH, 111 hasta UFH ile tedavi edilmiştir. UFH grubu daha ağır hastalardan oluşmakta, daha fazla masif PE sınıflaması yapılmış ve daha fazla hastaya işlem öncesi sistemik tromboliz uygulanmıştır. Majör kanama açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır (LMWH %0, UFH %2.7; P=0.6). Gruplar arasında hastalık şiddeti farkı için düzeltme yapılmadığından bulgular seçim yanlılığı riski taşımaktadır.

21. LMWH izlemi gerektiğinde, ilaç kararlı duruma ulaştıktan sonra (3–5 yarı ömür) ve pik düzeyde ölçüm yapılmalıdır. Çoğu LMWH uygulamadan 3–5 saat sonra pik yapar. Tercih edilen test anti-Xa düzeyidir; tutarlılığı artırmak için mümkünse spesifik LMWH’ye göre kalibre edilmelidir. Beklenen terapötik düzeyler kullanılan LMWH türüne ve uygulama sıklığına (günde bir veya iki doz) göre değişir.

22. LMWH esas olarak böbreklerden atıldığı için, renal fonksiyon bozukluğu olan hastalarda yarı ömrü uzar. İlaç birikimi riskini azaltmak amacıyla, kreatinin klirensi azalmış bireylerde sabit ve günde iki doz yerine doz ayarlaması ve günde tek doz uygulama önerilir. İlaç düzeylerini etkileyen birçok faktör nedeniyle, kararlı duruma ulaşıldığında izlem önerilir. KBH’li hastalarda LMWH’nin uzamış yarı ömrü, kararlı durumu daha doğru yansıtmak için KBH’si olmayan hastalara kıyasla daha fazla doz beklenmesini gerektirebilir.

23. Gebeliğin fizyolojik değişiklikleri LMWH’nin farmakokinetiğini önemli ölçüde etkiler ve kilo bazlı dozlamayı güvenilmez hale getirebilir. İkinci trimesterde artan plazma hacmi ve glomerüler filtrasyon, serum ilaç konsantrasyonunun düşmesine yol açabilir; üçüncü trimesterde ise ilaç klirensi azalır. Ayrıca LMWH’nin yarı ömrü kısalabilir ve bu da trough düzeylerin azalmasına neden olabilir. Bununla birlikte, hedef pik veya trough düzeyleri tanımlayan klinik çalışmalar bulunmamaktadır. Bu nedenle, her trimesterde en az bir kez pik anti-Xa düzeyinin rutin izlenmesi ve LMWH dozunun buna göre ayarlanmasını önermek için yeterli kanıt yoktur.

24. LMWH’nin kilo bazlı dozlanması obez hastalarda supraterapötik antikoagülasyona yol açabilir; çünkü dağılım hacmi adipöz doku dikkate alınmadan plazma hacmine eşdeğer kabul edilir. Bir çalışma, VKİ >30 kg/m² ve 150 kg’a kadar vücut ağırlığı olan hastalarda anti-Xa pik düzeyleri veya supraterapötik anti-Xa oranları ile normal VKİ’li hastalar arasında fark bulmamıştır. Başka bir çalışma, >140 kg hastalarda enoksaparin 1 mg/kg günde iki kez ile daha düşük dozları karşılaştırmıştır. 1 mg/kg günde iki kez alan hastalarda supraterapötik düzey daha sık görülmüştür (%70’e karşı %30). Ancak düşük doz alan hastalarda subterapötik düzey %16, yüksek dozda %6 olup fark anlamlı değildir. Başlangıç dozundan bağımsız olarak rekürren tromboz veya kanama açısından fark saptanmamıştır. Obez ve akut PE’li hastalarda standart kilo bazlı doz ile daha düşük başlangıç dozu veya doz üst sınırı karşılaştıran büyük RCT bulunmamaktadır. Bu nedenle >150 kg hastalarda dozlama konusunda bireyselleştirilmiş karar verilmesi uygundur. Bu karar klinik şiddet ve kanama riski dikkate alınarak verilmelidir. Anti-Xa düzeyine göre izlem ve doz ayarlaması, supraterapötik düzey maruziyetini azaltabilir. Anti-Xa düzeyi ile kanama riski arasında doğrudan ilişki net olarak gösterilmemiştir; ancak bazı çalışmalar ilişki olduğunu bildirmiştir.

25. Kritik hastalıkta subkutan LMWH’nin emilim ve dağılımı önemli ölçüde değişebilir. Bir çalışma, yoğun bakım ünitesindeki (YBÜ) medikal hastaların, YBÜ dışındaki hastalara göre hedef anti-Xa düzeylerine daha az ulaştığını göstermiştir. Alt grup analizinde sepsisli hastalarda anti-Xa pik düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu farklılıklara katkıda bulunan faktörler arasında azalmış antitrombin düzeyi, sepsis veya vazopressör kullanımı nedeniyle bozulmuş perfüzyon, ileri yaş ve düşük hemoglobin düzeyi sayılabilir. Bununla birlikte, kritik hastalarda kilo bazlı dozlama ile anti-Xa izlemine dayalı doz ayarlamasını karşılaştıran prospektif çalışma bulunmamaktadır. Ayrıca kritik hastalarda farklı LMWH dozlama stratejilerini karşılaştıran retrospektif çalışmaların klinik sonuç verileri de yetersizdir. Bu karmaşıklıklar göz önüne alındığında, YBÜ’de LMWH ile tedavi edilen akut PE hastalarında anti-Xa izleminin supraterapötik ve/veya subterapötik düzeyleri önlemedeki faydası kanıtlanmış değildir.

26. 48 randomize ve randomize olmayan çalışmayı içeren yakın tarihli bir sistematik derleme ve meta-analiz, LMWH tedavisi alan hastalarda anti-Xa düzeyi ölçümünün daha sık doz ayarlaması ile ilişkili olduğunu; ancak anti-Xa ölçümü yapılmamasına kıyasla kanama veya tromboembolik risk ile klinik olarak anlamlı bir ilişki göstermediğini bildirmiştir.

5.8. 4.2.2 Hemodinamik Farmakoterapi

Hemodinamik Farmakoterapi İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
C-LD
1. Akut PE’ye bağlı kardiyojenik şoku olan hastalarda (AHA/ACC PE Kategorileri D2–E2), kardiyak debiyi ve sistemik perfüzyonu artırmak amacıyla vazopresör ve/veya inotrop kullanımı önerilir.1–4
2b
C-LD
2. Akut PE’li ve AHA/ACC PE Kategorileri D1–2’de yer alan hastalarda, klinik değerlendirmeye göre ön yükün azalmış olabileceği düşünülüyorsa, normal salin veya diğer volüm genişleticiler ile volüm yönetimi kardiyak debi ve kan basıncını artırmak için düşünülebilir.5
COR
LOE
Öneriler
2b
B-R
3. AHA/ACC PE Kategorileri C2–E’de akut PE’li hastalarda, inhale pulmoner vazodilatörlerin kullanımı sağ ventrikül (SV) afterload’unu azaltmak için düşünülebilir.6–8

Özet 

Farmakolojik hemodinamik destek, özellikle hemodinamik instabilitesi olan, sağ ventrikül (RV) disfonksiyonu bulunan ve ileri tedavileri bekleyen akut PE hastalarında kapsamlı yönetimin kritik bir bileşenidir. Bununla birlikte, bu popülasyonda hemodinamik destek için farmakolojik stratejileri doğrudan karşılaştıran randomize çalışmalar mevcut değildir. Yayınlanmış kanıtlar, çeşitli yaklaşımların makul olabileceğini düşündürmektedir; bunlar arasında preload’u optimize etmek için dikkatli sıvı genişletmesi, sistemik perfüzyonu sürdürmek için vazopressörler, volüm yüklenmesi durumunda RV duvar stresini azaltmak için diürez ve pulmoner vasküler direnci (PVR) azaltarak RV fonksiyonunu iyileştirmek için inhale pulmoner vazodilatörler yer alır. Mevcut veriler bu tedavilerin dikkatli kullanımının genel olarak güvenli olduğunu ve klinik fayda sağlayabileceğini düşündürmekle birlikte, rollerini daha iyi tanımlamak için ek yüksek kaliteli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Akut PE’ye bağlı derin hipotansiyonu olan hastalarda vazopressör tedavi gerekebilir ve en uygun ajan seçimi kalp ve vasküler sistem üzerindeki hedeflenen etkilere bağlıdır. Hayvan modelleri ve kardiyojenik şoklu insanlardan elde edilen dolaylı kanıtlara dayanarak, norepinefrin (NE) genellikle tercih edilen vazopressör olarak kabul edilir. NE sistemik vasküler direnci (SVR) artırır ve mütevazı inotropik etkilere sahiptir. ≤15 μg/dk dozlarda NE’nin PVR üzerinde çok az ya da hiç etkisi yoktur. Bu nedenle SVR/PVR oranında olumlu bir net artış sağlar. Ancak 15 μg/dk üzerindeki dozlarda NE PVR’yi artırabilir. Bu nedenle NE dozunu daha da artırmak yerine ikinci bir vazopressör ajan (örneğin vazopressin, fenilefrin) eklenmelidir. Vazopressör kullanımına rağmen kardiyak debisi düşük kalan akut PE hastalarında bir inotrop ajan eklenmesi endike olabilir. Dolaşım yetmezliği nedeniyle YBÜ’ye yatırılan 10 akut PE hastasını içeren bir hemodinamik çalışma, sürekli dobutamin infüzyonunun (10 μg/kg/dk’ya kadar) kardiyak indeksi artırabileceğini, ancak bunun SVR azalması pahasına olduğunu göstermiştir. Bu nedenle dobutamin, düşük kardiyak debi ve hipotansiyonu olan akut PE hastalarında (AHA/ACC PE Kategori E1-2) NE’ye ek olarak düşünülebilir ve normotansif kardiyojenik şoklu hastalarda (AHA/ACC PE Kategori D2) başlangıç ajanı olarak düşünülebilir.

2. Akut PE ve RV yetmezliği olan hastalar sıklıkla preload bağımlıdır. Bununla birlikte, bu popülasyonda RV preload optimizasyonunun hemodinamik etkisini araştıran veriler sınırlıdır. Akut PE ve dolaşım bozukluğu (kardiyak indeks <2.5 L/dk/m²) olan ancak sistemik kan basıncı korunmuş (AHA/ACC PE Kategori D1-2 özellikleri) 13 hastayı içeren bir çalışmada, dikkatli sıvı uygulaması (≤500 mL) kardiyak debide artış ile ilişkili bulunmuştur. Buna karşılık, hayvan çalışmaları aşırı volüm yüklemesinin RV fonksiyonunu kötüleştirebileceğini göstermektedir. Bu nedenle klinik uygulamada sıvı tedavisine temkinli yaklaşılmalıdır; düşük kardiyak debi bulguları olan seçilmiş normotansif hastalarda küçük boluslar (≤500 mL) düşünülebilir, ancak RV aşırı yüklenmesi riski nedeniyle büyük hacimler veya kontrolsüz sıvı yüklemesinden kaçınılmalıdır.

3. Vazodilatörler pulmoner arteriyel hipertansiyon tedavisinde yaygın olarak kullanılmakla birlikte, pulmoner selektivite eksikliği ve sistemik hipotansiyon riski akut PE’de kullanımlarını sınırlamıştır. Buna karşılık inhale ajanlar gibi selektif pulmoner vazodilatasyon, sistemik kan basıncını bozmadan PVR ve RV afterload’unu azaltabilir. Yakın tarihli çok merkezli bir RCT, normotansif akut PE ve RV disfonksiyonu olan hastalarda inhale nitrik oksiti değerlendirmiştir. İnhale nitrik oksit, primer bileşik sonlanımı (24. saatte troponin ve ekokardiyografik bulguların normalleşmesi) iyileştirmemiştir; ancak post-hoc analizde 24. saatte RV boyut ve fonksiyonunda anlamlı iyileşme gösterilmiştir. Bu nedenle inhale pulmoner vazodilatör kullanımı, ACC/AHA Kategori C2–E kriterlerini karşılayan akut PE hastalarında RV afterload’unu azaltmak amacıyla düşünülebilir. Buna karşılık oral sildenafil ve intravenöz epoprostenol gibi non-selektif vazodilatörlerle yapılan küçük randomize çalışmalar, akut PE hastalarında primer klinik sonlanımlar (örneğin RV diyastol sonu çapı, kardiyak indeks) üzerinde minimal veya hiç fayda göstermemiştir.

5.9. 4.2.3. Sedasyon ve Ventilasyon Stratejileri İçin Öneriler

Sedasyon ve Ventilasyon Stratejileri İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
C-LD
1. AHA/ACC PE Kategorileri C–E’de yer alan akut PE’li ve entübasyon için sedasyon gerektiren hastalarda, hasta instabil hale gelirse destek sağlamak amacıyla hemodinamik destek tedavileri (vazopresörler, inotroplar ve/veya venoarteriyel [VA]-ECMO) hazır bulundurulmalıdır.1–3
2a
C-LD
2. Akut PE’li ve orta–ileri derecede hipoksisi olan hastalarda, standart nazal kanül yerine ısıtılmış yüksek akımlı nazal kanül (HFNC) oksijenizasyonu kullanımı oksijenasyonu iyileştirmek açısından yararlı olabilir.4
3: Zarar
C-LD
3. AHA/ACC PE Kategorileri C–E’de yer alan akut PE’li hastalarda, klinik olarak net bir endikasyon yoksa, hemodinamik kollapsı önlemek amacıyla derin sedasyon ve mekanik ventilasyondan kaçınılmalıdır.1–3

Özet

Anksiyolitik ve/veya analjezik ilaçlar, özellikle entübasyon için uygulanan sedasyon, akut PE’ye bağlı kompanse veya dekompanse RV disfonksiyonu olan hastalarda katastrofik hemodinamik kollapsa yol açabilir. Akut PE ile ilişkili RV basınç-hacim yüklenmesi, RV dilatasyonu ve azalmış RV fonksiyonuna neden olabilir; bu durum sol ventrikül (LV) doluşunun ve kardiyak debinin azalmasıyla sonuçlanır. Kalp hızındaki ve sistemik vasküler dirençteki (SVR) kompansatuar artışlar sistemik ve miyokardiyal perfüzyonu sürdürür. Bu kompansatuar mekanizmaları azaltan veya ortadan kaldıran her durum — çoğu anksiyolitik ve/veya analjezik ilaç dahil — hemodinamik dekompansasyona neden olabilir veya mevcut durumu kötüleştirebilir. Akut PE’li hastalarda spesifik sedasyon stratejilerini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Birkaç tek merkezli olgu serisi, hemodinamik olarak stabil ya da instabil PE hastalarında sedasyonla ilişkili kardiyak arrest insidansının orantısız derecede yüksek olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle RV disfonksiyonuna dair kanıt veya şüphe varsa, herhangi bir düzeyde sedasyon dikkatle uygulanmalıdır. Ayrıca derin sedasyon ve entübasyondan, noninvaziv oksijenasyon stratejilerine yanıt vermeyen belirgin hipoksi veya havayolu koruma gereksinimi gibi güçlü bir klinik endikasyon olmadıkça kaçınılmalıdır. Böyle durumlarda ekip, olası hemodinamik kollaps halinde vazopressörler, inotroplar veya VA-ECMO ile destek sağlayacak şekilde hazır olmalıdır. Akut hipoksemik solunum yetmezliği akut PE’li hastalarda sık görülür. Oksijenasyon ve ventilasyon desteği için konvansiyonel nazal kanül, yüksek akımlı nazal kanül (HFNC), noninvaziv mekanik ventilasyon (NIV) ve invaziv mekanik ventilasyon gibi yöntemler kullanılabilir; her birinin gaz değişimi ve hemodinamikler üzerinde kendine özgü etkileri vardır. Akut hipoksemik solunum yetmezliğinin çeşitli nedenleri olan hastalarda yapılan randomize çalışmalar ve sistematik derlemeler, konvansiyonel nazal kanüle kıyasla HFNC veya NIV kullanımının iyi tolere edildiğini, oksijenasyonu ve solunum iş yükünü iyileştirdiğini ve entübasyon ile mortalite oranlarını azaltabileceğini göstermiştir. Akut PE’li hastalarda NIV veya invaziv mekanik ventilasyon uygulamasının sonuçlarını inceleyen yayınlanmış çalışma bulunmamaktadır. Küçük bir tek merkezli RCT, nazal kanül ile karşılaştırıldığında HFNC’nin akut PE hastalarında oksijenasyonu iyileştirdiğini göstermiştir; bu bulgu küçük ve kontrolsüz çalışmalarla da desteklenmiştir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Akut PE ve RV disfonksiyonu olan hastalarda sedasyon ile hemodinamik dekompansasyon arasında, kompansatuar sempatik yanıtın baskılanmasına bağlı nedensel bir ilişki vardır. Bu nedenle anksiyolitik ve/veya analjezik ilaç gereksinimi olan durumlarda ve özellikle entübasyon için derin sedasyon gerektiğinde, ekip vazopressörler, inotroplar ve/veya mevcutsa VA-ECMO ile hemodinamik dekompansasyonu yönetmeye hazır olmalıdır. Kurtarma tedavisinin hazır bulunmasının önemi, anestezi indüksiyonu sonrası kardiyak arrest gelişen hastalarda acil kardiyopulmoner bypass’ın hızla uygulanmasının, anestezi indüksiyonu sonrası KPR gerekmeyen akut PE hastalarına benzer hastane mortalite oranları ile sonuçlandığını gösteren iki çalışmada ortaya konmuştur.

2. Akut PE ve RV disfonksiyonu olan hastalarda sistemik perfüzyonun sürdürülmesi için sempatik aktivitedeki kompansatuar artış esastır. PE’ye bağlı RV disfonksiyonu, LV doluşunun ve kardiyak debinin azalmasına yol açar. Endojen sempatik yanıtı azaltan sedasyon stratejileri bu kompansatuar mekanizmayı baskılayarak hemodinamik dekompansasyona ve kardiyak arreste neden olabilir; hatta başlangıçta hemodinamik olarak stabil olan hastalarda bile. Bu durum cerrahi embolektomi için genel anestezi uygulanan hastaların iki olgu serisinde gösterilmiştir. Bir seride, anestezi indüksiyonu sırasında tüm hastalar stabil olmasına rağmen, hastaların %19’unda indüksiyon sonrası KPR gerekmiştir. Başka bir seride ise cerrahi embolektomi uygulanan akut PE hastalarının %28’inde (9/32) anestezi indüksiyonu ile ilişkili KPR gereksinimi bildirilmiştir. AHA/ACC PE Kategori C2-3 özelliklerine sahip akut PE hastalarında kateter-yönlendirmeli tedaviler sırasında kullanılan sedasyon stratejilerini inceleyen tek merkezli bir analiz, sedasyon stratejisi ile KPR gereksinimi ve hastane içi mortalite arasında güçlü bir ilişki bildirmiştir.

3. Hem entübasyon için indüksiyon hem de mekanik ventilasyon adrenerjik tonu azaltır, RV preload’u düşürür ve RV afterload’unu artırır. Bu faktörlerin tümü dekompanse akut RV yetmezliğine bağlı kardiyak arrest riskini artırır. Bu nedenle anestezi indüksiyonu ve mekanik ventilasyondan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Klinik gereklilik nedeniyle uygulanmaları gerektiğinde, hekimler olası hemodinamik dekompansasyona karşı hazırlıklı olmalıdır.

5.10. 4.2.4 Mekanik Dolaşım Desteği İçin Öneriler

Mekanik Dolaşım Desteği İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Bilinen veya şüpheli akut PE nedeniyle VA-ECMO uygulanan hastalarda, kanama yokluğunda daha ileri trombotik veya embolik komplikasyonları önlemek amacıyla parenteral sistemik antikoagülasyonun devamı önerilir.1,2
2a
B-NR
2. Bilinen veya şüpheli akut PE’ye bağlı gelişen, akut ve refrakter kardiyojenik şoku olan hastalarda (AHA/ACC PE Kategori E2), uygun kaynaklar mevcutsa, hemodinamik stabilizasyon ve oksijenasyonu iyileştirmek amacıyla VA-ECMO başlatılması makuldür.3–6
2b
C-LD
3. AHA/ACC PE Kategori E2’de yer alan ve VA-ECMO desteği uygulanan akut PE’li hastalarda, ek ileri tedavilerin yararlılığı iyi şekilde kanıtlanmamıştır.7–9

Özet

Mekanik dolaşım desteği, bilinen veya şüpheli PE’ye bağlı kardiyojenik şok gelişen ve RV disfonksiyonu kanıtı bulunan hastalarda faydalı olabilir. Bu destek yöntemlerinin kullanımı yerel kaynaklara ve uzmanlığa bağlıdır; ancak en sık kullanılan yöntem VA-ECMO’dur. VA-ECMO, RV preload’unu hızla azaltırken periferik dokulara ve son organlara oksijenlenmiş kan sağlayarak hipoksi ve kardiyojenik şokun zararlı etkilerini durdurur. Mekanik dolaşım desteği sırasında antikoagülasyonun sürdürülmesine ilişkin risk ve faydalar sürekli olarak yeniden değerlendirilmelidir. VA-ECMO ile desteklenen akut PE hastalarında ileri girişimlerin (örneğin mekanik trombektomi [MT], kateter-yönlendirmeli tromboliz [CDL]) faydasına ilişkin veriler sınırlıdır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. VA-ECMO uygulanan hastalarda, yüksek kaliteli kanıt bulunmamasına rağmen olası trombotik komplikasyonları önlemek amacıyla sistemik antikoagülasyon önerilmektedir. VA-ECMO altındaki hastalarda kanama komplikasyonları trombotik komplikasyonlardan daha sık görülür ve eş zamanlı antikoagülasyon olmaksızın VA-ECMO kullanımına ilişkin sınırlı raporlar trombotik komplikasyonlarda artış göstermemiştir. Bu uyarı özellikle PE hastaları için önemlidir; çünkü VA-ECMO başlatılmadan önce hastaların önemli bir kısmı sistemik antikoagülasyon veya tromboliz almış olmaktadır.

2. VA-ECMO, kardiyojenik şoklu hastalarda oksijen sunumunu iyileştirir. Fulminan RV disfonksiyonuna bağlı kardiyojenik şok gelişen akut PE hastalarında (AHA/ACC PE Kategori E2), VA-ECMO son organ perfüzyonunu sağlarken RV’nin toparlanmasına veya sonraki PE girişimine olanak tanıyan yararlı bir mekanizmadır. Gözlemsel uluslararası kayıt çalışmaları ve tek merkezli olgu serileri dahil olmak üzere çalışmalar, akut PE’ye bağlı refrakter şokta VA-ECMO kullanımını desteklemektedir.

3. Akut PE nedeniyle VA-ECMO altında izlenen hastalarda ileri girişimlerin (örneğin MT, CDL) rolü bilinmemektedir. Birden fazla seri, AHA/ACC PE Kategori E2 özelliklerine sahip seçilmiş akut PE hastalarında VA-ECMO altında tromboembolinin gerilediğini bildirmiştir. Ek girişim gereksinimi, hastanın klinik durumunun bireysel değerlendirilmesine dayanmalıdır.

5.11. 4.3. İnferior Vena Kava (IVC) Filtreleri İçin Öneriler

İnferior Vena Kava (IVC) Filtreleri İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
B-R
1. Antikoagülasyonu tolere edemeyen ancak IVC filtresi gerekli görülen akut PE’li hastalarda, kısa dönem rekürren PE insidansını azaltırken uzun dönem advers sonuçları en aza indirmek amacıyla kalıcı filtreler yerine geri çıkarılabilir (retrievable) IVC filtreleri önerilir.1,2
COR
LOE
Öneriler
1
C-LD
2. Geri çıkarılabilir IVC filtresi olan hastalarda, PE riski yeterince azaldığında ve antikoagülasyon tolere edilebilir hale geldiğinde, uzun dönem filtreye bağlı komplikasyon riskini azaltmak amacıyla filtrenin mümkün olan en kısa sürede çıkarılması önerilir.3
2a
B-R
3. Antikoagülasyonu tolere edemeyen akut PE’li hastalarda, IVC filtreleri kısa dönem rekürren PE insidansını azaltmak amacıyla yararlı olabilir.1,2,4–7
2a
C-LD
4. Kalıcı (indwelling) IVC filtresi olan hastalarda, geri çıkarma oranlarını artırmak ve komplikasyonları saptamak amacıyla yapılandırılmış bir takip programı uygulanması makuldür.5–8
2b
C-LD
5. AHA/ACC PE Kategorileri D–E’de yer alan ve sistemik tromboliz, CDL, mekanik trombektomi (MT) veya cerrahi embolektomi gibi ileri girişimler uygulanan akut PE’li hastalarda, IVC filtresi yerleştirmenin kısa dönem rekürren PE ve mortaliteyi azaltmadaki yararı belirsizdir.9–11
2b
C-LD
6. Optimal terapötik antikoagülasyona rağmen rekürren PE gelişen ve AHA/ACC PE Kategorileri B–E’de yer alan hastalarda, IVC filtresi yerleştirilmesi ek rekürren PE riskini azaltmak amacıyla düşünülebilir.12,13
3: Zarar
A
7. Terapötik olarak antikoagüle edilen akut PE’li hastalarda, rutin IVC filtresi yerleştirilmemelidir.5–8

Özet

IVC filtreleri, venöz trombüslerin pulmoner dolaşıma göçünü mekanik olarak engeller. Perkütan yerleştirme teknikleri kullanılarak uygulanan bu filtreler, hem kalıcı hem de çıkarılabilir formlarda bulunmaları sayesinde kullanım açısından esneklik sağlar. IVC filtre yerleştirme endikasyonları arasında antikoagülan tedavinin mutlak kontrendike olduğu durumlar ve optimal antikoagülasyona rağmen tekrarlayan PE varlığı yer alır. Antikoagülasyona kontrendikasyon olmayan hastalarda serbest yüzen trombüslerin yönetimi gibi bazı olası endikasyonlar halen tartışmalıdır. IVC filtrelerinin klinik pratikteki kullanım alanı ve kapsamı zaman içinde gelişmeye devam etmektedir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Antikoagülasyon alamayan akut PE hastalarında, kalıcı filtrelere kıyasla çıkarılabilir IVC filtreleri tercih edilir; çünkü uzun dönem kalıcı filtre komplikasyonlarından kaçınırken kısa dönem rekürren PE’ye karşı koruma sağlarlar. PREPIC çalışması, IVC filtrelerinin uzun vadede DVT ve IVC trombozu oranlarını anlamlı derecede artırdığını, ancak uzun dönem sağkalımı iyileştirmediğini göstermiştir; bu durum kalıcı filtrelerin kronik trombotik komplikasyon riskini artırdığına dair endişeleri desteklemektedir. Antikoagülasyon alan hastalarda çıkarılabilir IVC filtrelerini inceleyen PREPIC2 çalışması, rekürren PE’yi önlemede ek fayda göstermemiştir. Bir meta-analiz de IVC filtrelerinin PE rekürrensini yaklaşık %50 azalttığını, ancak DVT riskini yaklaşık %70 artırdığını ve mortalite üzerine fayda sağlamadığını doğrulamıştır. Bu bulgular, filtre kalış süresinin en aza indirilmesi ve çıkarılabilir seçenekler mevcutken kalıcı filtrelerden kaçınılmasının önemini vurgular. Kalıcı filtreler yalnızca çıkarılabilir filtrenin mümkün olmadığı nadir durumlarda (örneğin mega cava [IVC >30 mm]) düşünülmelidir.

2. Çıkarılabilir IVC filtrelerinin zamanında geri alınması, uzun süreli kalışa bağlı riskleri azaltmak açısından kritik öneme sahiptir. PREPIC çalışması verileri, antikoagülasyona ek olarak IVC filtresi yerleştirilen hastalarda yalnızca antikoagülasyon alanlara kıyasla daha yüksek DVT ve IVC trombozu oranları olduğunu göstermiştir; bu da antikoagülasyon başlandıktan sonra dahi uzun vadeli trombotik risk artışına işaret etmektedir. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), PE riski azaldıktan sonra 29–54 gün içinde filtrenin çıkarılmasını önermiştir; bu öneri, uzun süre yerinde bırakılan filtrelerde cihaz migrasyonu, kırılma, IVC perforasyonu ve embolizasyon gibi komplikasyonlara ilişkin kanıtlara dayanmaktadır. Filtre geri alımı zamanla daha zor hale gelir. Bir çalışma, 50 günden sonra zor geri alımların, 90 günden sonra ise başarısız geri alımların daha sık olduğunu göstermiştir. Ek kayıt verileri, başarılı geri alımlarda ortalama kalış süresinin 85 gün, başarısız geri alımlarda ise 145 gün olduğunu göstermiştir. Gecikmiş geri alım sıklıkla geniş çaplı kılıflar, daha uzun işlem süresi veya genel anestezi gibi ileri teknikler gerektirir ve bu durum işlem karmaşıklığını ve hasta riskini artırır. Uzun kalış süreleri ayrıca filtre gömülmesi ve IVC perforasyonu ile ilişkilidir. Bu riskler göz önünde bulundurularak, IVC filtreleri güvenli olduğu anda çıkarılmalıdır.

3. PREPIC çalışması, IVC filtre yerleştirilmesinin PE rekürrensini anlamlı derecede azalttığını, ancak artmış DVT riski ve uzun dönem sağkalım faydası olmaması ile dengelendiğini göstermiştir. PREPIC’teki tüm hastalar antikoagüle edilmişti; bu nedenle sonuçlar antikoagülasyon alamayan hastalara doğrudan uygulanamaz. PREPIC2 çalışması, antikoagüle edilen hastalarda filtre yerleştirmenin ek fayda sağlamadığını göstermiş ve filtrelerin yalnızca antikoagülasyonun gerçekten kontrendike olduğu durumlarda kullanılması gerektiğini güçlendirmiştir. Bir meta-analiz, IVC filtrelerinin sonraki PE riskini yaklaşık %50 azalttığını, ancak DVT riskini artırdığını ve tüm nedenlere bağlı mortalite üzerinde anlamlı etkisi olmadığını göstermiştir. Antikoagülasyonun sınırlı olduğu ve kanama riski yüksek akut VTE hastalarında yapılan başka bir çalışma, IVC filtrelerinin kısa dönem sağkalımı iyileştirebileceğini göstermiştir. PRESERVE çalışması, gerçek yaşam IVC filtre kullanımını değerlendiren büyük prospektif çok merkezli bir çalışmadır ve 12 ayda semptomatik PE’den %96,4 oranında korunma bildirmiştir; bu bulgular uygun kullanıldığında hem güvenlik hem etkinliği desteklemektedir. Travma hastalarında yapılan çok merkezli bir çalışmada da çıkarılabilir filtreler çoğunlukla antikoagülasyon kontrendikasyonları nedeniyle yerleştirilmiş ve kısa dönem PE oranlarının düşük olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular, seçilmiş yüksek riskli gruplarda akut faz mortalite azalmasını düşündüren gözlemsel verilerle uyumludur.

4. Yapılandırılmış izlem programlarının kullanımı, IVC filtre geri alma oranlarını anlamlı şekilde artıran ve uzun dönem komplikasyonları azaltan kanıta dayalı bir stratejidir. Ulusal çabalara rağmen çıkarılabilir filtrelerin geri alma oranları halen suboptimaldir. PRESERVE çalışması ve birçok kurumsal rapor, filtre yerleştirilmesi sırasında geri alma planı oluşturulmasının ve düzenli hasta yeniden değerlendirmesinin geri alma başarısını artırdığını göstermiştir. Standart protokoller, sağlık personeli eğitimi ve özel filtre kliniklerini içeren multidisipliner yaklaşımlar filtre yönetimini iyileştirir. Uzman kliniklere yönlendirme, planlı takip randevuları ve yapılandırılmış karar kriterleri içeren protokoller daha iyi sonuçlarla ilişkilidir. Hastalar ve hekimler için otomatik hatırlatma sistemleri geri alma zamanlamasını iyileştirir ve filtreye bağlı komplikasyonları azaltır. Taburculukta ayrıntılı hasta bilgilendirmesi, proaktif hekim iletişimi ve kurumsal kalite iyileştirme programları da geri alma oranlarını artırmıştır. Bu bulgular, özellikle geçici endikasyonlarla yerleştirilen filtreler için yapılandırılmış ve protokole dayalı izlem sistemlerinin uygulanmasını güçlü biçimde desteklemektedir.

5. AHA/ACC PE Kategori D–E kapsamındaki akut PE hastalarında sistemik tromboliz, CDL, MT veya cerrahi embolektomi gibi ileri girişimler uygulanırken IVC filtre yerleştirmenin kısa dönem PE rekürrensi ve genel mortaliteyi azaltmadaki faydası belirsizdir. Filtreler embolizasyonu önleyebilse de, özellikle antikoagülasyon uygulanabildiğinde veya yeniden başlanabildiğinde bunun klinik sonuçlara iyileşme olarak yansıdığına dair kanıt yoktur. Akut PE ve kardiyopulmoner yetmezliği olan hastaların yönetimi karmaşık ve hızla gelişmektedir. İleri reperfüzyon stratejilerine rutin IVC filtre eklenmesinin sağkalımı artırdığı veya rekürren embolik olayları azalttığı kesin olarak gösterilmemiştir. IVC filtre yerleştirilmesi, antikoagülasyona kalıcı kontrendikasyonu olan veya aşırı rekürrens riski taşıyan hastalarla sınırlı ve seçici olmalıdır. DVT, filtre migrasyonu ve kaval tromboz gibi komplikasyon riskleri nedeniyle, çıkarılabilir filtreler PE riski azaldığında veya antikoagülasyon mümkün hale geldiğinde çıkarılmalıdır.

6. İndeks olaydan sonraki 3 ay içinde rekürren PE gelişen hastalarda IVC filtre kullanımına göre tüm nedenlere bağlı mortaliteyi değerlendiren retrospektif kohort çalışmasında, IVC filtre alan hastalarda mortalite daha düşük bulunmuştur. Çalışmanın temel kısıtlılığı, PE hastalarının çoğunun aynı zamanda antikoagülasyon aldığı varsayımına dayanmasıdır.

7. Etkili şekilde antikoagüle edilen akut PE hastalarında rutin IVC filtre yerleştirilmesi klinik fayda sağlamaz ve hastaları gereksiz risklere maruz bırakır. PREPIC ve PREPIC2 çalışmaları, antikoagülasyona IVC filtre eklenmesinin rekürren PE insidansını azaltmadığını, ancak DVT riskini artırdığını göstermiştir. PREPIC’in uzun dönem izleminde, IVC filtre yerleştirilmesi ile posttrombotik sendrom gelişimi arasında olası bir ilişki bildirilmiştir. Sistematik derleme ve meta-analizler de antikoagüle edilen hastalarda mortalite faydası göstermemiş ve artmış trombotik komplikasyon riskini doğrulamıştır. Dikkatle seçilmiş yüksek riskli hastalarda bile filtre kullanımı sonuçsuz değildir. PRESERVE çalışmasında filtre sonrası VTE olayları 93 hastada (%6,5) görülmüş; bunların 74’ü DVT (%5,2), 23’ü PE (%1,6) ve 15’i IVC trombotik oklüzyon (%1,1) olarak bildirilmiştir. Uzun süreli yerinde kalan filtrelere bağlı diğer komplikasyonlar arasında migrasyon, kırılma, IVC duvar perforasyonu, komşu organ tutulumu ve tromboz yer almaktadır.

5.12. 4.4 Girişimsel İleri Yönetim İçin Öneriler

Girişimsel İleri Yönetim İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
C-LD
1. AHA/ACC PE Kategorileri C3–E2’de yer alan ve serbest yüzen sağ kalp trombüsü ve/veya sağ ventrikül içinde pıhtı görülmesi kanıtı olan akut PE’li hastalarda, klinik kötüleşme riskini azaltmak amacıyla, yalnızca antikoagülasyon yerine ileri tedavilerin kullanılması makuldür.1
COR
LOE
Öneriler
2b
B-R
2. AHA/ACC PE Kategorileri C2–D2’de yer alan ve tromboliz için kontrendikasyonu olmayan, ayrıca ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, kateter yönlendirmeli tromboliz (CDL) veya mekanik trombektomi (MT) seçeneklerinden herhangi birinin, mortaliteyi veya majör kanamayı azaltma açısından diğerine üstünlüğü belirsizdir.2

Özet

Serbest yüzen intrakardiyak “clot-in-transit” (geçiş halindeki pıhtı), akut PE tanısı alan hastaların %2–4’ünde ekokardiyografi veya BT görüntüleme ile saptanır. Tarihsel olarak yönetim için farklı stratejiler düşünülmüştür: yalnızca antikoagülasyon, cerrahi embolektomi, sistemik tromboliz, kateter-yönlendirmeli tromboliz (CDL) ve mekanik trombektomi (MT) (Tablo 7). Bu klinik duruma ilişkin yüksek kaliteli karşılaştırmalı veriler mevcut değildir ve yakın gelecekte ortaya çıkması da olası görünmemektedir.  AHA/ACC PE Kategori C2–D2 özelliklerine sahip akut PE hastaları, antikoagülasyon ile karşılaştırmalı olarak CDL veya MT’yi değerlendiren birkaç büyük kardiyovasküler sonlanım çalışmasına aktif olarak dahil edilmektedir. Kateter-yönlendirmeli tedavi için uygun görülen hastalarda CDL ile MT arasındaki seçim; operatör deneyimi, trombüsün anatomik lokalizasyonu, klinik tablonun aciliyeti ve hastanın komorbiditeleri gibi birçok faktörden etkilenir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. PERT Konsorsiyumu Kayıt Veritabanı’nın retrospektif analizinde, AHA/ACC PE Kategori E ile uyumlu klinik özelliklere sahip 1442 hasta arasında “clot-in-transit” varlığı ile mortalite arasında bağımsız bir ilişki saptanmıştır (OR 2.26 [95% GA, 1.13–4.52]; P=0.02). Uluslararası İşbirlikçi Pulmoner Emboli Kayıt Çalışması’nın önceki bir analizinde de, AHA/ACC PE Kategori C–E ile uyumlu daha geniş akut PE hasta grubunda benzer büyüklükte risk artışı gösterilmiştir. Sağ kalp trombüsü bulunan 316 hastanın havuzlanmış analizinde, yalnızca antikoagülasyon alanlara kıyasla sistemik tromboliz uygulanan hastalarda sağkalımın daha iyi olduğu bildirilmiştir. “Clot-in-transit” hastalarında kateter-temelli veya cerrahi tedavilerin etkinliğini değerlendiren çalışmalar bulunmamakla birlikte, bu yaklaşımların etki mekanizmaları, bu hasta grubunda kullanımına yönelik artan ilgiyi beraberinde getirmiştir.

2. PEERLESS çalışması, AHA/ACC PE Kategori C2–D2 ile uyumlu klinik özelliklere sahip 550 akut PE hastasını MT veya CDL tedavisine randomize etmiştir. Bu çalışmada 30 günlük mortalite veya majör kanama oranları açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Klinik kötüleşme ve hekimin yönlendirdiği ek ileri tedaviye geçişten oluşan birleşik sonlanım noktası, CDL alan grupta daha sık görülmüştür. Bununla birlikte, yalnızca protokole göre tanımlanmış klinik kötüleşme oranları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir.

5.13. 4.4.1. Sistemik Tromboliz İçin Öneriler

Sistemik Tromboliz İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
C-LD
1. AHA/ACC PE Kategorileri E1–2’de yer alan ve kabul edilebilir kanama riski bulunan, ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, sistemik tromboliz + antikoagülasyon, yalnızca antikoagülasyona kıyasla mortaliteyi ve rekürren PE’yi azaltmak amacıyla makuldür.1–3
2b
C-LD
2. AHA/ACC PE Kategorileri D1–2’de yer alan ve kabul edilebilir kanama riski bulunan, ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, sistemik tromboliz + antikoagülasyon, yalnızca antikoagülasyona kıyasla klinik kötüleşmeyi önlemek amacıyla düşünülebilir.1,4
2b
C-LD
3. AHA/ACC PE Kategori C3’te yer alan ve kabul edilebilir kanama riski bulunan, ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, sistemik tromboliz + antikoagülasyonun, yalnızca antikoagülasyona kıyasla klinik kötüleşmeyi önlemedeki yararı belirsizdir.1,4,5
2b
C-LD
4. Sistemik tromboliz ile tedavi edilen akut PE’li hastalarda, kanama riskini azaltmak amacıyla daha düşük doz sistemik trombolitikler düşünülebilir.6–10
3: Zarar
B-R
5. AHA/ACC PE Kategorileri A1–C2’de yer alan akut PE’li hastalarda, sistemik tromboliz, majör kanama ve intrakraniyal hemoraji riskindeki artış nedeniyle yalnızca antikoagülasyona ek olarak kullanılmamalıdır.5,11,12

Özet

Toplam 224 yüksek riskli PE hastasını içeren dört küçük randomize kontrollü çalışma (RCT), yalnızca heparin ile antikoagülasyona kıyasla sistemik tromboliz tedavisinin pulmoner obstrüksiyonda iyileşmeye ve ekokardiyografide RV dilatasyonunda azalmaya yol açtığını bildirmiştir. FDA, PE trombolizinde kullanım için üç ajanı onaylamıştır: streptokinaz, ürokinaz ve rt-PA (alteplaz). Tenekteplaz PE için FDA onaylı olmamakla birlikte çeşitli klinik çalışmalarda değerlendirilmiştir. Birinci nesil ajanlar (streptokinaz ve ürokinaz), daha uzun infüzyon süreleri gerektirmeleri ve kolay erişilebilir olmamaları nedeniyle güncel pratikte kullanılmamaktadır. Standart doz rt-PA (2 saatte 100 mg), PE hastalarında en sık kullanılan trombolitik ajandır; ancak spesifik bir trombolitik ajanın üstünlüğünü gösteren başa baş çalışma yoktur.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Sistemik tromboliz çalışmalarının meta-analizleri — esas olarak kardiyojenik şok veya sistolik kan basıncı <90 mmHg ile tanımlanan hemodinamik olarak anlamlı PE hastalarını içeren — sistemik trombolizin tüm nedenlere bağlı ölüm veya kurtarma tedavisi gerektiren klinik kötüleşmeden oluşan birleşik sonlanım noktasında anlamlı azalma ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Ancak yalnızca bir çalışma, AHA/ACC PE Kategori E1-2 ile uyumlu akut PE hastalarına odaklanmış ve bu çalışma yalnızca 8 hasta dahil edildikten sonra durdurulmuştur. Yüksek riskli PE (AHA/ACC PE Kategori E1-2) hastalarını içeren toplam 224 hastalık dört küçük RCT’den elde edilen kanıtlar, sistemik trombolizin yalnızca antikoagülasyona kıyasla pulmoner obstrüksiyonda hızlı iyileşme ve ekokardiyografide RV dilatasyonunda azalma sağladığını düşündürmektedir. Çalışmalar arasında akut PE tanım ve dahil edilme kriterleri farklıdır. On beş randomize çalışmayı içeren bir sistematik derleme ve meta-analiz, sistemik trombolizin AHA/ACC PE Kategori E1-2 ile uyumlu hasta alt grubunda erken mortalitede azalma eğilimi ile ilişkili olduğunu bildirmiştir. Bununla birlikte tromboliz ile %9,9 oranında ciddi kanama ve %1,7 oranında intrakraniyal kanama (ICH) görülmüştür.

2. PE ile başvuran hastaların büyük çoğunluğu hipotansif değildir. Normotansif ve advers olay riski artmış akut PE hastalarını (AHA/ACC PE Kategori C3-D2 ile uyumlu) içeren en büyük randomize çalışmada, RV disfonksiyonu olan 1006 hasta tenekteplaz + heparin ile yalnız heparin tedavisine randomize edilmiştir. Tromboliz kardiyovasküler kollapsı önlemiş, ancak majör (intrakraniyal dahil) kanama riskini artırmıştır; fayda ve zarar dengesi yakın bulunmuştur. Önemli bir bulgu, başlangıçta yalnız antikoagülasyon alan ve sonrasında kardiyovasküler kollaps gelişen hastalarda kurtarma trombolizinin faydalı olduğudur. Erken trombolizin temel faydası, kurtarma trombolizi gerektiren kardiyovasküler kollaps oranının azalmasıdır. Daha fazla sayıda hastayı erken tromboliz riskine maruz bırakmak yerine yalnızca dekompanse olan hastalara kurtarma trombolizi uygulanmasının benzer fayda sağlayabileceği mümkündür.

3. Akut PE’li 2115 hastayı içeren 16 çalışmanın bir meta-analizinde (bunların 8’i, n=1755, AHA/ACC PE Kategori C3-D2 ile uyumlu hastaları içermektedir), sistemik trombolizin tüm nedenlere bağlı mortaliteyi azalttığı (OR 0,53 [95% GA, 0,32–0,88]; tedavi edilmesi gereken hasta sayısı = 59), ancak ICH riskini artırdığı (OR 4,6 [95% GA, 1,8–12,0]; zarar için gerekli hasta sayısı = 78) bildirilmiştir. 2401 katılımcıyı içeren 21 çalışmanın başka bir meta-analizinde, heparine kıyasla trombolitik + heparin tedavisinin hem ölüm olasılığını (OR 0,58 [95% GA, 0,38–0,88]) hem de PE rekürrensini (OR 0,54 [95% GA, 0,32–0,9]) azalttığı gösterilmiştir. Ancak submasif PE alt grubunda mortalite üzerindeki etki zayıflamıştır (OR 0,61 [95% GA, 0,37–1,02]). Majör hemorajik olaylar tromboliz grubunda daha sık görülmüştür (OR 2,84 [95% GA, 1,92–4,20]). Bu veriler ışığında, sistemik trombolizin AHA/ACC PE Kategori C3 hastalarındaki rolü daha belirsizdir.

4. Akut PE tedavisinde trombolitik dozlamaya ilişkin yüksek kaliteli kanıt eksiktir. Düşük doz trombolizin (25–50 mg rt-PA), standart doza (100 mg rt-PA) kıyasla benzer etkinlik ve daha düşük majör kanama riski ile ilişkili olabileceğine dair veriler ortaya çıkmaktadır. Masif PE’li 37 ardışık hastayı içeren prospektif kohort çalışmasında, uzatılmış infüzyon şeklinde 25 mg düşük doz rt-PA’nın güvenli ve etkili olduğu bildirilmiştir. Vital bulgu anormallikleri olan 83 akut PE hastasında 6 saat boyunca 25 mg rt-PA uygulamasını değerlendiren retrospektif çalışmada, yalnız antikoagülasyona kıyasla hemodinamik dekompansasyon ve pulmoner hipertansiyon riskinin daha düşük olduğu bildirilmiştir. 118 akut PE’li hastayı içeren çok merkezli randomize çalışmada, 50 mg rt-PA ile 100 mg rt-PA benzer etkinlik göstermiş, ancak 50 mg daha güvenli bulunmuştur. Orta derecede PE’li hastalarda (CTPA’da ≥2 lobar veya ana pulmoner arterlerde >%70 trombüs tutulumu veya ≥2 lobda V/Q uyumsuzluğu) 50 mg rt-PA + antikoagülasyon ile yalnız antikoagülasyonu karşılaştıran başka bir randomize çalışmada, pulmoner arter basıncında anlamlı ve 28 aya kadar süren azalma gösterilmiştir. Ancak çalışma tek merkezli, açık etiketli ve küçük örneklemli olup dış geçerliliği sınırlıdır. Ayrıca “orta” PE tanımında RV strain veya troponin yüksekliği kriteri yoktur. Mevcut verilere göre düşük doz rt-PA rejimleri benzer etkinlik ve daha düşük kanama riski ile ilişkili görünmektedir; ancak daha güçlü kanıtlara ihtiyaç vardır. Devam eden PEITHO-3 çalışması, azaltılmış doz alteplaz rejiminin standart heparin ile birlikte etkinlik ve güvenliğini değerlendirmektedir.

5. Sistemik tromboliz majör kanama riskinde artış ile ilişkilidir; özellikle ICH riski artmaktadır. Genel olarak, PE’ye bağlı mortalite riski en yüksek ve kanama riski en düşük olan hastalar trombolizden en fazla net faydayı sağlar; mortalite riski düşük ve kanama riski yüksek olan hastalar ise en az fayda görür ve zarar görme olasılıkları yüksektir. AHA/ACC PE Kategori C3-D2 ile uyumlu hastaları içeren PEITHO çalışmasında, ekstrakraniyal kanama tenekteplaz grubunda 32 hastada (%6,3), plasebo grubunda 6 hastada (%1,2) görülmüştür (P<0,001). İnme tenekteplaz grubunda 12 hastada (%2,4) görülmüş ve bunların 10’u hemorajik olmuştur; plasebo grubunda 1 hastada (%0,2) hemorajik inme görülmüştür (P=0,003).

5.14. 4.4.2.Kateter Yönlendirmeli Tromboliz (CDL) İçin Öneriler

Kateter Yönlendirmeli Tromboliz (CDL) İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
C-LD
1. AHA/ACC PE Kategori E1’de yer alan akut PE’li hastalarda, CDL + antikoagülasyon, daha fazla klinik kötüleşmeyi ve erken mortaliteyi önlemek amacıyla makuldür.1,8
2b
B-NR
2. AHA/ACC PE Kategorileri D1–2’de yer alan ve ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, CDL + antikoagülasyon, daha fazla klinik kötüleşmeyi önlemek amacıyla düşünülebilir.2
COR
LOE
Öneriler
2b
C-LD
3. AHA/ACC PE Kategorileri C2–3’te yer alan hastalarda, CDL + antikoagülasyonun, yalnızca antikoagülasyona kıyasla kısa dönem fatal/nonfatal klinik kötüleşmeyi önleme, uzun dönem mortaliteyi azaltma, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesini artırma üzerindeki yararı belirsizdir.3
2b
C-LD
4. AHA/ACC PE Kategorileri D1–E1’de yer alan ve tromboliz düşünülen akut PE’li hastalarda, CDL’nin veya sistemik trombolizin kısa dönem fatal/nonfatal klinik kötüleşmeyi azaltma, uzun dönem sağkalımı, fonksiyonel kapasiteyi ve yaşam kalitesini iyileştirme açısından etkinliği belirsizdir; ancak majör kanama riskini azaltmak amacıyla CDL, sistemik trombolize tercih edilebilir.4
3: Fayda Yok
B-NR
5. CDL uygulanan akut PE’li hastalarda, pulmoner arter başına 5 mg’ın altında alteplaz dozunun, 5–10 mg standart doz yerine kullanılması, kanama riskini azaltma ve/veya fatal ya da nonfatal klinik kötüleşme oranını düşürme açısından önerilmez.3,5
3: Fayda Yok
C-EO
6. AHA/ACC PE Kategorileri A–C1’de yer alan akut PE’li hastalarda, CDL, klinik sonuçları veya semptomları iyileştirmek amacıyla yalnızca antikoagülasyona üstün değildir ve önerilmez.

Özet

Kateter-yönlendirmeli tromboliz (CDL), bir trombolitik ilacın (en sık rt-PA) çok yan delikli transkutan pulmoner kateter aracılığıyla verilerek PE’nin çözülmesini amaçlayan bir tedavidir. CDL’de kullanılan kateter standart olabileceği gibi özel tasarımlı da olabilir (ultrason destekli veya genişleyebilir infüzyon sepeti içeren). CDL ile tedavi edilen 1000’den fazla hasta prospektif olarak incelenmiş olsa da, bunların 200’den azı yalnızca antikoagülasyon ile randomize karşılaştırmaya dahil edilmiştir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. AHA/ACC PE Kategori E1 hastaları genellikle antikoagülasyonun ötesinde ileri tedavilere ihtiyaç duyan hastalar olarak kabul edilir ve bu seçeneklerden biri CDL olabilir. Çoğu retrospektif olarak incelenmiş 594 hastayı içeren bir sistematik derleme ve meta-analiz, hastaların %67’sinin CDL aldığı kateter-temelli tekniklerin taburculuğa kadar sağkalımı artırdığını düşündürmüştür.

2. Küçük RCT’ler, RV/LV oranı ile ölçüldüğü üzere CDL’nin RV disfonksiyonunu yalnız antikoagülasyona göre daha hızlı düzelttiğini göstermiştir. Bu çalışmalarda CDL ile majör kanama riski düşüktü. Akut PE ve RV disfonksiyonu olan ve klinik kötüleşme belirtileri gösteren (AHA/ACC PE Kategori D1-2) hastalar reperfüzyondan fayda görebilir ve CDL uygun bir seçenek olabilir.

3. AHA/ACC PE Kategori C2-3 kapsamında olup yalnızca antikoagülasyon ile stabil seyreden akut PE hastalarında klinik kötüleşme riski düşüktür. Bu nedenle risk taşıyan bir reperfüzyon stratejisi ile kötüleşmeyi önlemeye çalışmak endike değildir. CDL çalışmalarının hiçbiri bu popülasyonda CDL’nin klinik kötüleşmeyi yalnız antikoagülasyona göre azalttığını gösterecek şekilde tasarlanmamış veya yeterli güce sahip değildir. Ayrıca CDL + antikoagülasyon kombinasyonu muhtemelen yalnız antikoagülasyona kıyasla daha yüksek majör kanama riski taşır. Bir sistematik derleme ve meta-analiz CDL uygulanan hastalarda ölüm olasılığının daha düşük olduğunu bildirmiştir; ancak 15 çalışmanın 13’ünün gözlemsel olması bu sonucun kalitesini sınırlamaktadır. Diğer bir endişe, akut PE sonrasında rezidüel trombüs ve RV disfonksiyonunun devam edebilmesi ve bunun fonksiyonel kapasite azalması, egzersiz intoleransı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açabilmesidir. AHA/ACC PE Kategori C2-3 hastalarında akut PE’nin CDL ile uzaklaştırılmasının bu uzun dönem sonuçları etkileyip etkilemediği bilinmemektedir.

4. PEITHO çalışması, AHA/ACC PE Kategori C3-D2 kapsamına girebilecek hastalarda sistemik tromboliz + antikoagülasyonun ölüm ve klinik kötüleşmeden oluşan birleşik sonlanımı azalttığını, ancak plasebo + antikoagülasyona kıyasla daha fazla majör ve intrakraniyal kanamaya yol açtığını göstermiştir. AHA/ACC PE Kategori C3-D2 hastalarında CDL’nin ölümcül ve ölümcül olmayan klinik kötüleşme üzerine benzer etkisi olup olmadığı bilinmemektedir; ancak CDL’nin RV disfonksiyonunu yalnız antikoagülasyona göre daha hızlı düzeltebileceği belirtilmiştir. CDL ile sistemik tromboliz doğrudan karşılaştırılmamış olsa da, prospektif tek kollu çalışmalara dayanarak CDL’nin majör ve intrakraniyal kanama riskinin sistemik trombolize göre daha düşük olabileceği düşünülmektedir. Buna karşılık CDL + antikoagülasyon muhtemelen yalnız antikoagülasyona göre daha yüksek majör kanama riski taşır. AHA/ACC PE Kategori E1 kapsamındaki hastalarda CDL’nin güvenlik ve etkinliğini özel olarak değerlendiren çalışma yoktur. Daha önce belirtilen sistematik derleme ve meta-analiz (çoğunlukla AHA/ACC PE Kategori C2-D2 hastaları içeren), CDL uygulanan hastalarda yalnız antikoagülasyon alanlara kıyasla daha düşük ölüm olasılığı bildirmiştir.

5. CDL çalışmalarında kullanılan rt-PA dozları toplam 4 mg ile 24 mg arasında değişmiş ve infüzyon süresi 2–24 saat olmuştur. Pulmoner arter başına <5 mg “düşük doz”, 5–10 mg ise “standart doz” olarak tanımlanmıştır. Toplam 24 mg doz yüksek majör kanama oranı ile ilişkilendirilmiş olsa da, 20 mg’a kadar olan toplam dozlar daha düşük doz rejimlerine kıyasla daha yüksek kanama oranı göstermemiştir. Bir randomize çalışma, işlem sonrası RV/LV oranı ile değerlendirildiğinde düşük doz rejimlerin yüksek doz rejimlere benzer fayda sağladığını göstermiştir. Ancak bu çalışmada kontrol grubu bulunmadığından, antikoagülasyonun karıştırıcı etkisi bilinmemektedir. Standart doz rejimler, düşük doz rejimlere göre daha fazla trombüs uzaklaştırılması ile ilişkilendirilmiştir.

6. CDL, AHA/ACC PE Kategori A-C1 kapsamına girecek hastalarda çalışılmamıştır. Bu hasta grubunda antikoagülasyon ötesinde ileri tedaviler — CDL dahil — genellikle gereksizdir.

5.15. 4.4.3. Mekanik Trombektomi (MT) İçin Öneriler

Mekanik Trombektomi (MT) İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
B-NR
1. AHA/ACC PE Kategori E1’de yer alan akut PE’li hastalarda, MT + antikoagülasyon, yalnızca antikoagülasyona kıyasla daha ileri klinik kötüleşmeyi ve akut mortaliteyi önlemek amacıyla makuldür.1–3
2b
B-NR
2. AHA/ACC PE Kategorileri D1–2’de yer alan ve ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, MT + antikoagülasyon, yalnızca antikoagülasyona kıyasla daha ileri klinik kötüleşmeyi önlemek amacıyla düşünülebilir.4–6
2b
C-LD
3. AHA/ACC PE Kategorileri C2–3’te yer alan hastalarda, MT + antikoagülasyonun, yalnızca antikoagülasyona kıyasla kısa dönem fatal/nonfatal klinik kötüleşmeyi önleme ve uzun dönem sağkalım ile fonksiyonel kapasiteyi iyileştirme üzerindeki yararı belirsizdir.7
2b
B-NR
4. AHA/ACC PE Kategorileri D1–E1’de yer alan ve ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, MT’nin kısa dönem fatal/nonfatal klinik kötüleşmeyi azaltma, uzun dönem sağkalımı, fonksiyonel kapasiteyi ve yaşam kalitesini iyileştirme açısından sistemik trombolize üstünlüğü belirsizdir; ancak majör kanama riskini azaltmak amacıyla MT, sistemik trombolize tercih edilebilir.3,6
3: Fayda Yok
C-EO
5. AHA/ACC PE Kategorileri A–C1’de yer alan akut PE’li hastalarda, MT, klinik sonuçları veya semptomları iyileştirmek amacıyla yalnızca antikoagülasyona üstün değildir ve önerilmez.

Özet

Mekanik trombektomi (MT), akut PE’de uygulanan perkütan bir tedavi yöntemidir ve kateter pulmoner arteriyel sistemde yerleşik trombüsün bulunduğu bölgeye yönlendirilir. Genellikle femoral ven yoluyla gerçekleştirilir ve amaç, trombüsü doğrudan pulmoner dolaşımdan çıkarıp vücut dışına almaktır. Bu endikasyon için geliştirilmiş ve incelenmiş çeşitli cihazlar bulunmaktadır; bunlar büyük, orta ve küçük çaplı aspirasyon trombektomisi, pıhtı fragmantasyonu, reoliz, maserasyon, ekstirpasyon veya kombine farmakomekanik yaklaşımları içermektedir. MT, trombüsün anında uzaklaştırılmasına olanak tanır ve seçilmiş hastalarda semptomların hızla düzelmesini ve hemodinamik iyileşmeyi sağlayabilir. Diğer ileri tedavilere kıyasla perkütan MT cihazlarının avantajları şunlardır: (1) eş zamanlı trombolitik ilaç gerektirmezler, (2) kalıcı kateter ve işlem sonrası yoğun bakım yatışı gerektirmezler ve (3) bazı durumlarda eski trombüsleri de çıkarabilirler. Ayrıca MT, ECMO gibi mekanik dolaşım desteği altındaki yüksek riskli akut PE hastalarında tamamlayıcı tedavi olarak kullanılmıştır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Yüksek riskli PE’deki en büyük girişimsel çalışma FLAME (FlowTriever® for Acute Massive Pulmonary Embolism) çalışmasıdır. Bu prospektif, çok merkezli, paralel gruplu çalışmada AHA/ACC PE Kategori E1 özellikleri gösteren 115 yüksek riskli PE hastası MT veya diğer çağdaş tedavilere alınmıştır. MT uygulanan hastalarda birincil bileşik sonlanım noktası (tüm nedenlere bağlı mortalite, alternatif tedaviye geçiş, klinik kötüleşme, majör kanama) önceden belirlenmiş performans hedefiyle karşılaştırıldığında anlamlı derecede daha iyi bulunmuştur (32,0%, P<0,01). MT grubunda birincil sonlanım oranı %17 (95% GA, 8,1–9,8) ve hastane içi mortalite %1,9 (95% GA, 0,0–10,1) idi. Diğer tedavilerle yönetilen hastalarda ise birincil sonlanım %63,9 (95% GA, 50,6–75,8) ve hastane içi mortalite %29,5 (95% GA, 18,5–42,6) olarak bildirilmiştir.

2. FLARE (FlowTriever® Pulmonary Embolectomy Clinical Study) çalışmasında AHA/ACC PE Kategori C3-D2 ile uyumlu hastalarda büyük çaplı perkütan MT, işlemden 48 saat sonra RV/LV oranında azalma sağlamıştır. Ortalama pulmoner arter (PA) basıncı işlem sonrası anlamlı derecede azalmış, ancak bu bulgu başlangıçta pulmoner hipertansiyonu olan hastalarla sınırlı kalmıştır. Benzer büyüklük ve tasarıma sahip EXTRACT-PE (Extraction of Acute Clot in Right Heart and Pulmonary Arteries) çalışmasında orta çaplı embolektomi, başlangıca kıyasla 48. saatte ortalama RV/LV oranında anlamlı azalma ile sonuçlanmıştır. Bu iki çalışmada majör kanama oranları sırasıyla %1 ve %1,7 olup düşüktür. ABD ve Avrupa’daki 1000 hastayı içeren geniş FLASH (FlowTriever® for Acute Hemodynamic Improvement in Pulmonary Embolism) kayıt çalışmasında, işlem sonrası ortalama PA basınçları ve kardiyak indeksler anlamlı şekilde iyileşmiştir. Önceden pulmoner hipertansiyonu olan hastalarda işlem sırasında ortalama PA basıncında anlamlı azalma gözlenmiştir. Takipte RV/LV oranı, RV boyutu ve sistolik fonksiyonda da belirgin iyileşmeler bildirilmiştir.

3. EXTRACT-PE çalışmasında orta çaplı MT ile tedavi edilen 119 hastada klinik kötüleşme oranı %1,7 gibi düşük bulunmuştur. Bu çalışmada yalnızca 2 hastaya işlem sırasında tromboliz uygulanmıştır. Otuz günlük tüm nedenlere bağlı mortalite %2,5 ve semptomatik PE rekürrensi %0 olarak bildirilmiştir. Ancak bu çalışma uzun dönem sağkalım ve yaşam kalitesi açısından sınırlı veri sunmaktadır. FLASH kayıt çalışmasının ABD kohortundaki 800 hastanın %76,7’si orta-yüksek riskli PE olup MT ile tedavi edilmiştir. Majör advers olaylar %1,8 oranında görülmüş ve 30 günlük tüm nedenlere bağlı mortalite %0,8 olarak bildirilmiştir. Kırk sekiz saatte RV/LV oranında ve şiddetli dispnesi olan hasta oranında (%66,5’ten %15,6’ya; P<0,0001) anlamlı iyileşme sağlanmıştır. Bu veriler büyük çaplı MT’nin güvenlik profilinin olumlu olduğunu ve hemodinamik ile fonksiyonel parametrelerde iyileşme sağladığını gösterse de takip süresi kısadır.

4. Yüksek riskli PE hastalarında MT ile sistemik trombolizi karşılaştırmak üzere tasarlanmış randomize klinik çalışma yoktur. FLAME çalışmasının karşılaştırma kolundaki 61 hastanın %68,9’u esas olarak sistemik tromboliz ile tedavi edilmiştir. Bu kolda tüm nedenlere bağlı mortalite %29,5 (95% GA, 18,5–42,6) ve primer tedavi sonrası klinik kötüleşme %21,3 (95% GA, 11,9–33,7) olarak bildirilmiştir. Alternatif trombüs uzaklaştırma stratejisine geçiş 16 hastada (%26,2) gerçekleşmiş ve bunların 13’üne MT uygulanmıştır. Aynı çalışmada MT kolunda majör kanama 6 hastada (%11,3), karşılaştırma kolunda ise 15 hastada (%24,6) görülmüştür. Çalışma 45 gün sonrasındaki uzun dönem sağkalım veya yaşam kalitesi sonuçlarını bildirmemektedir.

5. MT, AHA/ACC PE Kategori A-C1 kapsamındaki akut PE hastalarında heparin temelli antikoagülasyon ile karşılaştırmalı olarak çalışılmamıştır. Bu nedenle bu hasta gruplarında sistemik antikoagülasyon ötesinde kateter-yönlendirmeli MT endike değildir.

5.16. 4.4.4. Cerrahi Embolektomi İçin Öneriler

Cerrahi Embolektomi İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
B-NR
1. AHA/ACC PE Kategori E1’de yer alan akut PE’li hastalarda, yalnızca antikoagülasyona kıyasla cerrahi embolektomi uygulanması, daha ileri klinik dekompansasyonu ve akut mortaliteyi önlemek açısından makuldür.1–5
2b
C-LD
2. AHA/ACC PE Kategorileri D1–2’de yer alan ve ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, cerrahi embolektomi + antikoagülasyon, yalnızca antikoagülasyona kıyasla daha ileri klinik kötüleşmeyi önlemek amacıyla düşünülebilir.1–5
2b
B-NR
3. AHA/ACC PE Kategorileri D1–E1’de yer alan, cerrahi aday olan ve ileri tedavi düşünülen akut PE’li hastalarda, cerrahi embolektominin kısa dönem fatal/nonfatal klinik kötüleşmeyi azaltma, uzun dönem sağkalımı, fonksiyonel kapasiteyi ve yaşam kalitesini iyileştirme açısından sistemik trombolize üstünlüğü belirsizdir; ancak intrakraniyal hemoraji (ICH) riskini azaltmak amacıyla cerrahi embolektomi sistemik trombolize tercih edilebilir.4,8,12
COR
LOE
Öneriler
3: Fayda Yok
C-EO
4. AHA/ACC PE Kategorileri A–C3’te yer alan akut PE’li hastalarda, cerrahi embolektomi, yalnızca antikoagülasyona üstün değildir ve klinik sonuçları veya semptomları iyileştirmek amacıyla önerilmez.
3: Fayda Yok
B-NR
5. AHA/ACC PE Kategori E2’de yer alan ve mekanik dolaşım desteği almayan akut PE’li hastalarda, kısa dönem mortaliteyi önlemek amacıyla cerrahi embolektomi, diğer ileri tedavilere üstün değildir ve önerilmez.9

Özet

Modern cerrahi pulmoner embolektomi, genellikle sternotomi yoluyla ve nadiren aortik kros klemp gereksinimi ile kardiyopulmoner baypas altında gerçekleştirilir. Kardiyopulmoner baypas, sistemik dolaşımı destekler ve akut PE’ye bağlı RV yetmezliğinde görülen basınç-hacim yüklenmesini azaltarak yüksek mortalite riskini düşürür. Baypas sistemi, kalbe dönen venöz kanı bir rezervuar, pompa ve oksijenatöre yönlendirir ve ardından arteriyel sisteme geri verir. Fizyolojik olarak venöz dönüşün büyük kısmının drene edilmesi, RV yetmezliğine yol açan basınç-hacim yükünü hemen tersine çevirir; böylece RV yükten arındırılmış durumda kasılarak toparlanma fırsatı bulur. Oksijenlenmiş arteriyel akım sistemik perfüzyonu destekler ve yeniden sağlar. VA-ECMO da benzer şekilde çalışır ve RV üzerinde benzer fizyolojik etki gösterir. Akut PE tedavisinde cerrahi embolektomiyi diğer tedavi yöntemleriyle karşılaştıran prospektif randomize çalışma yoktur. Verilerin çoğu retrospektif kohort çalışmalarından gelmektedir. Bu cerrahi seriler, esas olarak AHA/ACC PE Kategori D2-E2 özellikleri taşıyan (%30–100), CPR uygulanmış (%10–40) ve başarısız sistemik tromboliz sonrası kurtarma olgularını (%10–30) içeren akut PE hastalarından oluşmaktadır. Hastaların yüksek klinik ciddiyetine rağmen sağkalım oldukça iyidir; mortalite oranları preoperatif değişkenlere bağlı olarak %1–15 arasında değişmektedir. CPR gerektirmeyen hastalarda %97’nin üzerinde sağkalım bildirilmiştir. Preoperatif CPR yokluğunda morbidite de düşüktür. Erken ve orta dönem takipte dolum basınçlarının ve ekokardiyografik fonksiyonun normale dönmesiyle birlikte genellikle mükemmel RV iyileşmesi gözlenir. Modern serilerde kalıcı postoperatif mekanik dolaşım desteği gereksinimi bildirilmemiştir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Cerrahi embolektomi uygulanan akut PE hastalarını içeren kohort çalışmalarında hastaların büyük çoğunluğu geleneksel olarak yüksek riskli veya masif PE olarak sınıflandırılmış ve burada AHA/ACC PE Kategori D1-E2 (%30–100) olarak tanımlanmıştır. Ancak bu popülasyonda yalnız antikoagülasyon ile cerrahi embolektomiyi doğrudan karşılaştıran çalışma yoktur. AHA/ACC PE Kategori E1 özellikleri ile başvuran hastalarda cerrahi pulmoner embolektomi sonrası hastane içi sağkalım oranları birçok seride %97’nin üzerindedir ve morbidite düşüktür.

2. AHA/ACC PE Kategori D1-2 özellikleri taşıyan ve cerrahi embolektomi için seçilen akut PE hastalarında sonuçlar iyidir; morbidite ve hastane içi mortalite düşüktür (sağkalım >%97). Bununla birlikte cerrahi embolektominin yalnız antikoagülasyona üstünlüğü randomize çalışmalarla değerlendirilmemiştir.

3. Akut PE hastalarında sistemik tromboliz ile cerrahi embolektomiyi karşılaştıran birkaç randomize olmayan çalışma vardır. Cerrahi serilerdeki hastaların çoğu tromboliz uygulananlara kıyasla daha ağır klinik durumda olup genellikle başarısız tromboliz sonrası kurtarma olgularıdır. Çalışmalar küçük örneklemli olsa da bazı ortak bulgular vardır. Tüm nedenlere bağlı mortalite sistemik tromboliz alanlarda sayısal olarak daha yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı değildir; bu durum örneklem büyüklüğü ile ilişkili olabilir. Bir çalışmada sistemik tromboliz kardiyak mortalitenin hem tek değişkenli hem çok değişkenli öngördürücüsü olarak bulunmuştur. Başarısız tromboliz sonrası cerrahi embolektomi gerektiren hastalarda mortalite bazı serilerde tromboliz alanlarda daha yüksek bildirilmiştir (%27’ye karşı %3,6; P=0,1). Fatal ve nonfatal kanama komplikasyonları sistemik trombolizde cerrahiye göre daha fazladır. Cerrahi embolektomi sonrası intrakraniyal kanama bildirilmemiştir, ancak sistemik trombolizde belirgin risk vardır. Uzun dönem sağkalım benzer olsa da cerrahi embolektominin RV boyutunda daha fazla iyileşme, daha düşük sistolik PA basıncı ve daha iyi perfüzyon ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

4. AHA/ACC PE Kategori A-C kapsamındaki akut PE hastalarında cerrahi embolektomi için fizyolojik veya klinik bir endikasyon yoktur ve bu konuda çalışma bulunmamaktadır. AHA/ACC PE Kategori C2-3 hastaları bazı RV tutulumu bulguları gösterebilir; ancak hemodinamik olarak stabildirler ve RV disfonksiyonuna bağlı son organ hipoperfüzyon bulguları yoktur.

5. AHA/ACC PE Kategori E2 kapsamındaki akut PE hastalarının belirgin hemodinamik instabilitesi, tedaviden bağımsız olarak kötü prognoz ile ilişkilidir. Cerrahi serilerde bu hastalar postoperatif ölümlerin çoğunluğunu oluşturur; ölümler genellikle preoperatif kardiyak arrest sonrası gelişen anoksik beyin hasarına bağlıdır. Bu nedenle bu hasta grubunda cerrahi embolektominin VA-ECMO gibi diğer tedavilere üstünlüğünü destekleyecek yeterli kanıt yoktur.

6. İzlem ve Takip

6.1. 5.1. Post-Akut Pulmoner Emboli Yönetimi

6.2. 5.1.1. Akut PE İçin İzlem ve Takip Önerileri

Akut PE İçin İzlem ve Takip Önerileri
Akut PE İçin İzlem ve Takip Önerileri
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
C-LD
1. Akut PE’li hastalarda, hasta eğitimi sağlamak, antikoagülasyon tedavisine engelleri ele almak, reçete edilen ilaçlara uyumu güvence altına almak ve kanama komplikasyonlarını saptamak amacıyla taburculuğu takiben ilk hafta içinde klinik kontrol yapılması yararlıdır.1–3
1
C-EO
2. Akut PE’li hastalar, tanıdan itibaren en geç 3 ay içinde klinik değerlendirmeye alınmalı; antikoagülasyon süresi tartışılmalı, ileri tetkik gereksinimi gözden geçirilmeli ve persistan PE ile ilişkili semptomlar değerlendirilmelidir.
1
C-LD
3. Akut PE geçirmiş hastalara, en az 1 yıl boyunca her kontrolde PE ile ilişkili semptomlar ve fonksiyonel kısıtlılıklar sorulmalı; kronik tromboembolik pulmoner hastalık (CTEPD) veya dispne ve fonksiyonel kısıtlılığın diğer nedenleri açısından tarama yapılmalıdır.4,5–8
1
B-NR
4. Akut PE öyküsü olan ve uzatılmış fazda (tanıdan >3–6 ay sonra) antikoagülasyona devam eden hastalarda, tedavinin güvenliğini ve etkinliğini sağlamak amacıyla antikoagülasyona devamın risk ve yararları periyodik olarak yeniden değerlendirilmelidir.9,10
2a
B-NR
5. Akut PE’li hastalarda, takip vizitlerinde anksiyete ve depresyon açısından tarama yapmak için genel veya hastalığa özgü anketlerin kullanılması makuldür.11–14
2a
B-NR
6. Seçilmiş kompleks akut PE hastalarında, mümkünse bakımın tedaviyi optimize etmek amacıyla uzmanlaşmış bir PE kliniğinde sürdürülmesi makuldür.15
2b
B-NR
7. Akut PE’den 3–6 ay sonra semptomları devam eden hastalarda, fiziksel kısıtlılıkları nicel olarak değerlendirmek ve daha ileri inceleme gerektiren hastaları belirlemek amacıyla performans testleri (6 dakikalık yürüme testi, artan shuttle yürüme testi, dayanıklılık shuttle yürüme testi) yapılması düşünülebilir.5,16
Akut PE İçin İzlem ve Takip Önerileri Devamı
PE Risk Faktörleri Yokluğunda Kanser Taraması ve Trombofili Testleri
1
A
8. Tanımlanabilir risk faktörü olmaksızın akut PE gelişen hastalarda, ayrıntılı öykü, fizik muayene ve yaşa uygun kanser taramaları yapılmalı, saptanmamış malignitenin tanınması amaçlanmalıdır.17–20
2b
C-LD
9. Majör geri dönüşümlü risk faktörü olmaksızın akut PE geçiren, ailesinde tromboz öyküsü bulunan veya 55 yaşın altında olan hastalarda, sonuçların tedavi yaklaşımını değiştirmesi ya da aile içi risk değerlendirmesine katkı sağlaması bekleniyorsa, genetik ve kazanılmış trombofili testleri yapılması düşünülebilir.21,22
COR
LOE
Öneriler
3: Fayda Yok
A
10. Akut PE’li hastalarda, saptanmamış kanseri araştırmak amacıyla rutin BT veya PET-BT görüntüleme önerilmez.17,18
Kontrasepsiyon, Gebelik ve Hormonal Tedavi
1
C-EO
11. Doğurganlık potansiyeli olan akut PE’li hastalara, gebelik durumunda kontrasepsiyon ve antikoagülasyon seçenekleri hakkında danışmanlık verilmelidir.
2a
C-EO
12. PE geçirmiş ve gebelik gelişen hastalarda, trombotik komplikasyonlar konusunda uzmanlaşmış bir ekip tarafından yönetim, gebelikle ilişkili komplikasyonları azaltmak açısından yararlı olabilir.
2a
C-LD
13. PE tedavisi veya profilaksisi amacıyla antikoagülan kullanan ve anormal uterin kanama yaşayan ya da risk altında olan hastalarda, antikoagülasyonu kesmek yerine, medikal tedavi (ör. hormonal tedaviler), alternatif antikoagülasyon stratejileri ve jinekolojik girişimsel yaklaşımlar tartışılmalıdır.23–27
2b
C-LD
14. Akut PE’li ve östrojen içeren hormonal tedaviye ihtiyaç duyan veya bu tedavi planlanan hastalarda, hasta antikoagülasyon altında kalmak koşuluyla yarar-zarar dengesi uygun ise hormonal tedavinin başlatılması veya sürdürülmesi düşünülebilir.26

* Uzmanlaşmış bakımdan yarar görmesi muhtemel kompleks hastalar Tablo 8’de belirtilmiştir.
† Uzman klinikler; pulmonoloji/yoğun bakım, hematoloji, kardiyoloji, vasküler tıp alanlarında deneyimli merkezler veya mevcutsa multidisipliner PERT kliniği olarak tanımlanır.

Tablo: Yönetim İçin Uzmanlaşmış Kliniğe Yönlendirme Endikasyonları
Endikasyon
Açıklama
Kompleks antikoagülasyon yönetimi
INR değerlerinde dalgalanma, böbrek fonksiyonunda değişkenlik, antikoagülasyon tedavisinde sık doz ayarlama veya yakın izlem gereksinimi, antikoagülanlara karşı alerji ya da yüksek riskli/aktif kanama öyküsü bulunan hastalar.
VTE öyküsü veya rekürren PE
Tekrarlayan VTE öyküsü olan veya nüks riski yüksek olan hastalar.
Devam eden semptomlar
Dispne veya egzersiz intoleransı gibi süregelen semptomları olan ve kronik tromboembolik pulmoner hastalık (CTEPD) açısından değerlendirme gerektirebilecek hastalar.
Gebelikle ilişkili PE
Gebelik veya postpartum dönemde PE gelişen ve gebelik sürecinde ve doğum sonrası dönemde antikoagülasyon yönetiminin karmaşıklığı nedeniyle uzmanlaşmış bakım gerektiren hastalar.
Komplike klinik tablo
Kanser veya ciddi kronik hastalıklar gibi eşlik eden kompleks tıbbi durumları bulunan, standart tedaviyi zorlaştırabilecek PE hastaları.
Uzman ikinci görüş
Kompleks hasta yönetimi için ikinci görüş talep eden hastalar veya yönlendiren hekimler.

CTEPD: Kronik tromboembolik pulmoner hastalık; INR: Uluslararası normalize oran; PE: Pulmoner emboli; VTE: Venöz tromboembolizm.

Özet

PE yönetiminin temel bileşenlerinden biri uygun ayaktan takip sürecidir. Ayaktan izlemin başlıca amaçları; semptomlardaki düzelmeyi değerlendirmek, antikoagülasyonun uygunluğunu ve tedaviye uyumu sağlamak, tekrarlayan VTE ve kanama risklerini bireysel olarak değerlendirmek, uygun durumlarda altta yatan trombofiliyi araştırmak ve PE’nin uzun dönem sekellerini (örneğin CTEPD) saptamaktır. Komplike olmayan bir seyir gösteren hastalarda birinci basamak hekimi takibi genellikle yeterlidir. Buna karşılık karmaşık seyirli hastalar, uzmanlık kliniğinde veya multidisipliner yaklaşımla sağlanan ileri bakıma ihtiyaç duyar. Başlangıçta hasta eğitimi ve ilaç uyumu vurgulanır; özellikle ayaktan yönetilen PE hastalarında bu kritik öneme sahiptir. Bu etkileşim yüz yüze veya sanal ortamda; hemşireler, ileri uygulama sağlayıcıları, eczacılar veya hekimler tarafından gerçekleştirilebilir. Akut PE’den yaklaşık 3 ay sonra, antikoagülasyon süresini tartışmak, devam eden semptomları değerlendirmek ve ileri tetkik gereksinimini belirlemek amacıyla hekim veya ileri uygulama sağlayıcısı ile planlı bir ziyaret yapılmalıdır. Klinik değerlendirme, aile öyküsü ve akut PE’nin ortaya çıkış koşulları; trombofili, kanser veya eşlik eden hastalıklar gibi olası altta yatan nedenlerin araştırılmasını yönlendirir. Fonksiyonel kısıtlılığın değerlendirilmesi ve ek görüntüleme gereksiniminin belirlenmesi, CTEPD’yi saptamak ve fonksiyonel kısıtlılığa katkıda bulunabilecek diğer tanıları değerlendirmek açısından önemlidir. Fiziksel semptomların ötesinde, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete değerlendirilmelidir. Ayrıca üreme çağındaki kadınlara kontrasepsiyon, gebelik planlaması ve menstrüel kanama konularında danışmanlık verilmelidir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Farklı takip aralıklarını randomize olarak karşılaştıran klinik çalışmalar bulunmamakla birlikte, akut PE sonrası ayaktan bakım programlarının çoğu taburculuktan kısa süre sonra hasta ile iletişimi içerir. Dikkatle seçilmiş hastalarda ayaktan yönetim stratejisi ile advers olay ve yeniden hastaneye yatış oranlarının düşük olduğu gösterilmiştir. İlk takip görüşmeleri hemşireler, ileri uygulama sağlayıcıları, eczacılar veya hekimler tarafından yüz yüze ya da tele-sağlık yoluyla yapılabilir. Bu erken ziyaretler hasta eğitimine odaklanmalı, bakım ve antikoagülasyon tedavisine ilişkin başlangıç engellerini ve hasta ile ailesinin sorularını ele almalıdır. Çoğu programda bu ilk ziyaret taburculuktan sonraki 48 saat ile 7 gün arasında planlanır.

2. Akut PE hastalarında başlangıç tedavi fazı 3–6 ay sürer. Bu süre içindeki bir ziyaret; antikoagülasyon süresinin belirlenmesi, VTE rekürrens riski, antikoagülasyon süresini etkileyebilecek risk faktörlerinin (örneğin kanser veya trombofili) araştırılması ve girişim öncesi antikoagülasyon yönetiminin planlanması için önemli bir fırsattır. Ayrıca üreme çağındaki kadınlarda kontrasepsiyon ve VTE rekürrensi ile ilişkili hormonal riskler mutlaka ele alınmalıdır.

3. Semptomatik PE geçiren hastaların üçte biri ile yarısı, aylar hatta yıllar boyunca dispne veya fiziksel aktivite kısıtlılığı bildirmektedir. RV disfonksiyonu ile ilişkili akut PE sonrasında nefes darlığı daha sık görülür ve CTEPD’nin ilk belirtisi olabilir. Pulmoner hipertansiyonla seyreden CTEPD, akut PE vakalarının %2,3–4’ünde gelişir. Ancak CTEPD tanısı sıklıkla gecikir; çünkü dekondisyon, anemi, kalp yetmezliği, obstrüktif uyku apnesi ve ventilatuvar problemler gibi durumlarla örtüşebilir. Bu durumların erken saptanıp tedavi edilmesi yaşam kalitesini artırır. RV disfonksiyonlu akut PE sonrası 2–4. ayda yapılan takipte hastaların yarısında yorgunluk veya dispneye bağlı aktivite kısıtlılığı saptanmıştır; bu hastaların %77’sinde perfüzyon sintigrafisi veya ekokardiyografi anormalliği bulunmuştur. Kalan %23’te ise diğer nedenler saptanmıştır. Bu bulgular semptomatik hastaların dikkatli takibinin önemini vurgular. Uluslararası Sağlık Sonuçları Ölçüm Konsorsiyumu, PE sonrası 3. ay, 6. ay, 1. yıl ve sonrasında yıllık değerlendirme önermektedir.

4. Klinik durum statik değildir; bu nedenle 3–6 aylık başlangıç fazı sonrasında uzatılmış antikoagülasyon alan hastalarda kanama ve tromboz rekürrens riskinin periyodik olarak yeniden değerlendirilmesi önerilir. Bu değerlendirmelerde devam eden antikoagülasyon gereksinimi gözden geçirilmeli ve eş zamanlı ilaç etkileşimleri, böbrek ve karaciğer fonksiyonları gibi bireysel faktörler dikkate alınmalıdır. DOAC ile izlenen bir popülasyonda hastaların yaklaşık %13’ünde kritik uyarılar saptanmıştır; bunlar yetersiz doz veya ilaç-ilaç etkileşimi ile ilişkilidir. Çoğu elektronik kayıt sistemi gerçek zamanlı uyarı sağlar; ancak bu uyarılara hızlı yanıt verecek iş akışlarının kurulması da aynı derecede önemlidir.

5. Depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu PE geçiren hastalarda sık görülür ve zamanla devam edebilir. Pek çok hasta takip sürecinde yeterli destek ve bilgi alamadığını belirtmektedir. Bu nedenle VTE yönetiminde yalnız fiziksel değil, psikolojik boyutun da tanınması gerekir. Depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres için tarama yapılması ve yaşam kalitesinin genel veya hastalığa özgü ölçeklerle değerlendirilmesi uygun yönlendirme açısından önerilir.

6. Mevcutsa, PE takibinin bir uzmanlık kliniğinde yapılması uygundur. Bu özellikle başlangıçta hemodinamik instabilite, tekrarlayan veya provokesiz tromboz ya da uzun hastane yatışı olan hastalarda önemlidir. Multidisipliner klinikler pulmoner/kritik bakım, hematoloji, kardiyoloji, vasküler tıp ve/veya eczacılık uzmanlarını içerebilir. Bu model retrospektif çalışmalar ve uzman görüşü ile desteklenmektedir. Bu kliniklerde uygun antikoagülasyon dozu ve süresi değerlendirilmeli, gerekli durumlarda trombofili testleri yapılmalı, IVC filtre geri alınması planlanmalı ve CTEPD gibi sekeller araştırılmalıdır. Takip zamanlaması hastanın başlangıçtaki klinik ciddiyetine göre belirlenmeli ve genellikle 1–3 ay içinde yapılmalıdır.

7. Kardiyopulmoner egzersiz testi CTEPD tanısında altın standart kabul edilse de erişilebilirlik ve maliyet sınırlamaları vardır. Minimal ekipman gerektiren alternatif performans testleri değerli bilgiler sağlar. Altı dakikalık yürüme testi en pratik yöntemlerden biridir; 30 metrelik bir parkurda hastanın 6 dakika boyunca yürüdüğü mesafe ölçülür. Akut PE’den 1 ay sonra ölçülen 6 dakikalık yürüme mesafesi, 1 yıldaki egzersiz kısıtlılığını öngörebilir. Artımlı ve dayanıklılık shuttle yürüme testleri de egzersiz kapasitesini değerlendirmede kullanılabilir.

8. Akut PE hastalarında, majör geri dönüşümlü risk faktörü yoksa ilk yıl içinde %4–10 oranında kanser tanısı konmaktadır. İnsidans yaşla artar. Kanserlerin yaklaşık yarısı ayrıntılı anamnez ve fizik muayene ile saptanır. Bu nedenle kapsamlı anamnez, fizik muayene ve ulusal rehberlere uygun yaşa göre kanser taraması, gizli maligniteleri saptamak için uygun stratejidir.

9. Cerrahi, majör travma veya immobilizasyon gibi belirgin ve geri dönüşümlü büyük risk faktörleriyle ilişkili PE geçiren hastalarda trombofili testi önerilmez. Bu hastalarda rekürrens riski düşüktür ve trombofili varlığından bağımsız olarak antikoagülasyon süresi sınırlı olacaktır. PE için belirgin provoke edici bir neden saptanamayan durumlarda ise kalıtsal trombofili testleri genellikle tedavi süresini anlamlı biçimde değiştirmez. Ayrıca trombofili testlerinin; ayrımcılık riski ve psikolojik etkiler gibi istenmeyen sonuçlara yol açabileceği unutulmamalıdır.

Yaygın genetik mutasyonlarda izole heterozigotluk (örneğin faktör V Leiden veya protrombin gen mutasyonu) rekürrens riskiyle tutarlı biçimde ilişkili değildir ve genellikle antikoagülasyon süresini etkilemez. Buna karşılık doğal antikoagülan eksiklikleri (antitrombin, protein C, protein S) daha yüksek rekürrens riskiyle ilişkilidir ve uzatılmış antikoagülasyon gerektirebilir. Bu durumlar nadirdir, genellikle daha genç yaşta ortaya çıkar ve sıklıkla ailede tromboz öyküsüyle birliktedir.

Trombofili testi planlanmadan önce potansiyel risk ve faydalar ile test sonucunun hasta yönetimini nasıl etkileyeceği ayrıntılı biçimde tartışılmalıdır. Genetik test öncesinde genetik danışmanlık önerilir. Karar süreci hasta ile ortak karar verme yaklaşımıyla yürütülmelidir. Genetik ve immünolojik testler herhangi bir zamanda yapılabilir. Ancak koagülasyona dayalı testler akut PE fazında tüketim ve antikoagülan kullanımı nedeniyle etkilenir. Bu nedenle akut fazda yapılmamalı ve antikoagülanların test sonuçlarına etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.

10. Genişletilmiş kanser tarama stratejileri (örneğin FDG-PET veya BT) erken dönemde tanı konan kanser sayısını bir miktar artırsa da, bu fark bir yıl sonunda kaybolur. Daha da önemlisi, akut PE hastalarında mortalite üzerinde fayda göstermez ve kanserleri daha erken ya da küratif aşamada saptadığını kanıtlamaz. Ayrıca ek girişimler ve ekonomik maliyet artışına yol açar.

11. Tüm oral antikoagülanların, gebelikte teratojenite dahil olmak üzere advers etki potansiyeli vardır. Gebelik planlamayan hastalara etkili kontrasepsiyon konusunda danışmanlık verilmelidir. Oral antikoagülan kullanırken gebe kalan hastalar, gebelikte güvenli kabul edilen bir ajana geçiş için derhal sağlık ekibiyle iletişime geçmelidir. Gebelik planlayan hastalar ise uygun zamanlama, izlem ve güvenli antikoagülasyon stratejisi için önceden plan yapmalıdır.

12. PE geçirmiş ve gebe olan veya gebelik planlayan hastalar, yüksek riskli gebelik yönetiminde deneyimli bir ekip tarafından izlenmelidir. İdeal olarak ekipte tromboz, maternal-fetal tıp ve kardiyopulmoner alanlarda uzman hekimler bulunmalıdır. Oral antikoagülasyon alan hastalar LMWH gibi alternatif ajanlara geçiş gerektirebilir. Önceden PE öyküsü olan ve aktif antikoagülasyon almayan hastalarda gebelik ve postpartum dönemde tromboprofilaksi gerekebilir. Doğum için kanama riskini azaltacak şekilde önceden planlama yapılmalıdır.

13. Antikoagülan kullanan kadınlarda anormal uterin kanama (AUK)—menoraji, intermenstrüel veya postmenopozal kanama dahil—sıktır. Majör veya klinik olarak anlamlı nonmajör kanama oranı düşük (%0–2) olsa da, kanama yaşam kalitesini etkiler ve sıklıkla tedavinin kesilmesine yol açar. AUK riski antikoagülanlara göre değişir. Warfarine kıyasla rivaroksaban ve edoksaban daha yüksek kanama riski taşır; dabigatran daha düşük riskle ilişkilidir; apiksaban ise anlamlı fark göstermez. Bu konuda tüm oral antikoagülanları doğrudan karşılaştıran randomize çalışmalar yoktur. İlaç seçimi, etkinlik ve kanama riski dengelenerek hasta özellikleri ve tercihleri doğrultusunda yapılmalıdır.

AUK yönetimi bireyselleştirilmelidir. PALM–COEIN sınıflaması (Polip, Adenomyozis, Leiomyom, Malignite/hiperplazi, Koagülopati, Ovulatuar disfonksiyon, Endometriyal, İyatrojenik, Diğer) altta yatan nedeni belirlemede yol gösterir. İlk basamak genellikle medikal tedavidir: yüksek doz yalnız progestin, kombine hormonal kontraseptifler (antikoagülasyon altındaysa) veya levonorgestrel salan intrauterin sistem. Yetersiz kalırsa endometrial ablasyon gibi cerrahi seçenekler düşünülebilir. Jinekoloji ile disiplinler arası iş birliği esastır. Östrojen içeren kontraseptifler ve hormon replasman tedavileri tromboz riski taşımakla birlikte; kontrasepsiyon, uterin kanama kontrolü, dismenore, hiperandrojenik semptomlar veya menopozal vazomotor semptomlar için bazı durumlarda gerekli olabilir.

14. EINSTEIN ve MEGA çalışmalarının post hoc analizlerinde, terapötik doz antikoagülasyon altında östrojen içeren hormonal tedavi alan premenopozal veya postmenopozal kadınlarda VTE rekürrensinde artış saptanmamıştır. Klinik olarak gerekli durumlarda, hasta terapötik doz antikoagülasyon altındaysa hormonal tedavinin sürdürülmesi düşünülebilir. Ancak uzatılmış sekonder profilakside kullanılan düşük doz antikoagülanlarla birlikte hormonal tedavinin güvenliği hakkında veri yoktur.

6.3. 5.1.2. Hasta Aktivitesi ve Seyahat İçin Öneriler

Hasta Aktivitesi ve Seyahat İçin Öneriler
Hasta Aktivitesi ve Seyahat İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
2a
A
1. Akut PE’den iyileşen hastalarda, komplikasyon riskini azaltmak amacıyla yatak istirahati yerine erken mobilizasyonun teşvik edilmesi makuldür.1
2a
B-R
2. Akut PE öyküsü olan hastalarda, uzun süreli (≥5 saat) seyahatlerde kompresyon çorabı kullanımı, DVT riskini azaltmak açısından yararlı olabilir.2,3
2b
C-EO
3. Seyahat veya immobilite ile ilişkili akut PE öyküsü bulunan ve halen antikoagülasyon tedavisi almayan hastalarda, uzun süreli seyahat günü tek doz profilaktik oral antikoagülan veya parenteral düşük molekül ağırlıklı heparin (LMWH) kullanılması, rekürren VTE riskini azaltmak amacıyla düşünülebilir.
2b
C-LD
4. AHA/ACC PE Kategorileri C2–E’de yer alan akut PE’den iyileşen hastalarda, tedavi başlangıcından sonraki ilk 4 hafta boyunca veya semptomlar tamamen düzelene kadar uzun süreli seyahatin kısıtlanması, advers olay riskini azaltmak açısından düşünülebilir.1

Özet

Akut PE (pulmoner emboli) tanısı alan birçok hasta ve klinisyeni, güvenli mobilizasyon ve ulaşım yöntemlerini merak etmektedir. Antikoagülasyon başlatıldıktan sonra, genel tıbbi durum açısından güvenli ise erken mobilizasyon venöz stazı azaltabilir ve ek dekondisyonu önlemeye yardımcı olabilir. Özellikle endişe yaratan bir diğer konu ise sonraki seyahatler ve PE ile ilişkili riskleri ve nüksü azaltmaya yönelik girişimlerdir. Seyahat, ister araba, tren ya da uçakla olsun, sıklıkla sınırlı hareketlilik içerir ve bu durum venöz staz yoluyla VTE riskini artırabilir. Akut PE tanısından hemen sonraki dönem, sağ ventrikülün (RV) ve akciğer parankiminin akut PE hasarından iyileşmekte olduğu ve VTE nüks riskinin en yüksek olduğu zamandır. Bu nedenle, hastaların bu dönemde önleyici tedbirler alması uygun olabilir. Bu önlemler; sık aralıklarla mobilizasyon, uzun mesafeli seyahatin sınırlandırılması ve venöz stazı azaltmak için kompresyon çorabı kullanımı gibi uygulamaları içerebilir. Seyahatle ilişkili akut PE geçirmiş hastalarda, VTE riskini azaltmaya yönelik daha uzun dönemli önleyici stratejiler de değerlendirilebilir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Akut PE, DVT veya her ikisi olan ve standart antikoagülasyon tedavisi alan hastalarda yatak istirahati ile erken mobilizasyonun sonuçları, randomize kontrollü çalışmalar (RKÇ) ve prospektif kayıt çalışmalarından elde edilen 3048 hastayı içeren bir meta-analizde incelenmiştir.¹ Meta-analiz, erken mobilizasyonun; yeni PE gelişimi ve DVT progresyonu insidansında azalma eğilimi ile birlikte, uzamış yatak istirahatine kıyasla daha düşük genel mortalite oranı ile ilişkili olduğunu göstermiştir.¹

2918 hastayı içeren 12 randomize çalışmanın değerlendirildiği yakın tarihli bir Cochrane derlemesi, ≥5 saatlik uzun mesafeli hava yolculuğu sırasında kompresyon çorabı kullanan hastalarda, kullanmayanlara kıyasla asemptomatik DVT riskinde anlamlı azalma olduğunu göstermiştir. Buna paralel olarak, DVT riskindeki azalmanın uzun mesafeli seyahat eden bireylerde akut PE riskini de azaltması muhtemeldir.³

PE öyküsü olan birçok hasta, başlangıç tedavi fazını (3–6 ay) tamamladıktan sonra süresiz antikoagülasyon tedavisine devam etmemektedir. Uzatılmış fazda antikoagülasyona devam etmeme kararı alan, ancak daha önce seyahat veya immobilizasyona bağlı PE geçirmiş hastalarda, uzun mesafeli seyahatler sırasında (örneğin ≥4 saatlik uçuş) tekrarlayan PE’yi önlemek amacıyla tek doz profilaktik yoğunlukta antikoagülan kullanımı makuldür. Bu, tek doz parenteral düşük molekül ağırlıklı heparin (LMWH) veya bir DOAK kullanılarak sağlanabilir.

AHA/ACC PE Kategori C–E ile uyumlu sağ ventrikül disfonksiyonu bulunan akut PE hastaları genellikle sağ ventrikül fonksiyonunun toparlanması, pulmoner oksijenasyonun normale dönmesi ve dispnenin gerilemesi için daha uzun bir iyileşme süresine ihtiyaç duyar. Bu hastalar ayrıca mortalite dahil 30 günlük advers olaylar açısından daha yüksek risk altındadır.⁴ Uzun süreli seyahatle ilişkili artmış venöz staz ve hava yolculuğunda görülen düşük oksijen seviyeleri ile basınç değişikliklerinin oluşturduğu stres, sağ ventrikül disfonksiyonu yaşamış veya devam eden PE’ye bağlı semptomları (örneğin dispne) bulunan akut PE hastalarında ek risk oluşturabilir.

6.4. 5.2. Nüks Riskine Göre Antikoagülasyon Tedavisi

Nüks Riskine Göre Antikoagülasyon Tedavisi
Uzatılmış Antikoagülasyon (Extended Phase) İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
A
1. İlk akut PE’si olan ve majör geri dönüşümlü risk faktörü bulunmayan hastalarda, başlangıç tedavi fazının (3–6 ay) ardından uzatılmış tedavi fazında antikoagülasyona devam edilmesi, rekürren VTE’yi önlemek açısından yararlıdır.1–4
1
B-NR
2. Majör geri dönüşümlü risk faktörüne bağlı ilk akut PE’de, başlangıç tedavi fazının (3–6 ay) sonunda antikoagülasyonun sonlandırılması, uzatılmış tedavi fazına devam edilmesine kıyasla önerilir; böylece rekürren VTE ile kanama arasındaki net klinik fayda optimize edilir.5
1
C-LD
3. Persistan risk faktörüne bağlı ilk PE’de, başlangıç tedavi fazından (3–6 ay) sonra uzatılmış tedavi fazında antikoagülasyona devam edilmesi, rekürren VTE’yi önlemek açısından makuldür.6
1
A
4. Uzatılmış tedavi fazında (3–6 ay sonrası) antikoagülasyon önerilen hastalarda, kontrendikasyon yoksa, kanama riskini azaltmak amacıyla DOAK’lar, vitamin K antagonistlerine (VKA) tercih edilir.7–9
1
A
5. Kanserli PE hastalarında uzatılmış tedavi fazında, rekürren VTE riskini azaltmak amacıyla DOAK veya düşük molekül ağırlıklı heparin (LMWH), VKA’ya tercih edilir.10–15
1
B-R
6. Kanser olmayan ve DOAK kullanımı kontrendike olan PE hastalarında, uzatılmış tedavi fazında, rekürren VTE riskini azaltmak amacıyla VKA, aspirin veya tedavisiz izleme tercih edilebilir.16–18
1
A
7. Uzatılmış tedavi fazında antikoagülasyon önerilen PE hastalarında, kanama riskini azaltmak amacıyla düşük doz apiksaban veya rivaroksaban kullanımı önerilir.8,19,20
2a
B-NR
8. Minör geri dönüşümlü risk faktörüne bağlı ilk akut PE’de, başlangıç tedavi fazı sonunda (3–6 ay), antikoagülasyonu sonlandırma veya uzatılmış tedavi fazına devam etme konusunda paylaşılan karar verme yaklaşımı makuldür.3
2a
B-R
9. Uzatılmış tedavi fazı önerilen ancak antikoagülasyonu tolere edemeyen veya kabul etmeyen hastalarda, rekürren VTE riskini azaltmak amacıyla düşük doz aspirin veya tedavisiz izlem tercih edilebilir.21,22

Özet (Synopsis)

İlk PE (pulmoner emboli) epizodundan sonra tekrarlayan VTE olasılığı, başlangıçtaki PE sırasında VTE için risk faktörlerinin mevcut olup olmamasına bağlıdır. Bu faktörler; majör geri dönüşümlü risk faktörleri, minör geri dönüşümlü risk faktörleri, kalıcı (kronik) risk faktörleri veya hiçbirinin bulunmaması durumunda geri dönüşümlü ya da kalıcı risk faktörlerinin yokluğu şeklinde sınıflandırılabilir (Tablo 9). Akut PE’si olan ve majör geri dönüşümlü risk faktörü bulunan hastalarda tekrarlayan VTE riski düşüktür ve bu bireylerde antikoagülasyon güvenle sonlandırılabilir. Minör geri dönüşümlü risk faktörü veya kalıcı risk faktörü ile ilişkili VTE’si olan hastalarda, başlangıç tedavi süresi olan 3–6 ayın ötesinde tedaviye devam kararı, tekrarlayan VTE riski ile kanama riski dengelenerek verilmelidir. Tanımlanabilir risk faktörü olmayan bireylerde tekrarlayan VTE riski yüksektir ve bu hastalar uzatılmış faz antikoagülasyon için değerlendirilmelidir. VTE tedavisi birkaç faza ayrılabilir: başlangıç (initiation) fazı, ilk tedavi (initial treatment) fazı ve uzatılmış tedavi (extended treatment) fazı. Akut VTE ilk tanı aldığında, apiksaban 7 gün boyunca günde iki kez 10 mg, rivaroksaban 21 gün boyunca günde iki kez 15 mg, dabigatran veya edoksaban başlanmadan önce ≥5 gün parenteral antikoagülasyon veya uluslararası normalize oran (INR) ≥2 sağlanana kadar parenteral antikoagülasyon (örneğin LMWH) ile birlikte bir VKA kullanımı gibi rejimlerle antikoagülasyon başlatılır. İlk idame tedavi fazı, başlangıç fazını takiben gelir ve 3 ila 6 ay devam eder. İlk tedavi fazının sonunda, antikoagülasyonun uzatılmış tedavi fazına devam edilip edilmeyeceğine karar verilir; uzatılmış faz, başlangıçtaki 3 ila 6 ayın ötesinde, öngörülen bir bitiş tarihi olmaksızın antikoagülasyonun sürdürülmesi olarak tanımlanır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Tanımlanabilir bir risk faktörü olmaksızın VTE geliştiren bireyler, antikoagülasyon kesildikten sonra tekrarlayan VTE açısından yüksek risk altındadır (10 yılda yaklaşık %30–40).¹˒³ Başlangıç tedavi fazından sonra antikoagülasyonun kesilmesi ile karşılaştırıldığında uzatılmış faz antikoagülasyona (genellikle varfarin) randomize edilen, provokasyonsuz VTE’li 281 hastayı içeren bir çalışmada, uzatılmış faz antikoagülasyon tekrarlayan VTE’de %80 göreceli risk azalması ile ilişkili bulunmuştur (100 hasta-yıl başına 2.75’e karşı 13.54 olay) ve majör kanamada anlamlı artış saptanmamıştır.⁴ Provokasyonsuz VTE nedeniyle uzatılmış fazda antikoagülasyon alan 26 çalışmayı (15.603 hasta) içeren bir meta-analizde, tekrarlayan VTE insidansı 100 kişi-yıl başına 1.41 olarak bulunmuştur.² Bu nedenle, tanımlanabilir risk faktörü olmayan hastalarda uzatılmış faz antikoagülasyon, tekrarlayan VTE riskini anlamlı şekilde azaltmıştır.

Akut PE ve majör geri dönüşümlü risk faktörü bulunan hastalarda, ilk tedavi fazından (3–6 ay) sonra antikoagülasyonun kesilmesi düşük tekrarlayan VTE riski ile ilişkilidir. Bu durum özellikle PE’nin cerrahi bir risk faktörü zemininde geliştiği durumlarda geçerlidir (yıllık olay oranı hasta-yıl başına <%1).⁵ Majör geri dönüşümlü risk faktörü bulunan hastalarda VTE nüks riski, bireyin 3–6 ay antikoagülasyon almış olması ile 24 aya kadar antikoagülasyon almış olması arasında benzerdir; bu durum, bu hastalarda 3–6 ayın ötesinde antikoagülasyonu uzatmanın ek fayda sağlamadığını düşündürmektedir.³

İnflamatuvar bağırsak hastalığı, otoimmün hastalıklar ve kronik immobilite gibi kalıcı risk faktörleri varlığında VTE geliştiren bireyler, geçici risk faktörleri olan hastalara göre hem ilk VTE hem de tekrarlayan VTE açısından daha yüksek risk altındadır.²³ Örneğin, otoimmün hastalığı olan hastalarda tekrarlayan VTE riski, otoimmün hastalığı olmayanlara göre 1.7 kat daha fazladır.²⁴ Bu nedenle, kalıcı risk faktörü bulunan hastalarda tekrarlayan olay riskini azaltmak amacıyla antikoagülasyonun uzatılmış fazda sürdürülmesi makul olabilir.⁶

Birden fazla randomize çalışma, gözlemsel kohort çalışması ve meta-analiz, uzatılmış fazda (ilk 3–6 ayın ötesinde) antikoagülasyon alan hastalarda DOAK’ların plasebo, aspirin veya varfarin ile karşılaştırıldığında etkinlik ve güvenliğini değerlendirmiştir. >4000 hastayı içeren bir randomize çalışmada, dabigatran plaseboya üstün ve tekrarlayan veya fatal VTE açısından varfarine karşı noninferior bulunmuş, dabigatran, varfarin ve plasebo arasında majör kanama açısından fark saptanmamıştır.²⁵ >1100 hastayı içeren bir randomize çalışmada, rivaroksaban 20 mg/gün plaseboya kıyasla tekrarlayan VTE riskinde anlamlı azalma ile ilişkili bulunmuş ve majör kanama riski benzer olmuştur.²⁶ >3300 hastayı içeren başka bir randomize çalışmada, rivaroksaban 20 mg/gün veya 10 mg/gün, aspirin 100 mg/gün ile karşılaştırıldığında tekrarlayan VTE riskini anlamlı şekilde azaltmış ve üç grup arasında majör kanama açısından fark olmamıştır.²⁷ >2400 hastayı içeren bir randomize çalışmada, apiksaban 2.5 mg günde iki kez ve 5 mg günde iki kez, plasebo ile karşılaştırıldığında tekrarlayan VTE ve tüm nedenlere bağlı mortalite riskini anlamlı şekilde azaltmış ve üç grup arasında majör kanama açısından fark olmamıştır.²⁸ Son olarak, >8200 hastayı içeren bir RKÇ’de edoksaban, varfarin ile karşılaştırıldığında benzer tekrarlayan VTE riski ve varfarine göre daha düşük klinik olarak anlamlı kanama riski ile ilişkili bulunmuştur.⁷ Ardışık retrospektif çalışmalar ve >62.000 hastayı içeren bir meta-analiz, kanama riskinin DOAK ile varfarine kıyasla daha düşük olduğunu göstermiştir.⁸˒⁹

Aktif kanser varlığında veya kanser tedavisi gören hastalarda VTE geliştiğinde tekrarlayan VTE riski yüksektir.²⁹ Aktif kanser ve VTE’si olan hastalarda LMWH, varfarin ile karşılaştırıldığında daha düşük tekrarlayan VTE riski ve benzer majör kanama riski ile ilişkilidir.³⁰˒³¹ DOAK’lar (apiksaban, rivaroksaban ve edoksaban), LMWH ile karşılaştırıldığında tekrarlayan VTE açısından noninferior olup benzer majör kanama riskine sahiptir.¹²˒³²–³⁵

Akut PE’li >500 hastayı içeren 2 randomize çalışmada, varfarin plasebo ile karşılaştırıldığında tekrarlayan VTE riskini anlamlı şekilde azaltmış ancak daha yüksek kanama riski ile ilişkili bulunmuştur.¹⁶˒¹⁷ Akut PE’li >22.000 hastayı içeren ve varfarini aspirin veya plasebo ile karşılaştıran bir meta-analizde, VKA tekrarlayan VTE riskinde anlamlı azalma ile ilişkili bulunmuş ancak daha yüksek kanama riski pahasına olmuştur.¹⁸

3396 hastayı içeren bir randomize çalışmada, uzatılmış antikoagülasyon için rivaroksaban 20 mg/gün, 10 mg/gün veya aspirin 100 mg/gün alan hastalarda, rivaroksaban 10 mg/gün, rivaroksaban 20 mg/gün ile karşılaştırıldığında tekrarlayan VTE ve majör kanama açısından benzer risk ile ilişkili bulunmuştur.²⁷ 2486 hastayı içeren bir randomize çalışmada, uzatılmış antikoagülasyon için apiksaban 2.5 mg günde iki kez, 5 mg günde iki kez veya plasebo alan hastalarda, apiksaban 2.5 mg günde iki kez, apiksaban 5 mg günde iki kez ile karşılaştırıldığında tekrarlayan VTE, VTE’ye bağlı ölüm ve majör kanama açısından benzer risk ile ilişkili bulunmuştur.²⁸ Ancak bu çalışmalar, rivaroksabanın her iki dozunun (20 mg/gün veya 10 mg/gün) ya da apiksabanın her iki dozunun (5 mg günde iki kez veya 2.5 mg günde iki kez) aspirin veya plaseboya üstünlüğünü değerlendirmek üzere güçlendirilmiş olup, 20 mg/gün ile 10 mg/gün rivaroksaban veya 5 mg ile 2.5 mg apiksaban dozlarının doğrudan karşılaştırılması için tasarlanmamıştır. RENOVE (Provokasyonsuz Venöz Tromboembolizm Sonrası Azaltılmış Doz Versus Tam Doz DOAK) çalışmasında, nüks riski artmış 2768 VTE hastası, başlangıçtaki 6–24 aylık antikoagülasyon sonrası azaltılmış doz apiksaban (2.5 mg günde iki kez) veya rivaroksaban (10 mg/gün) ya da tam doz apiksaban (5 mg günde iki kez) veya rivaroksaban (20 mg/gün) almak üzere randomize edilmiştir.¹⁹ Tüm gruplarda VTE oranları düşüktü (%2.2’ye karşı %1.8; azaltılmış doz ile tam doz için düzeltilmiş HR, 1.32 [95% GA, 7.7–12.1]).¹⁹ Majör veya klinik olarak anlamlı nonmajör kanama oranı, azaltılmış doz DOAK grubunda (%9.9), tam doz DOAK grubuna (%15.2; düzeltilmiş HR, 0.61 [95% GA, 0.48–0.79]) kıyasla daha düşüktü.¹⁹ API-CAT (Apiksaban Kanserle İlişkili Tromboz Çalışması) çalışmasında, kanserle ilişkili VTE’si olan 1766 hasta, en az 6 aylık tedavi sonrası apiksaban 2.5 mg veya 5 mg günde iki kez almak üzere randomize edilmiştir.²⁰ Tekrarlayan VTE oranı her iki grupta benzerdi (%2.1’e karşı %2.8; HR, 0.76 [95% GA, 0.41–1.41]). Klinik olarak anlamlı kanama oranı %12.1’e karşı %15.6 idi (HR, 0.75 [95% GA, 0.58–0.97]), bu da yarım doz DOAK’ın, VTE nüksü ve kanama açısından yüksek riskli hastalarda bile güvenli ve etkili olabileceğini düşündürmektedir.

Minör, özellikle cerrahi dışı geri dönüşümlü risk faktörü varlığında VTE geliştiren bireyler, antikoagülasyon kesildikten sonra tekrarlayan VTE riski altındadır (yıllık olay oranı %4.2–7.1).³⁶ Bu nedenle, tedavi fazı sonunda antikoagülasyonu kesme veya uzatılmış faza devam etme kararı, tekrarlayan VTE riski ile kanama riski dengelenerek verilmelidir. Ortak karar verme ve hastanın tercihini dikkate almak önemlidir. Hasta demografik özellikleri, tıbbi öykü, indeks olay, geri dönüşümlü risk faktörlerinin varlığı ve eşlik eden ilaçları dikkate alan bir VTE nüks risk skoru (örneğin VTE-PREDICT), klinik olarak anlamlı kanama riski ile birlikte 1 veya 5 yıllık VTE riskini tahmin etmek için kullanılabilir ve ortak karar verme sürecini kolaylaştırabilir.³⁷ Ancak VTE-PREDICT skoru prospektif olarak doğrulanmamıştır. Ayrıca kalıcı risk faktörleri zaman içinde değişebilir; örneğin kanserin küratif tedavisi. Bu nedenle, uzatılmış antikoagülasyona devam gerekliliğinin düzenli olarak yeniden değerlendirilmesi ve antikoagülasyonun fayda-risk dengesinin tartılması kritik önemdedir.

VTE önlenmesinde aspirinin rolünü değerlendiren çeşitli randomize çalışmalar tutarsız sonuçlar vermiştir. Tanımlanabilir risk faktörü olmaksızın VTE öyküsü olan >400 hastayı içeren bir randomize çalışmada, aspirin tekrarlayan VTE riskinde anlamlı azalma ile ilişkili bulunmuş ve kanama riskinde artış saptanmamıştır.²¹ Benzer popülasyonda >822 hastayı içeren başka bir çalışmada ise aspirin tekrarlayan VTE’de azalma ile ilişkili bulunmamıştır; ancak aspirinin bırakılması yaygındı (yıllık %12’ye kadar), bu da sonuçların yorumunu sınırlamaktadır.²²

Venöz Tromboembolizm İçin Risk Faktörleri
Majör Geri Dönüşümlü Risk Faktörü
Minör Geri Dönüşümlü Risk Faktörü
Persistan Risk Faktörü
• Genel anestezi altında ≥30 dakika süren cerrahi
• Hastane yatışı sırasında ≥72 saat süren akut medikal hastalık
• Sezaryen doğum
• Alt ekstremite kırığı
• Genel anestezi altında <30 dakika süren cerrahi
• Hastaneye yatış olmaksızın <72 saat süren akut medikal hastalık
• Östrojen tedavisi (hormon replasmanı veya kontraseptif)
• Peripartum dönem
• ≥72 saat azalmış mobilite ile travma
• Aktif kanser (devam eden tedavi ile birlikte veya olmaksızın)
• Otoimmün hastalık (örn. romatoid artrit, sistemik lupus eritematozus)
• İnflamatuvar bağırsak hastalığı
• Kronik immobilite

 

6.5. 5.2.1. Rekürren Pulmoner Emboli İçin Öneriler

Rekürren Pulmoner Emboli İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
COR
LOE
Öneriler
1
C-EO
1. PE öyküsü olan ve rekürren veya “breakthrough” PE’yi düşündüren yeni semptomlarla başvuran hastalarda, tanıyı objektif olarak doğrulamak veya dışlamak amacıyla CTPA veya V/Q sintigrafisi yapılması önerilir.
1
C-LD
2. Antikoagülan tedavi altında iken rekürren PE gelişen hastalarda, rekürrense katkıda bulunabilecek klinik ve farmakolojik faktörleri saptamak amacıyla değerlendirme yapılması önerilir.1–3
2a
C-EO
3. Terapötik yoğunlukta antikoagülasyona uyumlu olan rekürren PE hastalarında, aynı ilaç sınıfıyla devam etmek yerine alternatif bir ilaç sınıfına geçilmesi makuldür.
2a
C-EO
4. Azaltılmış doz DOAK kullanırken rekürren akut PE gelişen hastalarda, aynı ilaç sınıfında tam doz DOAK ile antikoagülasyona devam edilmesi makuldür.
2a
B-NR
5. Kanserli hastalarda, terapötik doz LMWH altında rekürren PE gelişirse, rekürrensi önlemek amacıyla LMWH dozunun %20–25 artırılması makuldür.4

Özet

Terapötik antikoagülasyon almakta olan hastalarda tekrarlayan PE nadirdir. Kanserli hastalarda ve antifosfolipid antikorları bulunanlarda risk artmıştır. Terapötik antikoagülasyon altında iken tekrarlayan PE şüphesi olan hastalarda, nüks olayını doğrulamak için görüntüleme önerilir. CTPA tercih edilir, ancak karşılaştırma için başlangıç (bazal) V/Q sintigrafisi mevcutsa V/Q taraması makul bir alternatiftir. Buna ek olarak, nüks için tanımlanabilir bir etiyoloji olup olmadığını belirlemek amacıyla kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır. Eğer antikoagülasyon subterapötik ise veya doz ve uygulamaya yönelik belirgin uyumsuzluk varsa, tedaviyi değiştirmek gerekmeyebilir. Ancak belgelenmiş terapötik antikoagülasyon altında gelişen tekrarlayan PE genellikle alternatif bir ajan seçilerek, çoğunlukla LMWH veya fondaparinuks gibi parenteral bir ilaçla yönetilir.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. VTE nedeniyle tedavi edilen hastaların yaklaşık %2’si antikoagülasyon altında iken tekrarlayan bir olay yaşayacaktır. DOAK’ları VKA ile karşılaştıran güncel çalışmaların bir analizinde, nüks oranları DOAK ile tedavi edilen hastalarda %2.4, VKA ile tedavi edilenlerde %2.6 olarak bulunmuştur.⁵ Antikoagülan tedavi almakta olup tekrarlayan PE şüphesi bulunan hastalarda, nüksü belgelemek için görüntüleme yapılmalıdır. CTPA, karşılaştırma için bazal bir V/Q sintigrafisi yoksa V/Q taramasına tercih edilir. Görüntüleme önceki görüntülemelerle karşılaştırılmalı ve tekrarlayan PE tanısı, daha önce tutulmamış bir damar veya segmentin tutulumu temel alınarak konulmalıdır. Negatif veya normal bir D-dimer, hâlihazırda antikoagülasyon almakta olan hastalarda tekrarlayan PE şüphesinin dışlanmasını desteklemek için kullanılabilir.⁶ Ancak yüksek D-dimer düzeyleri, tek başına tekrarlayan PE için tanısal kriter olarak kullanılmamalıdır.

Hâlihazırda antikoagüle edilen hastalarda tekrarlayan PE, tanısal bir güçlük ve tedavi açısından bir ikilem oluşturur. Antikoagülasyon altında tekrarlayan VTE ile ilişkili olabilecek klinik ve farmakolojik durumlar araştırılmalıdır.² Antikoagüle hastalarda tekrarlayan PE’nin etiyolojisi iyi çalışılmamış olsa da, kanser ve antifosfolipid antikorlar, antikoagülasyon altında tekrarlayan PE ile ilişkili klinik riskler olarak tanımlanmıştır.³ DOAK ve LMWH kullanan hastalarda reçete edilen tedaviye uyumsuzluğu değerlendirmek zor olabilir. Reçete ve ilaç temin kayıtlarının incelenmesi yararlı olabilir. VKA kullanan hastalarda, terapötik aralıkta kalma süresinin ve yakın izlem kayıtlarının değerlendirilmesi, etiyoloji olarak subterapötik dozlamayı ortaya koyabilir. Endikasyon dışı subterapötik DOAK dozlaması da tekrarlayan tromboembolizm ve kanama dahil advers olay riskinde artış ile ilişkilidir.⁷˒⁸ VKA ile ilaç-ilaç ve gıda-ilaç etkileşimleri iyi bilinmektedir. Ancak bu etkileşimler daha sık izlem ve doz ayarlaması ile aşılabilir veya yönetilebilir. DOAK ile birlikte eş zamanlı p-glikoprotein ve CYP-3A4 indükleyicileri alan hastalarda DOAK plazma konsantrasyonları azalabilir.⁹ DOAK’larla ilişkili az sayıda gıda-ilaç etkileşimi olmakla birlikte, rivaroksabanın (15 mg ve 20 mg dozları) yeterli emilimi için yemekle birlikte alınması gerekir.¹⁰ Ayrıca gastrointestinal cerrahi öyküsü DOAK emilimini etkileyebilir.¹¹ Hâlihazırda antikoagüle edilen hastalarda tekrarlayan PE ile ilişkili olabileceği bildirilen diğer durumlar şunlardır: vaskülit, inflamatuvar durumlar, paroksismal nokturnal hemoglobinüri, gebelik ve vasküler kompresyon veya diğer vasküler anormallikler.² Antikoagülasyon için LMWH veya UFH alan ve tekrarlayan PE gelişen hastalarda, heparine bağlı trombositopeni, antitrombin eksikliği veya subterapötik ilaç düzeyleri açısından değerlendirme düşünülmelidir.¹²

2. Antikoagülasyona rağmen tekrarlayan PE gelişen hastalarda, tedaviye uyumsuzluk, nüks olayından önceki birkaç hafta içinde subterapötik düzeyde olma veya antikoagülan ilacın yanlış kullanımı saptanırsa, alternatif bir antikoagülana geçiş gerekli olmayabilir. Nüks olaya rağmen hasta eğitimi ve izlem sıklığının artırılması yeterli bir müdahale olabilir. Ancak belgelenmiş terapötik antikoagülasyona rağmen tekrarlayan PE gelişen hastalarda, tedavinin alternatif bir ilaç sınıfına değiştirilmesi yaygın uygulamadır ve makul bir yaklaşım olabilir.¹³

Uzatılmış antikoagülan tedavi fazında azaltılmış doz DOAK (rivaroksaban 10 mg/gün veya apiksaban 2.5 mg günde iki kez) kullanırken belgelenmiş tekrarlayan PE gelişen hastalarda, aynı ilaç sınıfı içinde tam terapötik doza geri dönmek makuldür.

Kanserli ve tekrarlayan PE gelişen hastalar özel bir popülasyonu temsil eder. Yakın tarihli bir meta-analiz, değerlendirilen antikoagülasyon stratejileri arasında tekrarlayan PE açısından anlamlı bir fark bulmamıştır.¹⁴ Kanserli hastaların, seçilmemiş popülasyonlarda bildirilen %2’lik nüks oranından daha yüksek antikoagülasyon sırasında tekrarlayan PE riski taşıdığı bilinmektedir.⁵˒¹⁵ Bir klinik çalışmada, terapötik LMWH almakta olan ve kanserli olup tekrarlayan VTE gelişen hastalar, kilo bazlı dozun %20–25 oranında artırılması ile yönetilmiştir. Dikkat çekici olarak, doz artırımı ile yönetilen kohorttaki 15 hastanın 3’ünde tekrarlayan VTE gelişmiştir.⁴

7. Komplikasyonlar ve Sekeller

7.1. 6.1. Akut PE Sonrası Persistan Semptomatik Hastalar

Akut PE Sonrası Persistan Semptomlu Hastalar İçin Öneriler
Önerileri destekleyen referans çalışmalar Kanıt Tablosu’nda özetlenmiştir.
Değerlendirme
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
1. Akut PE sonrası ≥3 ay terapötik antikoagülasyona rağmen devam eden dispne ve/veya fonksiyonel kısıtlılığı olan hastalarda, CTEPD açısından tanısal değerlendirme yapılması önerilir.1–3
2a
B-NR
2. CTEPD açısından değerlendirme yapılan hastalarda, yalnızca ekokardiyografi yerine, transtorasik ekokardiyografi (TTE) ile birlikte planar V/Q, V/Q SPECT veya SPECT/BT gibi akciğer perfüzyon sintigrafisi yapılması makuldür.1,4,5
2a
B-NR
3. CTEPD açısından değerlendirme yapılan hastalarda, kardiyopulmoner egzersiz testi (CPET) yapılması makuldür.4,6–10
3: Fayda Yok
B-NR
4. Semptomları tamamen düzelmiş ve CTEPD açısından düşük şüphe bulunan PE hastalarında, rutin takip CTPA veya perfüzyon sintigrafisi yapılması önerilmez.1,11,12
Yönetim
COR
LOE
Öneriler
1
B-NR
5. CTEPD açısından değerlendirilmekte olan hastalarda, yüksek kanama riski yoksa, rekürren VTE veya CTEPD progresyonunu önlemek amacıyla değerlendirme tamamlanana kadar antikoagülasyona devam edilmelidir.1,13
1
B-R
6. CTEPD dışlanmış ancak ≥3 ay terapötik antikoagülasyona rağmen dispne ve/veya fonksiyonel kısıtlılık devam eden hastalarda, semptomları ve egzersiz toleransını artırmak amacıyla pulmoner rehabilitasyon programı uygulanması makuldür.14–16
1
C-LD
7. Pulmoner hipertansiyon (PH) ile birlikte CTEPD tanısı alan hastalarda, değerlendirme ve tedavinin optimize edilmesi için CTEPD konusunda deneyimli bir merkeze yönlendirme önerilir.17–19
2a
C-LD
8. PH olmaksızın CTEPD tanısı alan seçilmiş hastalarda, uzman merkeze yönlendirme, yönetimin optimize edilmesi açısından yararlı olabilir.17–19

* Akut PE sırasında normal ekokardiyografisi olan hastalarda, 3–6 ayda tekrarlanan ekokardiyografi genellikle düşük tanısal verime sahiptir ve çoğu durumda atlanabilir.

Özet

Akut PE sonrası klinik semptomların bütünü Bölüm 3.1.1, “Klinik Değerlendirme” kısmında gözden geçirilmiştir. Akut PE sonrası hastaların yarısına kadarında, 3 aylık terapötik antikoagülasyona rağmen devam eden dispne ve/veya fonksiyonel bozulma görülür.¹ Benzer şekilde, akut PE’li hastaların yaklaşık yarısında görüntülemede kalıcı perfüzyon defektleri saptanır; bu durum rezidüel pulmoner vasküler obstrüksiyon (RPVO) olarak adlandırılır ve bu hastaların çoğu asemptomatiktir.²⁰˒²¹ CTEPD, hem istirahatte PH olmaksızın hem de PH varlığında, kalıcı semptomları, RPVO’su ve pulmoner vasküler hastalığa bağlı egzersiz kısıtlılığı olan PE öykülü hastaları kapsar¹⁹ (Şekil 7). Akut PE sonrası PH ile birlikte CTEPD prevalansı, yani kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon (CTEPH), yaklaşık %3’tür; PH olmaksızın CTEPD prevalansı bilinmemekle birlikte en az bunun kadar yaygın olduğu düşünülmektedir.²²˒²³ Akut PE’den ≥3 ay sonra devam eden semptomları olan hastalarda tanısal testlerin amacı, semptomların etiyolojisini ve CTEPD’nin neden olup olmadığını belirlemektir. CTEPD tanısı, pulmoner vasküler hastalığa bağlı egzersiz kısıtlılığının değerlendirilmesini gerektirir; bu durum istirahatte veya prekapiller PH ve/veya trombüse bağlı anormal derecede artmış alveolar ölü boşluk ile tanımlanır.

Öneriye Özgü Destekleyici Metin

1. Üç büyük prospektif çalışma, akut PE’den 3 ay sonra persistan semptomları olan hastalarda yapılan tanısal değerlendirmenin CTEPD tanı süresini kısalttığını göstermiştir. InShape II (Akut Pulmoner Emboli Sonrası Kronik Tromboembolik Pulmoner Hipertansiyonun Noninvaziv Erken Dışlanması) çalışması, 3 ay post-PE semptomatik hastalarda klinik öngörü skoru, elektrokardiyografi ve NT-proBNP’yi birleştiren çok merkezli, tek kollu bir çalışmadır ve PH ile birlikte CTEPD’li hastaların çoğunun akut PE’den sonraki 4 ay içinde tanı alabileceğini göstermiştir. FOCUS (Akut Pulmoner Emboli Sonrası Takip) çalışmasında, akut PE sonrası 880 hastada 3., 12. ve 24. aylarda standartlaştırılmış değerlendirme planı kullanılan çok merkezli gözlemsel kohort çalışmasında, PH ile birlikte CTEPD tanısına kadar geçen medyan süre 129 gün bulunmuştur. Başka bir sistematik çalışma, PE sonrası bir PE uzmanlık kliniğinde ortalama 4 aylık takibin PH ile birlikte CTEPD tanı süresini azalttığını göstermiştir.³ Akut PE’den 3 ay sonra tanısal değerlendirme yapılması, akut PE sonrası vasküler obstrüksiyonun 3 aydan sonra değişmediği bulgusu ile de desteklenmektedir; bu nedenle daha uzun beklemek yalnızca tanıyı geciktirir.⁸˒⁹

Tek başına TTE, CTEPD tanısını dahil etmek veya dışlamak için yetersizdir. PH ile birlikte doğrulanmış CTEPD’li 42 hastayı içeren retrospektif bir çalışmada, hastaların üçte birinde TTE normal bulunmuştur.⁴ Benzer şekilde, akut PE sonrası seçilmemiş 400 hastayı içeren prospektif bir çalışmada, CTEPD tanısı alanların yaklaşık %40’ında TTE’de PH bulgusu yoktu ancak CPET bulguları anormal pulmoner perfüzyondan şüphe uyandırıyordu.²³ Tersine, akut PE sonrası TTE’si kalıcı olarak anormal olan birçok hastada CTEPD gelişmez. Akut PE sonrası hastalarda yapılan en büyük iki çalışma, PH ile birlikte CTEPD insidansının düşük olduğunu (%1.6–3.2) ancak hastaların %30’dan fazlası ile %50’sinde kalıcı anormal TTE bulunduğunu göstermiştir.¹˒⁵ Planar V/Q sintigrafisinin CTEPD tanısını dışlamadaki negatif prediktif değeri %100’e yakındır.¹⁰˒²⁴ Düşük doz kontrastsız BT ile kombine SPECT perfüzyon görüntüleme (SPECT/BT) ve V/Q SPECT, PH ile birlikte CTEPD tanısında planar V/Q ile benzer tanısal performansa sahiptir.²⁵˒²⁶ Normal akciğer perfüzyon görüntülemesi (planar V/Q, SPECT/BT veya V/Q SPECT) CTEPD’yi dışlamak için yeterli olmakla birlikte, RPVO akut PE sonrası yaygındır ve semptomlarla korele olmayabilir. Bu nedenle TTE, PH olasılığını belirlemek ve dispne değerlendirmesine yardımcı olmak için yararlı bir yardımcı testtir. Akut PE sırasında bazal TTE’si normal olan hastalarda klinisyenler TTE olmaksızın akciğer perfüzyon görüntülemesi yapabilir.

CTEPD’de dispne ve egzersiz kısıtlılığı, artmış RV art yükü ve/veya pulmoner arter obstrüksiyonuna bağlı artmış alveolar ölü boşluk nedeniyle egzersiz sırasında atım hacmini artırma yeteneğinin azalmasına bağlanabilir.²⁷ Bu nedenle, noninvaziv CPET’te CTEPD düşündüren bulgular arasında azalmış pik oksijen tüketimi, atım hacminde bozulma (oksijen nabzı veya atım hacmi rezervi kullanılarak tahmin edilir) ve artmış alveolar ölü boşluğa (VD/VT) bağlı ventilatuvar verimsizlik (artmış VE/VCO₂) yer alabilir. CPET, altta yatan kardiyopulmoner bozuklukları saptamada yüksek duyarlılığa sahiptir, noninvazivdir ve radyasyon gerektirmez. Buna rağmen, PH olsun ya da olmasın CTEPD tanısını koyma veya dışlamada CPET’in kesin tanısal performansı belirlenmemiştir. Akut PE’li 400 hastayı içeren bir çalışmada, semptomatik hastalarda CPET ve TTE kullanılmış ve PH olmaksızın CTEPD oranı %5.75, PH ile birlikte CTEPD oranı %5.25 bulunmuştur.²³ Ekokardiyografide PH bulgusu olmamasına rağmen, önemli sayıda hasta anormal CPET ile CTEPD tanısı almıştır.²³ PH’li ve PH’siz CTEPD hastalarını içeren çalışmalarda, noninvaziv CPET’te ventilatuvar verimsizlik ve azalmış oksijen nabzı ile egzersiz sağ kalp kateterizasyonunda anormal hemodinamikler arasında korelasyon bulunmuştur.⁶˒⁷ Önemli noktalar şunlardır: CPET’te kardiyovasküler ve ventilatuvar anormallikler CTEPD’ye özgü değildir; tek başına pik oksijen tüketimi CTEPD için güvenilir bir tarama ölçütü değildir; ve CTEPD’yi dışlamak için CPET parametre eşik değerleri net olarak tanımlanmamıştır.²⁷ Çoğu çalışma, ventilatuvar verimlilikteki bozulmayı (VE/VCO₂) VD/VT için bir surrogate olarak kullanmıştır; ancak VD/VT belirlenmesi arteriyel PCO₂ ölçümünü gerektirir ve bu birçok CPET laboratuvarında mevcut değildir. VE/VCO₂’nin artmış VD/VT’yi öngörmedeki özgüllüğü düşük olsa da, yüksek duyarlılığı VE/VCO₂’yi alveolar ölü boşluk için makul bir surrogate yapar; ancak VE/VCO₂ anormalliği olan hastaların egzersiz sağ kalp kateterizasyonu gibi daha kesin testlere yönlendirilmesi gerekir.²⁸

2. Çeşitli kohort çalışmaları ve meta-analizler, PE tanısından 6–12 ay sonra CTPA’da RPVO ile takip sırasında çeşitli klinik sonuçlar arasında korelasyon olmadığını göstermiştir. Bu sonuçlar arasında fonksiyonel bozulma, dispne, RV/LV oranı, CTEPH ve tekrarlayan PE yer alır.¹¹˒¹²˒²⁹ Akut PE sonrası takipte anormal V/Q sintigrafileri, 12. ayda egzersiz kısıtlılığını öngörmemektedir ve asemptomatik hastalarda değerini sınırlar.¹¹ Bu nedenle takip amaçlı CTPA’nın yararı sınırlıdır. İstisnalar; tekrarlayan PE’nin dışlanması gereken yeni semptomlu hastalar veya V/Q ya da SPECT/BT’nin mevcut olmadığı persistan semptomlu hastalardır. CTPA, antikoagülasyon süresini belirlemek için endike değildir.

Tekrarlayan VTE ve/veya CTEPD progresyon riski nedeniyle, kanama riski artışı nedeniyle kontrendike olmadıkça, değerlendirme tamamlanana kadar belirgin geçici tetikleyici risk faktörleri olan hastalarda bile antikoagülasyonun sürdürülmesi önerilir.¹³˒³⁰

Akut PE sonrası fiziksel egzersiz ve rehabilitasyonun etkinliği ve güvenliği ile ilgili veriler sınırlıdır. Bir RKÇ’de, akut PE’den 6–72 ay sonra persistan dispnesi olan 211 hasta, olağan bakım ile 8 haftalık evde gözetimli egzersiz programına randomize edilmiş ve egzersiz grubunda egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesinde iyileşme saptanmıştır.³¹ Ancak akut PE’den sonraki 3 ay içinde hastalarda gözetimli egzersiz programını karşılaştıran 2 diğer RKÇ, egzersiz kapasitesi veya yaşam kalitesi açısından gruplar arasında anlamlı fark bulmamış, ancak örneklem büyüklüğü ve metodolojik sınırlılıklar mevcuttur.¹⁵˒¹⁶ Bu çalışmalar, rehabilitasyonun faydasının PE’nin akut fazı sonrası (3 aydan sonra) persistan semptomları olan hastalarla sınırlı olabileceğini düşündürebilir.

3. CTEPH’li hastaların CTEPD konusunda uzmanlaşmış bir merkezde tedavisi ile uzmanlaşmamış bir merkezde tedavisi arasındaki sonuçları karşılaştıran randomize veri yoktur. CTEPH’li hastalarda yalnızca medikal tedaviye üstün olduğu gösterilen balon pulmoner anjiyoplasti (BPA) ve/veya pulmoner tromboendarterektomi (PTE) cerrahisi sıklıkla uzman merkezlerle sınırlıdır.³²–³⁴ Hem BPA hem de PTE cerrahisinde merkez deneyimi sonuçlarla ilişkilidir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 64 PTE merkezinde, yıllık vaka hacmi arttıkça mortalite olasılığı azalmıştır.¹⁸ Yüksek hacimli referans merkezlerinde mortalite ve diğer sonuçlar zamanla ve hasta sayısı arttıkça iyileşmektedir.¹⁷˒³⁵ İnoperabl CTEPH’li 184 hastada 1006 BPA seansı uygulanan bir çalışmada, komplikasyon oranlarının ilk yarıdaki hastalarda %13.3’ten ikinci yarıdaki hastalarda %5.9’a düştüğü gösterilmiştir (P<0.001).¹⁹

PH olmaksızın CTEPD’li hastaların yönetimine ilişkin sonuç verileri, BPA veya PTE ile tedavi edilen yüksek derecede seçilmiş hastaları içeren küçük olgu serileri ile sınırlıdır. Bu çalışmalar egzersiz kapasitesi, fonksiyonel sınıf ve hemodinamiklerde iyileşme göstermiştir.⁷˒³⁶–³⁸ Bu nedenle bazı hastalar CTEPD yönetiminde deneyimli bir merkeze yönlendirilmekten fayda görebilir. Ancak hafif hastalığı olan birçok hasta girişimsel/cerrahi tedaviden fayda görmez.⁷˒³⁶˒³⁷ Bu nedenle, özellikle benign prognoza sahip olabilecek hafif hastalığı olan CTEPD’siz PH hastalarının tümü için CTEPD uzmanlık merkezine yönlendirme gerekli olmayabilir.³⁹

AHA: Akut PE Sonrası Klinik Sendromlar
AHA: Akut PE Sonrası Klinik Sendromlar
AHA: Akut PE Sonrası Devam Eden Semptomların Değerlendirilmesi
AHA: Akut PE Sonrası Devam Eden Semptomların Değerlendirilmesi
Tablo: Pulmoner Hipertansiyonu Düşündüren Ekokardiyografik Bulgular
A: Ventriküller
B: Pulmoner Arter
C: İnferior Vena Kava ve Sağ Atriyum
• RV/LV bazal çap/alan oranı >1.0

• İnterventriküler septumda düzleşme (LVEI >1.1; sistolde ve/veya diyastolde)

• TAPSE/sPAP oranı <0.55 mm/mmHg
• RVOT AT <105 ms ve/veya midsistolik çentiklenme

• Erken diyastolik pulmoner yetmezlik hızı >2.2 m/sn

• PA çapı > AR çapı
• PA çapı >25 mm
• IVC çapı >21 mm ve inspiryumda azalmış kollaps (sessiz inspiryumda <%50 veya sniff ile <%20)

• Sağ atriyum alanı (end-sistol) >18 cm²

* Pulmoner hipertansiyon olasılığını değiştirmek için en az iki kategoriden (A/B/C) bulgu mevcut olmalıdır. Humbert ve ark.’dan uyarlanmıştır. © 2025 European Society of Cardiology & European Respiratory Society.

Kısaltmalar: AR: aort kökü; IVC: inferior vena kava; LV: sol ventrikül; LVEI: sol ventrikül eksantriklik indeksi; m: metre; PA: pulmoner arter; PH: pulmoner hipertansiyon; RA: sağ atriyum; RV: sağ ventrikül; RVOT AT: sağ ventrikül çıkış yolu akselerasyon zamanı; sPAP: sistolik pulmoner arter basıncı; TAPSE: triküspit anüler düzlem sistolik ekskürsiyonu; TRV: triküspit yetmezlik hızı.

8. Kanıt Boşlukları ve Gelecek Yönelimler

Akut PE’nin yönetimi gelişmeye devam etmektedir; ancak bakımın birçok alanında önemli kanıt boşlukları sürmektedir. Mevcut zorluklar arasında, terapötik kararları daha iyi yönlendirmek amacıyla AHA/ACC klinik kategorilerinin doğrulanması ve trombüs yükü ile RV genişleme ölçütleri gibi yeni öngördürücülerin entegrasyonu gibi risk sınıflandırma araçlarının geliştirilmesi yer almaktadır. Antikoagülasyon ve trombolitik tedavi açısından, daha güvenli ajanlara, mevcut tedaviler altında olan hastalar için geliştirilmiş stratejilere ve seyahatle ilişkili profilaksi için daha net rehberliğe ihtiyaç vardır. İleri tedaviler, özellikle yüksek riskli popülasyonlarda kateter temelli girişimler ve cerrahi embolektomi için sağlam algoritmalar ve karşılaştırmalı etkililik verileri gerektirmektedir. Uzun dönem sonuçlar, özellikle kronik tromboembolik hastalıkta ve kırsal bölgelerde yaşayan hastalar, hormon tedavisi gerektirenler ve gebeler gibi özel popülasyonlarda yeterince anlaşılmamıştır. Son olarak, yapay zekâ ve radyomik gibi gelişmekte olan teknolojiler, tanıyı geliştirme ve bakımı kişiselleştirme açısından umut verici alanlar sunmaktadır; ancak daha fazla doğrulamaya ihtiyaç vardır. Bu boşlukların giderilmesi, sonuçları optimize etmek ve farklı hasta popülasyonları için tedavi stratejilerini uyarlamak açısından kritik öneme sahiptir.
Tablo: Akut PE Yönetiminde Kanıt Boşlukları ve Gelecek Yönelimler
Kategori
Kanıt Boşlukları ve Gelecek Yönelimler
Risk Sınıflaması ve Skorlama Sistemleri
AHA/ACC akut PE klinik kategorilerinin doğrulanması Genel risk skorlarının (ör. NEWS2) sonuçları öngörmedeki faydasının belirlenmesi Genetik ve edinilmiş trombofili testlerinin hasta açısından anlamlı sonuçlar üzerindeki etkisinin daha iyi karakterize edilmesi RV genişlemesinin LV’ye göre derecesinin, “normal/anormal” ikili değerlendirmeden daha öngördürücü olup olmadığının belirlenmesi İleri tedavilerle daha iyi sonuç elde edecek hastaları belirleyebilen risk skorlarının geliştirilmesi Ana alt popülasyonlarda trombüs yükünün rolünün ve trombüs yükünü azaltmaya yönelik akut girişimin hasta açısından anlamlı sonuçlara etkisinin değerlendirilmesi
Antikoagülasyon / Trombolitik Tedavi
Daha düşük kanama riski olan yeni antikoagülanların geliştirilmesi Non-terapötik antikoagülasyon alan hastalarda RV D-dimer temelli stratejilerin değerlendirilmesi Kısa ve uzun mesafeli seyahatlerde PE riskini azaltmak için kompresyon çorabı ve antikoagülasyonun etkisinin değerlendirilmesi Akut PE girişimi sonrası kısa süreli LMWH ile DOAK’ın güvenlilik ve etkinliğinin değerlendirilmesi
İleri Tedaviler
Akut PE’nin ileri tedavisi için her bir girişimsel aracı ne zaman kullanacağını belirleyen bir algoritmanın oluşturulması Akut PE’yi tedavi etmek için çeşitli trombolitik doz rejimlerinin etkinlik ve güvenliğinin değerlendirilmesi Girişimsel ve girişim sonrası dönemde antikoagülan tedavinin etkinlik ve güvenliğinin değerlendirilmesi AHA/ACC PE Kategori C–D hastalarında kateter temelli girişimlerin, sadece antikoagülasyona kıyasla etkinlik ve güvenliğinin; akut ve uzun dönem sonuçlar açısından değerlendirilmesi Randomize çalışmalarda cerrahi embolektominin etkinlik ve güvenliğinin değerlendirilmesi AHA/ACC PE Kategori E hastalarında izole RV destek cihazlarının rolünün belirlenmesi AHA/ACC PE Kategori E hastalarında kateter temelli girişimlerin, sistemik trombolize kıyasla etkinlik ve güvenliğinin; akut ve uzun dönem sonuçlar açısından değerlendirilmesi
Kronik Durumlar ve Uzun Dönem Sonuçlar
CTEPD alt tiplerinin ve klinik sonuçlarının daha iyi karakterize edilmesi Kronik tromboembolizm gelişimi riskleri için yeni biyobelirteçlerin, klinik özelliklerin ve görüntüleme bulgularının değerlendirilmesi
Özel Popülasyonlar ve Kişiselleştirilmiş Tıp
Kırsal popülasyonlarda (bakıma erişimi sınırlı hastalarda) tanısal ve tedavi stratejilerinin değerlendirilmesi Östrojen içeren uzun süreli hormon tedavisi gerektiren PE öykülü hastalarda antikoagülasyon tedavisinin etkinliğinin belirlenmesi Gebelikte veya emzirme döneminde olan hastalarda direkt oral antikoagülanların güvenliğinin belirlenmesi
Teknoloji ve İnovasyon
Akut PE’li hastalarda tanı ve risk sınıflamasında yapay zekânın kullanımı Trombüs yaşlandırması (yaş tayini) ve risk sınıflaması için trombüs PE’nin radyomik analizi
Kaldığın Yerden Devam Et

Bu konunun tamamına erişmek için abonelik gerekiyor. Ancak ücretsiz üyelik oluşturarak Infuscion’un birçok özelliğini hemen kullanmaya başlayabilirsin.

Ücretsiz üyelik ile:

✔️Okuduğun konuları takip edebilir

✔️Önemli gördüğün yerleri vurgulayabilir

✔️İçeriklere geri bildirim bırakabilir

✔️Açık konulardaki quiz ve flashcard’ları çözebilir

✔️Infuse Mode ile aktif öğrenmeyi deneyebilirsin

Infuscion’u sadece okumak için değil; not alarak, işaretleyerek ve kendini test ederek daha verimli kullanabilirsin.

👉 Ücretsiz hesabını oluştur ve öğrenmeye devam et.